Atasözleri İle Yaşama Sanatı/ Sosyolog Esma ÇERÇİL

Atasözleri İle Yaşama Sanatı/ Sosyolog Esma ÇERÇİL

Atasözlerinin Hayatımızdaki Yeri ve Önemi

Bir süredir danışanlarıma nasıl daha farklı bir bakış açısı sunabileceğimi düşünürken, hayatın çok içinden olan bir konunun farkına vardım; atasözleri. İstisnasız hepimiz az ya da çok yeri geldiğinde bir sohbet esnasında ya da kendimizle içsel konuşma yaparken bazı atasözlerini kullanıyoruz ve o esnada o atasözü bize ders oluyor. ‘Gerçekten ne kadar da doğru!’ diyoruz ancak daha sonra konunun duygusal vurgusu hafiflediğinde o dersi unutuyoruz. Zaman, yaşadığımız duygu yoğunluğunu azaltıyor ve biz yine günlük koşturmaca içinde bir sonraki sefere kadar o duygudan bihaber yaşıyoruz. Fakat sıkıntılarımız, sorunlarımız çözülmüyor. Sadece bir süreliğine halı altı ediyoruz. Daha sonra yine ve yine konuşuyoruz, duygu yoğunluğunu yine hissediyoruz fakat yine hiçbir şey yapmıyoruz. Bilgi, sadece bilgi olarak kaldığında etkisizdir. Bilgi, pratiğe döküldüğünde etkisi yaşanır. Sadece bilmek, emin olmak veya karar vermek maalesef yeterli olmuyor. Artık bunu da çok iyi biliyoruz. Emin olduğumuz ve karar verdiğimiz konuları hayata geçirmeliyiz. Örneğin bir kişi acele işe şeytanın karıştığını defalarca deneyimlemiş ve artık bundan emin olmuşsa, bundan sonra hızdan zarar görmemek için aceleci tavrını terbiye etmeli; yavaşlamalı ama önceden önlem almalı. Örneğin sabah sekizde işe varması gerekiyorsa fakat trafikten dolayı gecikme riski varsa evden birkaç dakika erken çıkmayı kendisine disiplin edinmeli. Böylece acele etmesine de gerek kalmaz.

Atasözleri, adı üzerinde atalarımızın deneyimleyip de bizlere miras bıraktıkları sözler. Her biri bize hayatın iç yüzünü gösterirken, burada kendimize güvenli ve huzurlu bölgeler inşa etmemiz için birer uzman niteliğinde. Sözlerin üzerine derin düşünme ve gözlem yaptığımda fark ettim ki, atasözleri bize hem bireysel hem de toplumsal gelişim için çok iyi bir rehber. Hepimizin yenilenmeye ihtiyacı var ve iyisiyle kötüsüyle bir yılı geride bırakmaya çok az kaldı. Ben kendi adıma 2018 yılı için atasözlerinin rehberliğini edinme kararı aldım. Sizler de dilerseniz yeni yıl için kendinize atasözlerini, güzel sözleri, ders niteliğinde edilmiş olan ifadeleri rehber edinebilir ve kendinize taptaze yollar çizebilirsiniz. Sadece Türk değil İngiliz, Japon, Çin, Rus, Kızılderili vb. birçok kültürün atasözlerini okuyabilir, bu öğretilerden size ışık olacakları kendinize felsefe edinebilirsiniz. Nasıl bir hayat yaşamak istediğinize karar verin, buna uygun sözleri bulun, aklınıza ve gönlünüze sinenleri seçin ve onları hayatınıza nasıl uyarlayacağınızı belirleyin, sonra da bu plana sadık kalın. Ben birkaç tane seçtim. Üzerlerinde düşünün, hayatınızı gözünüzün önüne getirin, hangi söz hayatınızın neresinde can bulmuş, izleyin.

Hepimize rehber olmaları dileği ile…

Yaşam Felsefesi Değerinde Sözler

  • Önce tedbir, sonra tevekkül: Tedbiri elden bırakmamak gerekir. “Bana buradan zarar gelmez!” dediğimiz yerden muhakkak zarar görürüz. Evimizin 10 penceresinden 9’unu kapatıp, ‘bu pencereden asla hırsız girmez’ diyerek açık bıraktığımız o tek pencereden hırsız girer. Bu, hayatımızın her alanı için böyledir. Kaleyi boş bırakırsak gol yeriz. Bu yüzden kibir yapmadan, gururlanmadan ve küçümsemeden tedbiri her zaman elde tutmalıyız. Daha sonra da doğru yaptıklarımızdan emin olarak tevekkül etmeliyiz. Yani tedbire rağmen zarar görürsek bu da bizim bir imtihanımızdır. Tedbir almayan kişinin isyana hakkı var mıdır! Peki, ya tedbir alan? Tedbir alan da isyan etmemeli, ‘hayırlısı buymuş’ diyebilmelidir. Zira, o anda hayrı göremese de, ileride bir gün bunun için şükreder. Eminim bu tarz durumlar yaşamışsınızdır. ‘İyi ki olmamış’ dediğiniz şeyleri düşünün. Hak ve adalet burada devreye girer; tedbiri alıp, tevekkül edince hak ve adalet dile gelir, somutlaşır ve bize görünür.
  • Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz: “Bunu yapmak istiyorum, şunu yapmak istiyorum, istiyorum, istiyorum…” cümlelerinin hiçbir etkisi yoktur. İnsanlar istedikleri zaman yapamazlar, yapmaya başladıkları zaman yapabilirler. Bu söz çoğunlukla iş yerlerinde üstleri tarafından astlarına karşı kullanılır. Elbette her zaman her yerde olduğu gibi burada da bir çıkar söz konusudur. Sonuçta işveren bizden iş yapmamızı bekler. Aynı şekilde hayat da bizden hareket görmeyi bekler. “Birikim yapmak istiyorum” deyince birikim yapılmıyor. Birikim yapabilmek için bir yerden birikim yapmaya başlamak gerekiyor. Ya da “Terfi almak istiyorum” deyince de kimse bize terfi vermiyor. Terfi alabilmek için onu hak etmek gerekiyor. Hak edebilmek için de belirli adımları atmak gerekiyor. “İstiyorum” deyip de hiçbir şey yapmayanla, isteğini dile bile getirmeyip onu gerçekleştirmek için harekete geçenin arasında bir uçurum bulunuyor. Hangisi kazanır? Tabiki hareket eden. Değil mi? Eşimiz, çocuğumuz, arkadaşımız, işverenimiz ve hatta kendimiz bile ne söylediğimize değil, ne yaptığımıza bakıyoruz. “Seni seviyorum” derken sevgi ifadesi davranışlarda bulunmadıktan, “Sana değer veriyorum” derken zaman ayırmadıktan, “İşimi önemsiyorum” derken işimize bedel ödemedikten, “En önemli şey sağlık” derken sağlıksız bir yaşam sürdükten, “Kendimi geliştirmek istiyorum” derken gelişim için hiçbir şey yapmadıktan sonra bu sözlerin ne önemi var? Hangisi gerçekleşir? Ve hangisi için bizi takdir ederler? Ya da hangisi hayatımızda gerçek anlamda yerini bulur? İstemekle yapmak arasında fark var ve belki de büyük bir risk bile var; biz isterken bir başkası gelip yapabilir ve bizim yerimizi alır ki zaten orası acaba gerçekte bizim yerimiz midir! İşte bu nedenle isteklerimizi dile getirmenin en güzel ifadesi onları gerçekleştirmek üzere adım atabilmemizdir. Bunun için kendimizi eğitmemiz gerekir.

 

  • Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir: Hayat aslında o kadar net ki! Geceden sonra gündüzün, gündüzden sonra gecenin geleceği, güneşin doğudan doğup batıdan batacağı, mevsimlerin birbiri ardınca geleceği, Mart ayının kapıdan baktıracağı ne kadar netse fazla sevginin nefret doğuracağı, aşırı beslediğimiz karganın gözümüzü oyacağı, bedelsizliğin acı ve imkânsızlık getireceği, içinde yer almadığımız sahnelerde yerimizi başkalarının alacağı da bir o kadar net. Hayat soyut ve anlaşılamayacak kadar girift değil. Hayat net ve bize diyor ki; “Bazı durumlar benim yapımdan, bazıları ise senin yaptıklarından. Benim güneşim doğudan doğar, batıdan batar ve sen buna mani olmazsın ama birine aşırı bedel ödersen ondan nankörlük görürsün. İşte buna mani olabilirsin. Hiç kimse için hatta kendin için bile dengeden şaşma. Ne ekersen onu biçersin. Arpa ekip buğday biçebileceğini mi sanıyorsun? Öyleyse aldanıyorsun. Sevgi verirsen sevgi, nefret verirsen nefret bulursun ve vermediğin şeyi de hiç bulamazsın.” Eğer her şey bu kadar netse biz hayatı açık seçik okuyabiliriz; çalışırsak kazanırız, tembellik yaparsak kaybederiz. Gerek ilişkilerimizde, gerek işimizde, gerekse diğer tüm alanlarda en önemli şey farkında olarak hareket etmektir. İşimiz için, ilişkilerimiz için, kazancımız için, sağlığımız için, finansal durumumuz için şu anda ne yapıyoruz? Şu ana kadar yaptıklarımız bugün yaşadıklarımızı belirledi. O halde yarınlarımız için ne yapıyoruz? Unutmayalım ki uzun bir zaman boyunca sağlığı, işi, ilişkisi, kazancı vb. için hiç bedel ödememiş biri bir süre daha bedelsizliğinin bedelini hiçbir şey kazanmayarak ödeyecek ama şu andan itibaren bedel ödemeye başladığında gittikçe azalan bir acıyla günü geldiğinde karşılığını almaya başlayacak. Bu durumda siz hangisini tercih ederdiniz? İsteklerinizin gerçekleşeceğini artık biliyorsunuz. Bunun için çaba mı sarf ederdiniz yoksa hiç uğraşmaz mıydınız?

 

  • Aza kanaat etmeyen çoğu bulamaz: Şükretmek ne kadar önemli! Ne zaman isyan etmişsem muhakkak daha beteriyle karşılaştığımı bilirim. Hayatınıza bakın; sizde de öyle değil mi? Hayat bizimle konuşuyor. Hayat o kadar net ki! Onu duymamak, görmemek için kör ve sağır olmak gerek. İnsanoğlu hep bir isyan içinde; hiç doymuyor, hep daha fazlasını istiyor, hep şikâyet ediyor, hep daha iyisini-güzelini ve fazlasını hak ettiğine inanıyor. Zaten bu zanlardan dolayı başımıza gelen geliyor. Oysa şu an hali hazırda her şey olduğu haliyle bizim için iyi ve emin olun yaşadığımız zorluklar ve sıkıntılar bile güzel. Bu konuyla ilgili geçenlerde bir arkadaşımla konuşuyorduk. Bana gerçek bir olay anlattı; bir kadın evladını kaybediyor ve “Bundan daha kötü, daha acı başıma ne gelebilir!” diyor ve isyan ediyor. Bir süre sonra kadın ikinci evladını da kaybediyor ve bu defa diyor ki; “Bundan sonra ‘başıma daha ne gelebilir ki’” demeyeceğim!” İsyan her zaman alıp götürür. Ve biz akıllanmadığımız (şükretmediğimiz) sürece en değerlilerimizi tekrar tekrar alıp götürür. Bu nedenle aza kanaat etmek gerekir. Az ki aslında az değildir, çoktur da biz kabul etmiyoruz. Çünkü insanoğlu ne yazık ki açgözlüdür ve bu yaşamdaki en büyük sınavı da açgözlülüğünü terbiye etmesidir. Yeri geldiğinde 10 kuruşa ihtiyaç duyduğumuz olur, yeri geldiğinde 1.000 lirayı heba ederiz. İşte bu hiçe saydığımız miktar gün gelir bizi 10 kuruşa muhtaç bırakır ve biz o 10 kuruşun karşısında eğilip bükülmedikçe (dizlerimizi kırıp koltuk altlarında aramak gibi) daha fazlasını bulamayız. Şükretmek her zaman bizim yanımızdadır. Şükretmek insan nefsine ağır gelir fakat insanı yücelten bir tutumdur.

 

Bu dört söz benim yaşam felsefemin en etkililerinden sadece birkaç tanesi. Bunların hayatımdaki yerini, önemini ve değerini gördüğüm için sizlerle de paylaşmak istedim. Hayatın yasaları var ve bu yasalar sadece belirli kişiler için işlemiyor. Bu yasalar tüm canlılar için her zaman çalışıyor. Bu sözler de hayatın yasalarından. Eğer gerçekten huzurlu ve güvenli bir yaşam diliyorsak atasözleri bize en iyi yol gösterici olabilirler. 2018 yılının hepimize iyilik, güzellik, sevgi ve barış getirmesi için edineceğimiz felsefeleri sadece kendi bireysel yaşamımıza değil, tüm canlılar için dileyebilirsek işte o zaman gerçek bir huzur ve güvenden bahsedebiliriz. Çünkü insan birey olarak değil, topluluk olarak yaşar ve eğer bir toplulukta huzur ve güven yoksa bireysel yaşamda da olmaz.

 

2018 yılında bireysel bencillikten çıkıp, evrensel sevgiye doğru yol almamız dileğiyle…

Yazar: Sosyolog Esma ÇERÇİL

loading...