AYDINLANMA BİR SANİYEDE GERÇEKLEŞİR-OSHO

    AYDINLANMA BİR SANİYEDE GERÇEKLEŞİR-OSHO

    Neden? -çünkü sen zaten AYDINLANMIŞSIN.
    Sadece bunu unuttun. Hatırlatılması gerekiyor, hepsi bu.
    Usta’nın görevi sana hatırlatmak, sana yol değil bir hatıra sunmak; kendini geliştirme yöntemleri, karakter, erdem değil sadece farkındalık, zeka, uyanma sağlamak.
    Bir saniyede elde edilebilir çünkü sen zaten onu hiç kaybetmedin ki. Aydınlanmamış olmanın rüyasını görüyorsun. Rüyanda cennette olduğunu görebilirsin, veya cehennemde olduğunu. Ve biliyor musun! – bazen rüyanda cennette olduğunu görürsün, bazen de cehennemde. Sabahleyin cennette olabilirsin, akşam ise cehennemde. Bir an cennette, bir an cehennemde olabilirsin. Bu senin iç dünyan ile ilgili bir şey; dışarıdan gelmiyor.
    Bir adam öldü, sırat köprüsünü geçti, ve beklemeye alındı. Orada Cennete mi Cehenneme mi gönderileceğini bilmediğinden endişe içinde oturup bekledi. Kapı açıldığında içeri ünlü bir aziz girdi.
    Adam sevindi, “Cennette olmalıyım!”
    Tam o sırada kapı yine açıldı ve içeri ünlü bir fahişe girdi. Adamın aklı karışmıştı. “Bu durumda Cehennemde olmalıyım!” diye düşündü.
    O hala merak içindeyken aziz fahişeyi yakalayıp sevişmeye başladı. Adam şaşkınlık içinde Cebrail’e koşup sordu, “Bana söyleyin lütfen: burası Cennet mi Cehennem mi?”
    “Anlamıyor musun?” dedi melek. “Adam için Cennet, kadın içinse Cehennem.”
    Cennet ve cehennem coğrafi bölgeler değil; senin dışında bir şeyler değil onlar, tamamen senin içine aitler. Eğer uyanıksan o zaman tamamen farklı bir evrendesin; senin uyanmanla adeta tüm varoluş uyanıyor. Yeni bir renge, tada, kokuya bürünüyor. Sen uyurken tüm varoluş seninle beraber uyuyor. Hepsi sana bağlı.
    Kısacası mesele karakterini geliştirmek, erdemli olmak, azizleşmek değil. Mesele rüyalardan kurtulmak, geçmiş ve gelecekle uğraşmaktan vazgeçmek, şimdiki zamanı yaşamayı bilmek. Aydınlanma budur…”AH, İŞTE BU!”
    Alis, Mad Hatter’ın çay partisine gittiğinde hiç reçel olmadığını fark etti. Reçel rica etti, ve Mad Hatter, “Reçeli iki günde bir sunuyoruz,” dedi.
    Alis itiraz etti: ‘Ama dün de reçel yoktu!”
    “Doğru,” dedi Mad Hatter. “Kural Şöyle: reçel hep dün ve yarın var, ama asla bugün reçel yok…çünkü bugün iki günde bir değil!”
    İşte sen de böyle yaşıyorsun: dün reçel vardı, yarın reçel olacak, asla bugün yok ama. Ve aslında reçel orada! Sen hayal dünyasındasın; uyuşmuş, uykulu bir halde dolaşıyorsun.
    Bu anın varolan TEK gerçek an olduğunu tamamen unutmuş bir haldesin. Eğer gerçekle herhangi bir bağlantı kurmak niyetindeysen hemen Şimdi uyan!
    Zen’in aydınlanmanın sadece bir saniyede gerçekleştiğine dair tuhaf fikri işte bu şekildedir. Birçok insanın aklı karışıyor: “Nasıl olur da bir saniyede olup biter?” Özellikle Hintliler buna çok şaşırıyor çünkü onlarda önce tüm geçmiş karmalardan kurtulunması gerektiği şeklinde bir inanç var, ve şimdi bu aptalca fikir Batı’ya da ulaştı. şimdilerde Batı’da insanlar geçmiş karmadan bahsediyorlar: önce eski karmadan kurtulman
    gerekiyor.
    Geçmişin ne kadar uzun olduğunu biliyor musun? Koskoca bir sonsuzluk! Eğer tüm geçmiş karmadan kurtulmaya kalkışırsan bunu asla başaramazsın – bu kesin. Bu arada başka karmalar üretiyor olursun, ve geçmiş her geçen gün büyümeye devam eder. Eğer tek çıkış yolu buysa – insanın tüm geçmiş karmalardan kurtulması gerekiyorsa – o zaman aydınlanma mümkün değildir. O zaman asla bir Buda olmadı ve bundan sonra da olmayacak; bu imkansız. Senin oluşturduğun tüm geçmiş yaşamları ve karmaları bir düşün – önce onlardan kurtulman lazım. Peki onlardan nasıl kurtulacaksın? Onlardan
    kurtulayım derken başka karmalar yaratmak zorunda kalacaksın. Bu da tam bir çıkmaz sokak. “Ve tamamen aydınlanmak için,” der karma felsefesine inanan insanlar, “sırf kötü karmalardan kurtulmakla kalmayıp iyilerinden de kurtulmak zorunda kalacaksınız -çünkü
    kötü karmalar demir zincirler, iyileri de altın zincirler yaratır. Ama zincir zincirdir, ve her türlü zincirden kurtulman gerekiyor.” Peki iyi karmalardan nasıl kurtulacaksın? Bu noktada azizler kızacak. Diyecekler ki, “Dur bakalım! Fazla kurcalıyorsun. Bu bir tartışma
    konusu değil. İnan, güven, kabullen!”
    Aslında mesele karmalardan kurtulmak değil. Sabah uyandığında önce gece gördüğün rüyalardan kurtulman mı gerekiyor? Rüyanda bir hırsız, bir katil, bir tecavüzcü, veya bir aziz olmuş olabilirsin…rüyanda her türlü şey olmuş olabilirsin. Önce o rüyalardan kurtulman mı gerekiyor? Uyandığın ANDA rüyalardan zaten çıkıyorsun – hepsi sona eriyor! Onlardan kurtulmak diye bir şey yok.
    Bu Zen’in temel mesajıdır: geçmiş karmalara kafayı yormana gerek yok; hepsi birer rüya idi. Uyanırsan hepsi sona erecek. Ama bizler uykulu insanlarız ve uykumuzla uyuşan her şeyi çekici buluruz. Sadece o anki ruh durumumuza göre dinleriz. Tüm dünya uykuda. Nadiren, arada sırada, uyumayan, uyanık kalan bir insan oluyor. Seninle konuştuğunda bir yanlışlık var sanıyorsun. O kendi konumundan, kendi uyanışının içinden sana sesleniyor, ve diyor ki, “Bütün rüyalarını unut – hepsi saçmalık! iyi ve kötü, hepsi aynı; aziz ve günahkar, hepsi birbirinin aynısı. Sen
    sadece uyan! Önce rüyanda bir aziz olman gerektiğini, günahkarlıktan azizliğe geçiş yapmak zorunda olduğunu, ancak o zaman uyanabileceğini düşünüp endişelenme. Ne diye o kadar uzun bir yola çıkasın? Direkt olarak uyanabilirsin! Bir günah işlerken uyanabilirsin; rüyanda birisini öldürürken uyanabilirsin. Bu hiç sorun olmaz. Hatta, eğer bir azizsen uyanmak istemeyebilirsin. Bir katil daha kolay uyanacaktır çünkü
    onun kaybedecek bir şeyi yoktur, ama azizin kaybedecek bir sürü prestiji vardır. Belki o sırada ödüllendiriliyordur ve Nobel ödülünü almak üzeredir ve insanlar onu alkışlayıp ayaklarına kapanıyorlardır…ve aniden saatin zili çalar. Şimdi bu zilin sırası mı? Biraz daha bekleyemez miydi? Her şey böylesine iyi ve güzel gidiyorken saatin alarmı biraz bekleyebilir. Katilin kaybedecek hiçbir şeyi yoktur. Zaten acı çekiyordur, eziyet içindedir.
    Hatta, zil çalarsa rahatlayacaktır. O kabustan çıktığı için müthiş bir rahatlama hissedecektir.
    O nedenle günahkarlar azizlerden daha erken uyanırlar, çünkü günahkarlar kabuslara gömülürlerken azizler tatlı rüyalar görürler. Altından bir sarayda kralsan ve bir sürü şeyin keyfini çıkarıyorsan kim uyanmak ister ki? Belki rüyanda cennettesin.
    Ama kesin olan bir şey var: uykudayken değişik bir lisan kullanıyorsun – uyku lisanı – ve uyumakta olan diğer insanları anlayabiliyor, aynı lisanı kullanıyorsun. O yüzden karma felsefesi bu kadar önemli, yaygın, baskın hale gelmiştir. Farklı yönlerden dünyanın tüm
    dinlerine hükmetmiştir.
    Hindistan’da üç büyük din olmuştur: Hinduizm, Jainizm, Budizm. Karma felsefesi DIŞINDA hiçbir konuda anlaşamazlar; HER türlü konuda fikir ayrılığına düşerler. Tanrı’nın varlığı konusunda anlaşamazlar, hatta ruhun varlığı konusunda bile anlaşamazlar, ama karma felsefesi konusunda hemfikirdirler. Onun uyuyan beynin üzerinde derin bir etkisi olmalı. Ve bu insanlar Zen’i anlayamazlar. Bir Hint fakiri veya Jaina rahibi bana geldiğinde büyük Şaşkınlık yaşarlar. Derler ki, “Sen ani, anlık aydınlanmayı mı öğretiyorsun? O zaman aydınlanmak için birçok ömür uğraşıp
    didinen Mahavira ne olacak?”
    Ben de onlara derim ki, “Bu hikayeleri sizler uydurdunuz. SÖZÜN bahsettiğiniz Mahavira rüyalarınızın bir parçası; gerçek Mahavira’yı tanımıyorsunuz. Onun geçmiş hayatlarını siz nasıl bilebilirsiniz? KENDİ geçmiş hayatlarınızdan bile haberiniz yok!” Üstelik müridleri
    arasında son hayatı hakkında bile anlaşmazlık var – bırakın geçmiş hayatlarını!
    Gerçek meselelerde…örneğin, evli olup olmadığı konusunda: bir Jaina mezhebi onun evli olmadığını söyler, çünkü Mahavira gibi bir adamın evlenmiş olması fikri onlara alçaltıcı, hakaret gibi gelir. Bir başka Jaina mezhebi ise sadece evli olmadığını, bir de kızı olduğunu
    söyler. şimdi bu da iyice ileri gitmek oluyor – bir kızı varmış! Bu demektir ki seks yapmış olmalı – çünkü o zamanlar İsa’nın hikayesi henüz ortada yoktu. Bakir doğum henüz bilinmiyordu!
    Anlaşamıyorlar…müridler Mahavira’nın son yaşamının evlilik, kız çocuğu, vesaire gibi gerçekleri üzerinde bile anlaşamıyorlar, sonra bir de kalkıp geçmiş hayatlarından bahsediyorlar!
    Uykuya devam etmene, ertelemene yardımcı olan her şey çekici gelir. “Mahavira bile ömürler boyu çok çalışmak zorunda kaldı, yani BİZ nasıl olur da bu hayatta aydınlanabiliriz? Bunun için pek çok ömür boyu beklemek lazım, o nedenle Şimdilik hiçbir şey yapmaya gerek yok. Bekleyebiliriz! Hem zaten Şimdi hemen olmayacak ki; pek çok ömrün geçmesi lazım. O arada, neden başka şeyler yapmıyoruz? Daha fazla para, prestij, güç biriktirebiliriz. Başka şeyler yapabiliriz: yemek, içmek, eğlenmek – çünkü bu iş hemen Şimdi olmayacak, bu aydınlanma meselesi; birçok hayat yaşamak gerekecek. Bu arada
    öylesine oturup bekleyemezsin ki; insanın bir şeyler yapması lazım.” Uyuyan insanlar onlara uykularında seslenen bir lisanı anlayabiliyorlar. Bizler sadece varlığımızda bir süreci tetikleyenleri anlarız.
    Bir grup rahibe misyoner olarak günahkar dünyaya yollanmak üzereydi. Baş Rahibe hangilerinin önlerindeki tehlikeli ve zorlu işlere uygun olduğuna karar verebilmek için her birine son bir soru sordu.
    “Rahibe Agatha,” dedi ilkine. “Bomboş bir sokakta gece vakti yürürken tanımadığın bir adam yanına yaklaşıp uygunsuz teklifte bulunsa ne yaparsın?”
    “Aman Yarabbim!” diye yutkundu rahibe. “Allah korusun! Hemen dizüstü çöküp ruhumu kurtarması için Kutsal Meryem’e yakarırdım.”
    Baş Rahibe, rahibe Agatha’nın daha domestik işlerde çalışmasının daha doğru olacağını not etti.
    Aynı soru Rahibe Agnes’e sorulduğunda, “Ne olacak, hemen suratına bir yumruk atardım…ve sonra koşa koşa oradan uzaklaşır, bir yandan ‘Yardım edin!’ diye bağırırdım,” diye cevap verdi.
    Baş Rahibe, rahibe Agnes’in misyonerlik için uygun olduğunu not etti. Sıra rahibe Theresa’ya geldiğinde, “Şey, önce adamın pantolununu indirirdim…” deyince Baş Rahibe az kaldı boğuluyordu, ama rahibe Theresa devam etti. “Sonra da eteklerimi
    kaldırırdım, ve sonra…”
    “Rahibe Theresa,” diye araya girdi Baş Rahibe, “Bu nasıl cevap böyle?” “şey,” dedi diğeri, “Düşündüm ki ben eteklerimi kaldırırsam, onun da pantolonu inmişse ben ondan daha hızlı koşabilirim!”
    Biz sadece ANLAYABiLDiĞiMiZi anlıyoruz. Uykudaki insanlık ancak belli şeyleri anlayabilir; ancak belli şeyleri DUYABİLİR. Diğer şeyler duyulmaz, duyulsa bile anlaşılmaz; yanlış anlaşılır.
    Zen fazlasıyla yanlış anlaşılmıştır. Budistlerin bile Zen’i anlayamadıklarını duyunca şaşırabilirsin.
    Birçok Ortodoks Budist bana gelip niçin Zen’in üzerinde bu kadar durduğumu soruyorlar, çünkü o ana Budist geleneği değil. Bu doğru; ana Budist geleneği Zen’e karşı. Zen biraz tuhaf, biraz egzantrik geliyor çünkü sana tamamen yeni bir gerçeği sunuyor: ANINDA aydınlanma. Daha önce hiçbir din bunun üzerinde bu kadar durmamıştı: hemen Şimdi aydınlanabilirsin -hepsi sana bağlı.

    OSHO
    Martıları Seven Adam

    loading...