Beslenme Şeklinizin Depresyonla İlişkisi Nasıldır?/ Diyetisyen Leyla DURMAZ

    Beslenme Şeklinizin Depresyonla İlişkisi Nasıldır?/ Diyetisyen Leyla DURMAZ
    336x280 Reklam Alanı !

    Depresyon kişinin daha önceden severek , isteyerek yapmakta olduğu günlük aktivitelere karşı isteksizlik , hayattan zevk almama şeklindeki psikolojik bir rahatsızlıktır. Depresyon sonucu kişide huzursuzluk , yorgunluk , aşırı iştah veya iştahsızlık görülmektedir.Bu psikolojik rahatsızlık sonucu kişide , mutluluk hissini sağlayan seratonin ve noradrenalin salgılarının azalmış olduğu gözlenmiştir.Bu bulguların düzeltilmesi tedaviden pozitif bir sonuç alınmasını sağlar.

    Bu rahatsızlığın umut verici yanı tedavi edilebilir olmasıdır. Tedavi yolunda kullanılabilecek yöntemler arasında ; motivasyon , psikolojik yardım , tıbbi destek ,egzersiz ve beslenme temel olarak sayılabilir. Bu yazımızda depresyon ve beslenme ilişkisini inceleyeceğiz.

    Depresif kişilerde beslenme düzenindeki değişiklikler sebebiyle öncelikli olarak ağırlık değişimleri gözlenir. Yapılan çalışmalar zayıf bireylerin bu süreçte ağırlık kaybettiğini kilolu bireylerin ise ağırlık kazandığını gösteriyor.Yemeyi reddeden bireylerde anoreksiya gelişebilir.

    Depresyonda konstipasyon(kabızlık) da görülen sorunlardan biridir. Az yemeye, sıvı alımının az olmasına veya azalmış fiziksel aktiviteye bağlı gelişebilir.  Sıvı alımı az olan bireylerde dehidratasyon ve buna bağlı böbrek fonksiyonlarında gerileme görülebilir.

    Depresif bireyler aşırı karbonhidrat tüketme eğilimi içindedirler. Yüksek karbonhidrat alımı beyne giden triptofan oranını arttırarak beyindeki serotonin üretimini arttırmakta ve mutluluk vermektedir. Yüksek karbonhidrat alımının bu etkisi depresif bireylerin ve stres altında olan bireylerin karbonhidrat tüketme isteklerindeki artışın sebebi olarak gösterilebilir.  Seratonin ilk kez 1948 yılında Rapaport ve arkadaşları tarafından kanda trombositlerde daha sonra da santral sinir sisteminde izole edilmiştir.  Seratoninin üretilmesi için bir öncül maddeye yani esansiyel bir aminoasit olan triptofana ihtiyaç vardır. Triptofan ise diyetle alınan proteinlerden sağlanır. Yüksek karbonhidrat alımı beyne giden triptofan oranını arttırarak beyindeki serotonin üretimini arttırmaktadır.

    Çikolata yüksek karbonhidrat içeren bir yiyecek olduğu için beyinde triptofan geçişini uyaran bir besindir.  Çikolatanın ruh yeteneğini geliştirmek ile ilgili mekanizmaları olduğu düşünülmüş ve duygudurum özelliklerini yükseltmek için çikolata önerilmiştir.

    Yapılan bir çalışmada müzik, ya üzgün ya da mutlu duygu durumunu ifade etmek için kullanılmıştır.  Bireyler hüzünlü bir müzik duyduklarında keçi boynuzu yerine çikolata tüketimlerini arttırmışlardır.  Bu da gösteriyor ki, Kişiler ruhsal şikayetlerinin olduğu dönemlerde çikolatayı fazla tüketmektedirler. Triptofan içeriği yüksek diğer gıdalar kararında tüketilirse depresyona bağlı kilo alımının önüne geçilmiş olur. Bu besinler: Hindi, tavuk eti, dana eti, kahverengi pirinç, fındık, balık, süt, yumurta, peynirdir. Ayrıca sarı kantaron bitkisi de yüksek triptofan içerir. Sarı kantaron otu içeren haplar da depresyon tedavisinde kullanılmaktadır. Antidepresan tedavi ile birlikte alınmamalıdır.

    Omega-3’ün plazma, eritrosit ve yağ dokusundaki düzeylerini inceleyen olgu-kontrol çalışmalarında genellikle, depresyonu olan bireylerde omega-3 düzeylerinin normal bireylerdekinden daha düşük ve omega-6/omega-3 oranlarının da daha yüksek olduğu saptanmıştır. Bu nedenle depresyonda olan bireyler balık tüketimini arttırmalıdır.

    Depresif belirtiler folik asit eksikliğinin en yaygın nöropsikiyatrik görünümlerindendir. Folik asit yetersizliği depresyonla ilişkili olup bilişsel fonksiyonlar ve mood üzerinde bir takım etkileri vardır. En iyi folat kaynakları: Koyu yeşil yapraklı sebzeler, karaciğer, kuru baklagiller, portakal suyu, avakado, brokoli ve tam buğday tanesidir.  Erişkin kadın ve erkeklerde önerilen günlük gereksinim günde 400 mikrogramdır. Günde 1 kase kurubaklagil yemeği ve salatalara eklenecek 1 kase çiğ ıspanakla kadın ve erkek bireyler günlük gereksinimlerini karşılayabilirler.

    B12 vitamini eksikliğinin psikiyatrik etkilere sebep olabileceği ile ilgili olarak en eski yayınlardan biri 1905 yılında pernisiyöz anemi ile mental fonksiyon bozukluğu arasındaki ilişkiden bahsedilen yazıdır. Bu yazıda pernisiyöz aneminin( B12 vitamini eksikliğine bağlı anemi)  psikiyatrik bozukluklara yol açabileceği belirtilmiştir. B12 vitamini sadece hayvansal kaynaklı besinlerde bulunup, erişkin kadın ve erkeklerde günde 2,4 mikrogram B12 vitamini alınması günlük gereksinimi karşılar.  Yetişkin bireyler günde 3 köfte kadar dana etinden ızgara köfte ve 1 su bardağı süt içerek günlük gereksinim karşılanabilir.

    Yazar: Diyetisyen Leyla DURMAZ

    İletişim: beslenme_06@hotmail.com