Bir psikiyatristin Soma’da öğrendikleri – Ebru Toprak

    Bir psikiyatristin Soma’da öğrendikleri – Ebru Toprak
    336x280 Reklam Alanı !

    Hayat Soma’da hala zor. Gönüllü akışı ve ilgi azalmış durumda

    Bu yazıyı birkaç bölümde yazmayı düşündüm ve öncelikle belirtmek isterim yazma yeteneğim olmadığından devrik cümleler veya konudan konuya atlama olabilir. Üç bölümde toplamayı düşündüm. İlk bölüm Soma’ya nasıl gitmeye karar verdiğim ve Soma’da yaşadıklarım, ikinci bölüm bir psikiyatrist olarak gözlemlediklerim, üçüncü bölüm ise bu felaketi birebir yaşayanlardan öğrendiklerim. Benim için en önemli bölüm üçüncü bölüm. Bu bölüm kişilerin anlattıklarına dayanıyor ve tabii ki somut kanıtlar istenirse araştırılabilir ama benim doğruluğunu araştırma imkânım olmadı. O yüzden iddialar olarak da nitelendirilebilir.

    1. Bölüm:

    13 Mayıs 2014’te yaşanan Soma faciasını bir gün sonra sosyal medya aracılığıyla öğrendim. Sosyal medyada yazılanlar ve tabii ki ana akım medyada yazılanlar birbirini tutmamaktaydı. Sonrasında eylem çağrıları yapılmaya başladı. Televizyondan seyrettiğimde içimi daha büyük bir acı kaplamaya başladı ve evde duramayarak eyleme gittim. Her eylemde olduğu gibi klasik sahnelerle, polis şiddetiyle karşılaştık. Şimdi geriye dönüp baktığımda düşünüyorum ki, aslında acıyı tam hissedemeden ya da anlayamadan sokaklara dökülmüşüz ve hissettiğimiz düzene karşı olan öfke o acıyı maskelemiş. Sonrasında Soma’ya gitmek için ya da bir şekilde maddi yardımda bulunmak için çeşitli yerleri araştırdım. Her facia sonrası olduğu gibi hemen sonrasında birçok yardımın ve doktorun gittiğini, o an için ihtiyacın olmadığını öğrendim.

    Sürekli değişim gösteren gündemde eninde sonunda Soma’nın gündemden düşeceğini ve ilginin azalacağını tahmin ettim. Yaklaşık 1 ay önce psikiyatri derneğinden gönüllü çağrısı yapılınca başvurdum. Gönüllü olarak gitmek istememe rağmen, derneği, gidebilmek için birkaç kere dürtmek zorunda kaldım. Bir türlü görevlendirme yazısı ayarlanamadığı için gidişimi 1 hafta sonrasına erteleme kararını verdim ve bunu derneğe ilettim. Hastaneye de 1 hafta sonra Soma’ya gideceğimi bildirdikten sonra hastaneden çıkmadan 15 dakika önce görevlendirme yazısı geldi.

    İki gün sonra gidecektim. Çalıştığım kurum da hasta randevularını ayarlamak açısından sıkıntıya düştü. Gidiş dönüş vasıtalarının hepsini kendim ayarladım ve bu ayarlamaların hepsi son anda oldu ve defalarca birkaç yeri aramak neticesinde gerçekleşti. Organizasyonda bu dağınıklığın sebebi iki kurum arası kopukluktandı belki de. Gönüllü başvuruları psikiyatri derneğine yapılmaktaydı ve ulaşım ve barınma masrafları Kızılay tarafından karşılanmaktaydı. Bütün bunları Türkiye’de bazı organizasyonların yeterince iyi yapılamadığını ve gönüllü olarak bir yerlere gitmek isteyenlerinin şevklerinin nasıl kırıldığını göstermek için anlattım. Sistemli bir şekilde hareket edilse ve gönüllü çağrısı düzenli olarak yapılsa Soma’ya gitmek isteyen birçok gönüllü olacağından eminim. Bu dönemde gönüllü sayısı çok azalmış durumda ve orada bu faciayı yaşayanların hala gönüllü psikiyatristlere ihtiyacı bulunmakta.

    Soma’da psikososyal destek biriminde çalıştım. Bu birim madenden yaralı kurtulanlara, arama kurtarma çalışmalarına katılanlara ve yakınlarını kaybedenlere destek vermekteydi. Bazı kişiler köy ziyaretleri sırasında tespit edilip merkeze yönlendirilmişti. Merkezin fiziki koşullarını yeterli buldum. Dediğim gibi gönüllü sayısı azalmıştı ve Soma’daki halkın hala psikolojik desteğe ihtiyacı var. Orada kalma süresi 1 hafta olarak belirlenmişti. Bu süre de sorunlu çünkü psikolog arkadaşlar terapi yapmaya çalışıyorlardı. Ben de ilaç öneriyordum ama ruhsal muayenelerde ya da terapilerde devamlılık esastır ve aynı kişiyle devam etmek önemlidir. Bu anlamda 1 haftalık süreyi ben yetersiz buldum.

    Köy ziyaretlerinde de bulunduk. Bu ziyaretlerde amaç merkeze ulaşamamış etkilenen kişileri tespit etmekti. Etkilenen kişiler arama kurtarma çalışmalarına katılan kişiler ya da yakınını kaybeden kişiler olabilirdi. Köy ziyaretine bir psikolog arkadaşımla gittim. Sonradan rot balans ayarlarının bozuk olduğunu öğrendiğim hayatımda kullandığım en büyük arabayla (4×4 cip) köyü ziyaret ettik. Devletin psikososyal destek birimine tahsis ettiği bir arabaydı bu. Yoldayken ne kadar büyük bir risk aldığımızı fark ettik. Düşünsenize iki kadın hiç bilmediği bir köye ev ziyaretine gidiyor ve arabanın ayarları bozuk. Neyse ki köyde çok güzel bir şekilde karşılandık, yolda tuhaf bakışlarla karşılaşmamıza rağmen.

    2. Bölüm:

    Bu bölümde psikiyatrist kimliğimle gözlemlediklerimi anlatacağım. Tabii ki yoğun bir şekilde etkilendim Soma’da yaşananlardan ve bana anlatılanlardan. Televizyondan veya sosyal medyadan takip etmekle, yaşayanlardan bu faciayı dinlemek arasında büyük bir fark var. O yüzden ruhsal durum muayenesinden çok, anlatılarım beni etkileyen olaylar ve hissettiklerim olacak. Önceden söylediğim gibi olayın ertesinde yaşadığımız öfke ve isyan duygusu acımızı maskelemişti. Soma’dayken fark ettim bunu.

    Ruh sağlığı alanında hizmet verenlerin hastaların, danışanların duygularına empati duymaları gerekmektedir ancak bu şekilde hasta anlaşıldığını düşünür ve siz gerçek anlamda bu şekilde yardımcı olabilirsiniz hastaya. Devlet hastanesi koşullarında 5-10 dakikada bir hasta görerek empati duygumun azaldığını fark ettim. Mesleki anlamda tükenmişliğe giden bir süreç hissettiğimden de Soma’ya gitme kararı aldım.

    İlk günde yakınlarını kaybedenlerle görüştüm ve kaybettiğimi düşündüğüm empatinin geri döndüğünü fark ettim. Acı, üzüntü, “keşke”ler o kadar büyüktü ki bu yazıda sözlerle anlatamam. Yakınlarını kaybedenlerde yas süreci devam etmekteydi. “Keşke”leri de o gün kötü bir şey olacağını hissetmiştim, keşke gitmesine engel olsaydım ya da madende çalışmasını isteyen bendim, benim yüzümden vefat etti şeklinde suçluluk temalarıydı.

    Bunun dışında yakınlarını kaybetmek dışında ikincil travma yaşayanlar vardı. Ölenlerin yakınlarına yapılan maddi yardım bazı ailelerin parçalanmasına sebep olmuştu. Kardeşler arasında kavgalar, gelin-kayınvalide, kayınpeder arasında çıkan kavgalar neticesinde aileler dağılmıştı. Ayrıca devlet yakınlarını kaybedenleri olaydan 1 ay sonra tatil bölgelerine göndermiş. Bunun neticesinde de tatil yörelerine gidenlere büyük öfke duyulmuş ve yine kavgalar çıkmış. Bu ikincil travmalar da yasın devam etmesinin sebeplerinden sayılabilir.

    Yakınlarını kaybedenler vefat edenleri bulmakta çok zorlanmışlar. 4 gün boyunca cesedine ulaşmak için oradan oraya sürüklenen kişiler vardı. Kişileri en çok etkileyen görüntülerden bazıları da maden ocağından çıkan bantların üzerine ölen madencilerin dizilmeseydi. Kimilerine göre gerçeği örtmek için, kimilerine göre yaşanan paniği azaltmak için ölenlere oksijen maskesi takılmıştı. Benim dinlediğim en etkileyici anlatılardan birisi damadının cesedini arayan bir kişiye aitti. Bu kişi 4 gün aradıktan sonra damadını soğuk hava deposunda bulmuş. Tek tek ulaşabildiği bütün ölenlerin yüzüne bakmış. Madencilerin bazıları birbirine sarılmış durumdaymış, bazıları boğazlarını tutuyormuş. Hastanın gözünün önünden gitmeyen sahne damadına ait değildi. Hiç tanımadığı bir madencinin Allah’a yakarır tarzda ellerini havaya açtığı görüntüydü. Bana bu görüntünün sürekli aklında olduğunu ifade etmişti.

    Yakınlarını sağ bulmak umuduyla bir yerden bir yere sürüklenirken arama kurtarma çalışmalarının son günü yakınlarının cesedine ulaşabilenler olmuş.

    Türkiye’de erkeklere hep güçlü durması, ağlamaması öğütlenir. Kadınlar duygularını ağlayarak dışa vururken, erkekler evlerinde yakınlarına güçlü olduklarını ispatlamak için duygularını hep bastırmışlar ve çevrelerine ruhsal sıkıntılarından bahsetmemeyi tercih etmişler. Yine en çok etkilendiğim şeylerden birisi de erkeklerin bize de travmalarını anlatırken duygularını bastırmaya çalışmaları, ama gözlerinden süzülen yaşlara engel olamamalarıydı.

    Yakınlarını kaybeden çocukların üzüntü dışında öfke hissettiklerini gözlemledik. 13 yaşında iki amcaoğlunu kaybeden bir çocuk maden faciasından sonra sinirliliğinin arttığını ifade etti. Sebebi sorulduğunda facianın çok çabuk unutulduğunu, sokaktaki kişilerin hiçbir şey olmamış gibi güldüklerini ve hayatlarına devam ettiklerini söyledi.

    Yaralı kurtulanlar bekleneceği üzere faciadan en çok etkilenen kesimdi. Soma’ya geldiğimizde öğrendiğimiz madencilerin arasındaki bağ farklı bir bağmış. Yedikleri içtikleri ayrı gitmezmiş. Belki yaşadıkları zor koşullar birbirlerine daha çok bağlanmalarını sağlamış. Yer yer dizlerine kadar sular içinde yer yer sürünerek bir sıra şeklinde çalışmaya uğraşmışlar. Arkadaki öndekini kolluyormuş aynı zamanda, yani hayatları birbirine bağlıymış. En yakın arkadaşları gözlerinin önünde tek tek yere düşmüş. Kurtulan bir madencinin ifade ettiği suçluluk duyguları şöyleydi:

    “Ben kurtarıldıktan sonra arkadaşlarımı kurtarmaya gidebilirdim, ama dizlerimin bağı çözüldü, olduğum yerde yığılıp kaldım. Ben hava akımının nereden geldiğini anlayabilirdim ve arkadaşları doğru yere yönlendirebilirdim, anlayamadım.”

    Vefat eden madencilerin çoğu panik içinde yangın bölgesine doğru koşmuşlar.

    Kurtulanların bazıları devlete ve şirkete öfkeliydiler ve tekrar madene girdiklerinde yoğun bir iç sıkıntısı, yeniden yaşantılanma belirtileri yaşamışlardı

    Bizim gittiğimiz dönemde maden belirsiz süre kapalıydı. Bu da hem yaralı kurtulanları hem madenci olup olayın olduğu vardiyada çalışmayanları çok endişelendirmişti. Kimilerinde geleceğin belirsizliği ile ilgili kaygılar yaşanılan travmanın yarattığı ruhsal sıkıntıların önüne geçmişti. Madende çalışanların çoğunun kredi borçları vardı ve Soma’da madencilik dışında çalışabilecekleri başka iş bulamamaktan endişeydiler. Bölgedeki diğer maden şirketi olan

    İmbat maden şirketi Soma Maden’e göre işyeri güvenliği açısından daha güvenilir kabul edilmekteydi. İmbat Maden’in arama kurtarmaya katılmış madencileri veya yaralı kurtarılmış madencileri işe almak konusunda ön yargılı davrandığı ve iş başvurularını kabul etmediği söylenmekte.

    Özetlersem yakınlarını kaybedenlerin yası, üzüntü, devlete ve şirkete karşı duyulan öfke, geleceğin belirsizliği, işsizlik ve maddi konularla ilgili endişeler, yaşanılan facianın yeniden yaşantılanması en sık saptadığım şikayetlerdi.

    3. Bölüm

    Bu bölümdekileri iddialar diye nitelendirmek uygundur çünkü kanıtlanması gerekir. Benim içimden geçen doğru oldukları yönünde; yine de inanıp inanmamak size kalmış ve bence ispatlanabilir olduğunu düşünmekteyim.

    Medyada ifade edilen 301 sayısının gerçeği yansıtmadığı yönünde bir inanış var. Görüştüğüm kişilerden hem yaralı kurtulanlar hem de arama kurtarma çalışmalarına katılanlar bu sayının gerçeği yansıtmadığını, gerçek sayının çok daha yüksek olduğunu ifade ettiler. Ziyaret ettiğimiz köylerden birinin muhtarının ifadesi, TRT’nin 25 ölüm var dediği sırada aslında bizzat kendisinin 200 madencisinin cesedini gördüğü yönündeydi ve Soma’da yaşayan birisiyle röportaj yapıldığında ve 200 rakamı söylendiğinde TRT yayınını kesmiş. Yaralı kurtulan bir madenci de facianın gündüz vardiyası sırasında meydana geldiğini ve gündüz vardiyasında ortalama 500-600 kişinin çalıştığını ifade etti. Göçüğün olduğu bölgeden yaklaşık 50 yaralının kurtulduğunu ifade etti. AFAD yaralı listesinde 480 yaralı adı varmış. Bu kişilerin çoğunun yer üstünde çalışanlar olduğunu söyledi. İddialardan biri de şuydu. Ölüm sayısı 350 olduğunda o bölge olağanüstü hal bölgesi ilan ediliyormuş ve çeşitli vergilerden muaf tutuluyormuş. Bu yüzden sayı 301’de tutulmuş olabilir” deniyor.

    Facia sonrası bankalar toplanıp kredi borçlarını silmeyi kabul etmişler ama 2-3 ay sonra madencilerin borçlarını ödemelerini istemişler.

    Öğrendiğim şeylerden en çok şaşırtanlardan biri AFAD yaralı listesinde yaralı kurtulan bazı madencilerin isimlerinin olmamasıydı. Sadece benim gördüğüm 2 madencinin adı AFAD yaralı listesinde yokmuş. AFAD’ın listesinde olanlara maddi yardım yapılıyormuş.

    Yaralı kurtulan bir madenci yaralı olduğunu ispatlamak için hastane epikrizlerini toplayıp devlet binalarını gezmek zorunda kalmış. Bu kişi aynı zamanda en yakın arkadaşını kazada kaybetmiş. Yas süreciyle ve yaşadığı travmanın etkilerinden kurtulamadan kendisini ispat etme gayretine girmiş. Yarı tehditle yaralı yardımını alabilmiş ama yaralı kurtulan diğer bir arkadaşı yardım alamamış.

    Kazayı atlatanlar ve işten ayrılmak isteyenlere tazminat sözü verilmiş. İddialara göre tazminatı alabilmek için de AFAD yaralı listesinde olmak gerekiyormuş. Peki, bu meşhur AFAD yaralı listesinde kimlerin isimleri varmış? Arama-kurtarma çalışmalarına katılıp katılmadığı belli olmayan manav, kamyoncu gibi başka mesleklerden olanların ismi olduğu hatta ölenlerin bazılarının ismi olduğu söylenmekte. Ufak tefek kazalar daha önce de olmuş, daha önce de hayatını kaybeden madenciler olmuş. Bunlar basına yansımamış.

    Kaza öncesi çalışma koşulları da çok kötüymüş. Ustabaşları herkesin ortasında madencileri dövermiş, aşağılarlarmış ve hakaret ederlermiş.

    Diğer bir iddia ise facianın olduğu madende hiçbir değişiklik, düzeltme yapılmadan madenin tekrar açıldığı yönünde. Kullanılan maskeler bile değişmemiş. Değişiklikler yapılmadan denetleyen kurul madenin açılması için onay vermemiş başta ama sonrasında gerekli değişiklikler yapılmış gibi onay vermiş. Yani yaşanılan facia da ders olmamış. Yaralı kurtulan ve arama kurtarmaya katılan madenciler haklı olarak bu güvensiz koşullarda çalışmak istemiyorlar ama maddi kaygıları da var ve iş bulma olanakları da zor.

    Hayat Soma’da hala zor anlaşılacağı üzere. İlgi azalmış ve gönüllü akışı da azalmış durumda.

    Bölgenin hala gönüllülere ihtiyacı var, çünkü travma sonrası stres bozukluğu, travmatik yas şikayetleri devam etmekte. Ayrıca ekonomik ve sosyal yardımlara da ihtiyaçları da var. İş bulma kaygıları zaman zaman travmadan daha çok endişeye yol açıyor.

    Orada yaşadıklarıma ve hissettiklerime göre anlattıklarım çok yavan kaldı farkındayım. Tam ifade edemedim. O süreçte İstanbul ortamından koptuğumuzu hissettim, kimseyi aramadığımı ve mesaj atmadığımı fark ettim. Ruhsal olarak yoruldum belki de vücuda yansıması şeklinde alerjik rinitim azdı. 2 psikolog arkadaşımla harabe şeklinde İstanbul’a döndük yine de ihtiyacı olan kişilere elimizden geleni yapmanın verdiği mutluluk da vardı. Kendimi rahatlatmak, öğrendiklerimi paylaşmak ve kalıcılaştırmak açısından bu yazıyı yazdım. Bütün fiziki ve ruhen yorgunluğuma rağmen soluk almamı sağlayan psikolog arkadaşlar Gülçin ve Nazlı’ya çok teşekkürler…

    sendika.org