Biz Bu Yazının Neresindeyiz?/ Yazar Cahide Günay

    Biz Bu Yazının Neresindeyiz?/ Yazar Cahide Günay

    “Beklenen miyiz? Beklemeli miyiz?”

    Hayatlarımız da ya beklenenler ya da bekleyenler var. Ömrümüz nedense hep ümit etmekle unutmak arasında tükeniyor. Ya beklenen bir türlü bize ulaşmıyor ya da yol ayrımlarında erken davranıyoruz. Ümit edilenle unutulanlar nedense hep birbirlerini götürüyorlar, yanlış ve doğru da olduğu gibi. Var oluşlarımızda yok oluşlarımızda hep aynı nedenden… Özlemden… Kiminin hayatı yeni var oluşlara kiminin ki de yok oluşlara gebe. Fakat sonuç  ne olursa olsun yok olurken de var olurken de bekleyişler içindeyiz. Bekledik… Bekliyoruz… Beklemeye devam edeceğiz. Ve neden her bekleyen hayatını beklenene bağlar? Ya da neden beklenen bir gün döneceğini söyleyerek çıkar bekleyenin hayatından?

    Hayatımızdaki gel gitler de neden hep bekleneni suçlarız? O olsa hayat daha mı çekilir hale gelir? Yoksa hayatı çekilir kılan onun özlemi midir? Neden bekleyen her güne beklenenin geleceği umuduyla başlar? Gidişlerden dönüş olsaydı zaten varılmaz mıydı çoktan kavuşmalara?

    Veya neden beklenen her türlü dönüş yolunu bulamaz? Bütün yollar çıkmazda mıdır? Ya da geri dönüşte bekleyeni bulamama korkusu mudur onu her yola çıktığında geri koyan sebep? Bekleyen de beklenen de unuttuysa unutmaya mahkûmsa neden her doğan gün kendisiyle beraber yeni bekleyişler de doğurur? Veya neden hep sonunu bile bile başlarız yeni bekleyişlere? Yoksa hiçbir şey değil de beklenenin bir gün geriye dönebilme umudu mudur bizi ayakta tutan? Veya bir bekleyenimiz olduğu için yalnız olmadığımızı dünyaya kanıtlamış olduğumuzu sanmak mıdır bizi bekleyene bağlayan? Bekleyen bütün hayatını o kadar bağlamıştır ki beklediğine, onun gelmesi için yapamayacağı hiçbir şey yoktur yeryüzünde. O olmadan yalnızdır ve onun yalnızlığı da güzeldir sonunda eğer ona kavuşmak varsa. Beklenen o kadar mutludur ki, bir bekleyeni olduğuna “Onsuz” olmanın “Onu” görememenin hüznü bile güzel gelir eğer bütün yollardan geriye dönüş varsa.  Aslında bekleyende beklenende kendini mi kandırır? Bütün bekleyişlerin asıl nedeni yolun sonunda kendimizi bulma, kendimize kalma korkusu mudur acaba? Bütün bekleyişler de asıl beklediğimiz kendimizi ve her döndüğümüz yolda kendimize çıkıyorsa, başlangıçtan beri yalnız değil miyiz?  Ve yalnız mı bitirmeliyiz? Yalnızlığımıza veya başkalarının yalnızlığına çare aramaktansa sadece beklemeli miyiz? Bu bekleyişin var mıdır sonu? Yoksa sonsuz bekleyişlere o kadar harcadık da benliğimizi geriye döndüğümüzde bulacak bir ben bırakmadık mı? Boş umutların peşinden o kadar boşlukta kendimize gidecek dermanı bulamadık mı? Her şeyde o kadar başkalarını aradık da kendimizi bulmaya zaman ayıramadık mı? Veya her şeyi unuttuğumuz gibi başlangıçta asıl aradığımızın kendimiz olduğunu da mı unuttuk? Yoksa her şeyi kurguladık mı? Bizi bu kadar mutlu eden, bekleten, yoran, acıtan, yorarken bile tekrarını bekleten hep mi kendi kurgumuzdu?

    Yoksa varsayımlardan mı ibarettik?  Ve kendimize bekleyenle bekleneni icat ettik. Eğer her şey sadece kurguysa neden bu yolculuk sonsuz değil? Neden diğer her şey gibi sadece bizim değil? Neden bu oyunda tek başımıza oynayamıyoruz? Ya beklenen ya da beklenen olmak zorundaysak ve hangisi olacağımıza bile karar veremiyorsak nasıl bizim oyunumuzdur bu?  Ve bu oyunun bir sonu var mıdır? Yoksa sonsuz mudur bekleyenle beklenenin ömrü kadar? Ve ben bu yazının neresindeyim? Ve siz bu yazının neresindesiniz? Beklenen miyiz? Beklemeli miyiz?

    Yazar: Cahide GÜNAY

    kisiselgelisim34@gmail.com

    loading...