Doğaçlama bir roman

Doğaçlama bir roman

Bu romanı atölyelere katılan yazar adaylarının okumalarını isterim çünkü César Aira kurgusal oyunları görünür kılıyor. Flores Geceleri’nin en etkileyici yanı ise okurun önyargılarıyla oynaması.

Asuman Kafaoğlu’nun Haberi

Çağımızda sanattan sürekli yenilik bekler olduk. Belki de kültürel olarak yenilik ile özgünlüğü karıştırdığımız bir noktaya geldik. Her yazarın yeni bir form bulması elbette hiç kolay değil ama arada bunu bulan yazarlar karşı­mıza çıktığında çağdaş edebiyatı daha çok seviyor insan.

Arjantinli yazar César Aira her romanında farklı form deneylerine girmeyi seven bir yazar. 64 yaşın­daki yazar bugüne kadar yetmişin üzerinde kitap yazmış ve bu rakama yazarın yaptığı çeviriler dahil değil. Çok sayıda makale ve eleştiri yazıları bulunan Aira, farklı edebi türlerde deneysel kısa romanlarla özgün bir yol bul­muş kendine. Bazen pembe televizyon dizilerinden, bazen cinayet romanlarından esin­lenen, doğaçlama tekniği kul­lanan kısa romanlar. “Kısa” sözcüğünün altını çizmek ge­rekiyor çünkü romanları yüz sayfayı ender olarak geçiyor, çoğu novella boyutunda.

2004 yılında yazdığı Flores Geceleri tipik bir Aira romanı. “Fuga” olarak adlandırdığı yazı tekniği tamamen doğaç­lamadan oluşuyor. Yazar, asla geri dönüp düzeltmediği kur­guda hep bir sonraki çağrışı­mın yarattığı şekilde ilerliyor: (her sene üç-dört romanı ancak böyle yazabilir!) hiç kontrol etmeden, düzeltmeden ve editör elinden geçmesine izin vermeden. Kaçmak ya da kovalamak anlamına gelen fuga (Türkçe füg) Aira’nın stilini anlamamız açısından önemli ipucu veriyor. Kurgusal metinlerin bir con-tinuum olduğu düşüncesi yatıyor bu anlayışın altında; bir bölüm oluştuk­tan sonra bölümün içinden bir başka bölümün doğmasına izin veriyor ve sonra bir sonrasına ve böyle birbirini doğuran bölümlerin organik bağlan­tısıyla roman kurgusu oluşuyor.

 Tanıdık mahalle

Elbette bunlar romanı okurken önemli görünmeyen unsurlar çün­kü yazar ilgi çekici bir hikâye etra­fında oluşturuyor kurguyu. Flores Geceleri‘nde de romanın yapısal özellikleri hikâyenin gerisinde kalıyor. Konu, yaşlı bir çift etrafında gelişiyor. Rosa ve Aldo, ekonomik krizin etkisiyle geceleri pizza dağıtarak para kazanı­yorlar. Aldo’nun sağ kulağı duymuyor, Rosa’nın ise gözleri görmüyor, ikisi bir­likte yan yana yürüyerek mahallenin pizzalarını dağıtıyorlar. Yaşadıkları Flores semti, Buenos Aires’te orta sınıfın oturduğu, suç oranının yüksek olduğu bir yerdir. Geceleri tekin olmadığı için sokaklarda dolaşan fazla insan olmaz. Etrafta bolca evlere servis yapan restoranlar olduğu için gece boyun­ca motosikletli gençler evlere pizza, dondurma, hamburger taşır dururlar. Rosa ile Aldo’nun motosikleti yoktur fakat tüm sokakların tek yönlü olduğu Flores’te, pizzaları motosikletli çocuk­lar kadar hızlı götürmeyi başarırlar.

Bu arada Flores’te motosikletli ye­mek dağıtan çocuklardan biri kaybolur ve bir zaman sonra da cesedi bulu­nur. Bütün semt bu cinayetle sarsılır. Romanın büyük bir bölümü Flores’te yaşamı, sokaklarda gürültüyle mekik dokuyan motosikletlileri ve yaşam tarzlarını anlatır. Arkadaşlarından birinin öldürülmüş olmasından etki­lenir gençler ama bir yandan da hayat devam eder Flores’te.

Sonra romanda bir anda her şey değişir ve kahraman Rosa ile Aldo’dan uzaklaşır. Bu sefer kurgu­nun merkezine cinayeti araştıran Başsavcı gelir. Burada romanın geri kalanında cinayetin gizemlerinin çözüleceğini sanırız fakat başsavcı ile birlikte onun ev yaşamı girer devre­ye. Bolivya’dan bir misafiri gelmiştir, heykeltıraş karısı ve oğluyla birlikte misafirleriyle İlgilenirler. Gizemli tra­fik kazaları konuları birbirine bağlar.

Romanın konusu hakkında anlata­bileceğim şeyler burada bitiyor çünkü romanın ikinci yarısı öylesine bek­lenmedik ve şaşırtıcı yönlere kayıyor ki bunlarla İlgili söylenecek herhangi bir şey gizemi bozar. (Tek ipucu olarak cinsiyetlerin bile değişebileceğini söyleyeyim sadece.) Roman ilerledikçe insan âdeta nasıl bir hikâye okuduğu­nu unutmaya başlıyor. Bunu zıt bilgileri birbirine ekleyerek yapıyor yazar. Cinayetin çözülmesini beklediğiniz sayfalarda çağdaş sanat üzerine bir tartışma ya da ekonomik kriz hakkında bir analiz geliyor. Okurun yönünü sürekli şaşırtan bir tempo kurulu.

 Değişen karakterler

Yazının başında dediğim gibi Aira için kurgunun doğaçlama doğası çok önemli. Metin köşeye sıkıştığında başka bir konuya geçen, gerekli yeni bir karakteri devreye sokan, bir son­raki bölüme atlayan bir hızla yazıyor César Aira. Bu durum metnin akıcılığını açıklıyor, öte yandan başka bir eserde kurgu hatası olarak görülecek şeyleri de ortaya çıkarıyor. Yazar bunları bi­linçli olarak bıraktığı için tam anlamıyla hata sayılmazlar, hikâye ilerledikçe yeni yön alıyor ve eski unutulmuş oluyor. Örneğin, bu romanın başlarında Aldo’nun kulağının ağır işittiği söyleni­yor fakat Rosa’nın gözlerinin görmediği çıkarımını yapacak bilgi verilmiyor. Aksine “Aldo ve Rosita motorların karşı kaldırımdan geçtiğini gördü­ler” ya da”… gençlerin baş başa verip konuştuklarını görmüşlerdi” gibi çok kereler Rosa’nın da gördüğü izlenimini ediniyoruz. 54. sayfada ise Rosa’nın kor olduğu, yanlarında yürüyen yaratığı

göremediğinden söz ediliyor ve roma­nın geri kalanında Rosa körlüğüyle öne çıkıyor. Buna benzer çok sayıda örnek var romanda. İşin güzel yanı ise, yazarın bunları konuyu tutarlı kılmak için yapıyor olmaması. Tu­tarsızlıktan beslendiği açık bir metin ortaya koyuyor. Karakterler öylesine değişim geçiriyorlar ki, ilk başta ta­nıştığımız insanlar değiller artık.

Romanın sonu da bu açıdan ger­çekten ilginç. Yazar konuyu toparlayarak her şeyin anlam bulacağı bir ortama getiriyor; karakterlerin gerçek kimlikleri ve gizli eski suçlular ortaya çıkıyor fakat bunlarla konuyu toparlama yönüne gitmiyor. Aksine romanın son birkaç sayfası iyice kurguyu dağıtı­yor, anlamaya başladığımızı sandığımız noktadan epeyce uzaklaşıyor. Bunun nasıl bir önemi var diye sorarsanız, ya­zarın binbir emekle yapılaştırdığı (konstrüktivizm) kurguyu parçaladığına (de-konstrüktivizm) tanık oluyoruz.

Bu romanı özellikle yazı atölyelerine katılan yazar adaylarının okumalarını çok isterim çünkü César Aira edebiyatın özündeki kurgu­sal oyunları kolayca görünür kılıyor. Ayrıca Flores Geceleri‘nin en etkileyici yanlarından biri, okurun önyargılarıyla oynaması. Örneğin birlikte çalışan, sürekli konuşan yaşlı orta sınıf bir karı-koca dendiğinde aklımıza doğal olarak bir ömrü birlikte geçirmiş, hatta belki birbirini sevmiş, iyi anlaşan bir çift düşünüyoruz. Aslında bu detaylan asla söylemiyor yazar: konuşmaları da zaten çok soyut. “Gerçek” kişilikleri ortaya çıktığında geri dönüp diyaloglara tekrar bakınca, bize sadece yan yana yürüyen iki insanın anlatıldığını, gerisinin zihni­mizde oluştuğunu görüp şaşırıyoruz.

Kitapla İlgili Teknik Bilgi Ve Sipariş Şartları İçin Bu Linki Kullanabilirisiniz…

loading...