Dünden Bugüne Yaşlılığı Algılayış

    Dünden Bugüne Yaşlılığı Algılayış

    Yaşlıların sorunlarıyla kimse ilgilenmiyor. Yaşlıların çevresinde suçlu bir sessizlik yaratılıyor. Yaşlılığın sorunlarına eğilmeye başlamanın tarihi pek yenidir.(1970) Bir yasak şey,bir tabuydu yaşlılık konusu,hiç yaşlanmamak gerekirdi. İnsanlar yaşlılıkta ölümü daha çabuk ve kolay benimsiyorlar. Erkekler de kadınlar da yaşlılıkta bir aşağılık durum,bir düşüş buluyorlar.insanın yaşlanınca kendi kendinin karikatürü olacağını düşünüyorlar. İnsanlar hoşlarına gitmeyen görünüşlerden sıyrılıp kaçarlar,özellikle de yaşlılıktan.

    Toplumumuzda yaşlı kişilerle ilgilenen,ilgilenmesi gereken kurumlarca onlara sağlanan yaşama şartları çok da leziz değildir. Amerika : sözlüğünden “ölü” kelimesini çıkarmıştır; ‘kaybolmuş sayın kişi’den söz edilir. hatta bu ülke ileri yaşlara her türlü referansı vermekten kaçınır.

    Fransa : 70li yıllarda ihtiyarlık yasak bir konuydu.

    Kibarca ya da öfkeyle pek çok kişi(hele yaşlılar)yaşlılık diye bir şeyin olmadığını sık sık tekrar ederler; “ötekilerden daha genç insanlar” vardır.

    Toplum için yaşlılık sözü edilmesi ayıp, bir çeşit utandırıcı sır gibi görülür.

    örnek; bir resimli roman kahramanı tüm çizdiklerini yenilemek zorunda kalmıştır. çünkü kişileri arasına bir büyükanne/büyükbaba çifti koymuştur çünkü ona “yaşlıları çıkar emri” verilmiştir. (Fransa 1968)

    “Tüketim toplumu mutsuz bilinç yerine mutlu bir bilinç koydu ve böylece suçlu olma duygusundan sıyrılıyor” (Markuse)

    Tüketim toplumu ihtiyaçları söz konusu olduğunda sadece sanık durumunda değil,aynı zamanda suçludur da.gelişim ve bolluk efsanelerinin ardına sığınmış bir tüketim toplumu,ihtiyarlara parya (Hindistan’da kast dışı olanlara verilen ad. paryalar her türlü toplumsal haktan yoksundurlar.herkes tarafından hor görülen ve aşağılanan kimselerdir.) muamelesi yapar.

    İhtiyar(65 yaş yukarısı)oranın en yüksek olduğu ülke Fransa’da bile ihtiyarların hepsi yoksulluğa,yalnızlığa,hastalık ve umutsuzluğa mahkum edilmiştir.

    A.B.D.’de de kaderleri pek farklı değildir.

    Tüketim toplumunun açıkça öğretmeye yeltendiği insancı ahlakla yine onu barbarca tutumunu azlaştırmak için,egemen sınıf,ihtiyarları insan yerine koymamayı uygun bulur.

    İhtiyarların sesine kulak verilseydi,bu sesin insancıl bir ses olduğunu itiraf ve kabul etmek gerekecekti.

    İhtiyarlara uygulanan durum ve bu durum içinde onların yasayış tarzı birbiriyle anlamlı ilişkiler gösterir.

    İhtiyarlara saygı göstermede toplumun durumu son derece ikiyüzlüdür.

    Çocuklar (yeni yetmeler) için kitap (yayın,gösteri, tv, radyo programları) vardır. Yaşlılara yönelik program sayısı oldukça azdır. 1970 sonrası bu program sayısında bir artış olduğu inkar edilemez.

    Sömürücülerin çıkarı çalışanlarla verimsiz olanlar arasındaki dayanışmayı yıkmaya bağlıdır.burjuva düşüncesinin ortaya attığı efsaneler ve basma kalıp sözler ihtiyar insanı başka biri gibi göstermeye çabalar.

    İhtiyarlar yaşamakta olan insanın hatalarını ve niteliklerini taşırlar.oysa kamuoyu bunu bilmezden gelir. ihtiyarlar gençlerle aynı istekleri aynı duygu ve ihtiyaçları gösterseler türlü rezalete sebep olurlar.ihtiyarlarda aşk-kıskançlık duyguları iğrentici ya da gülünçtür. cinsellik tiksinti, şiddet alaylı karşılanır. erdem örneği olmak zorundadırlar. her şeyden önce onlardan sükunet beklenir.ihtiyarların sükunet içinde olduğu öne sürülür, bu da onların mutsuzluğuyla ilgilenmemeye yol açar.

    İhtiyarlara yakıştırılan saf görünüş, ak saçları başında harelenmiş, pek çok deneme görmüş geçirmiş ve muhterem insan olma halinin çok ötesinde hüküm süren bir filozof görünüşüdür.

    Eğer bu durumdan çıkarlarsa aşağılara yuvarlanırlar; öncekinin tam tersi olan bu görünüş, yerli yersiz konuşup hareket eden, çocukların maskarası olmuş yaşlı deli görünüşüdür. ne olursa olsun,ihtiyarlar erdemleri ya da ahlak düşkünlükleriyle insan topluluğunun dışında yer alırlar.

    Bu yaşlıları dışa atmayı o kadar ileri götürürüz ki,sonunda işi ihtiyarın bize karsı olmasına kadar vardırırız.

    Bir gün bizim de içine düşeceğimiz ihtiyarlıkta kendimizi görüp tanımak istemeyiz.

    “20 yaşında,40 yaşındaki ihtiyarlığı düşünmem.sanki başka birini düşünmem demektir.”öyleyse değişimde bütünüyle korkutucu bir şey var.

    Güzel bir genç kadının yanındaki annesi, kadının gelecek yılların aynasındaki hayalidir. bunu görünce içimiz üzüntüyle daralır.

    “Nambik waralı hintliler “genç ve güzel” ve “ihtiyar ve çirkin” kelimelerini tek bir kelime olarak kullanıyorlar.” (Levi Strauss)

    İhtiyar insanların bize sunduğu geleceğimizin görüntüsü önünde, kılımız bile kıpırdamadan duruyoruz.içimizde bir ses, böyle bir şeyin bizim başımıza gelmeyeceğini boş yere mırıldanır durur. böyle bir şey olup bitince de artık biz, biz değilizdir. yaşlılık, üstümüze çökmeden önce ancak başkalarına ait bir şeydir.

    Bütün bunlardan şu anlaşılıyor; toplum, ihtiyar insanlarda kendi benzerlerimizi görmekten bizi alıkoymayı başarıyor.

    Ömür sonu, içinde yaşadığımız sömürü düzenini olduğu gibi açığa vurur. kendi ihtiyaçlarını karşılamaya gücü yetmeyen ihtiyar, her zaman için bir yüktür.fakat bir köy komünotesi içinde, bazı ilkel uluslarda olduğu gibi belli bir eşitliğin hüküm sürdüğü topluluklarda yetişkin insan, belki de bilmeden, bugün ihtiyara verdiği yerin, yarın kendi yeri olacağını bilir.

    İktisat, çıkar temeli üzerine dayanır, pratik olarak bütün uygarlık ona bağımlıdır. insan denen gereçle, ancak ürün verdiği sürece ilgilenilir. sonra da fırlatıp atılır. bir kongrede(1968), cambrige’de antropolog olan dr leach “makinaların en küçük işleri yaptığı, değişmeler içindeki dünyada insanların uzun süre hizmet etmesi gerekmiyor. 55 yaşını geçen kişi bir kenara bırakılmalıdır” diyor. “kenara bırakılmak” sözü,söylenmek isteneni çok iyi anlatır. bize emekliliğin özgürlük ve oyalanmalar devri olduğu söylenir. şairler “kuytu limanın güzellikleri”ni överler oysa.. bunlar utanmazca aldatmalardır. toplum, yaşlıların çoğunu öyle bir hayat düzenine oturtur ki, “yaşlı ve yoksul” deyimi sözü uzatmaktan başka bir işe yaramaz; çünkü iki kelime de aynı kapıya çıkar. tersine; yoksulların çoğu ihtiyarlardır. oyalanmalar, emekliye yeni olanaklar açmaz.tam ayak bağlarından kurtulduğu sırada, bireyin kendi özgürlüğünü kullanma yolları elinden alınır. yalnızlık ve can sıkıntısı içine atılıp, tam bir gözden düşmeyle bitkisel bir hayata mahkum edilirler.hayatının son 15 ya da 20 yılında bir insana artık bir hiç gözüyle bakılması,bizim uygarlığımızın başarısızlığı değildir de nedir? ihtiyarları yürüyen ölüler değil de yaş yaşayıp gün görmüş insanlar yerine koysak; anlattığımız bu apaçık durum bizi boğar, bunaltır.

    İnsanların son demlerinde yine insan olarak kalmalarını istemek, köklü bir kargaşalığa yol açacaktır. zaten kurulu düzene dokunmadan bazı sınırlı değişikliklerle bu sonucu almak mümkün değildir; bu insanlık dışı edilmiş ihtiyarlar, emekçilerin sömürülmesinin, toplumun atomizasyonunun, seçkin, imtiyazlı ve yönetici sınıfa ayrılmış bir kültür sefaletinin sonucudur.

    e-psikoloji

    loading...