Eğer Çocuklarımıza Barışı Öğretmezsek, Bir Başkası Onlara Şiddeti Öğretecektir

    Bu sene başında , üniversite de ‘barış bilimleri’ dersi verdiğim sınıfa girdim. Sınıfın çoğunluğunu yakın zamanda doktor, öğretmen, yönetici, grup lideri olacak kişiler oluşturuyordu.

    Sömestra birlikte bir giriş yapmak istedim ve tahtaya iki kelimelik bir cümle yazdım.

    Barış nedir?’

    Başta bir sessizlik hakim oldu sınıfa. Herkes şaşırmıştı. Çünkü ilk defa kendilerinden ‘barışı’ tanımlamaları isteniyordu.

    Her yıl Birleşik Devletler de milyonlarca insan üniversiteden mezun oluyor ve kendilerine uzun yıllar boyunca edebiyat, matematik, fen gibi dalları çalışıp başarılı olduklarını gösteren diplomalar veriliyor. Bu dersleri biz toplum olarak çok önemsediğimizden çocuklarımızın bunları iyice öğrendiğinden emin olmak istiyoruz. Okuma yazma bilmeyen, en basit matematiksel işlemleri bile yapamayan, hatta bir paragraf bile yazamayan bir insanın mezun olduğunu düşünebiliyor musunuz?

    Ama yine bu öğrenciler üniversiteden ‘ çatışmazlık çözümü ‘ gibi bir konuda bir bilgi sahibi olmadan mezun oluyorlar Çünkü kariyerleri boyunca kimse onlardan ‘barışı sağlama, topluluk kurma ve ya bir düşmanı affetme ‘ gibi konularda bir şey istemeyecek. Şiddettin ve şiddetsizliğin ilkesi hiç analiz edilmeyecek. Dr King hiç tartışılmayacak, Gandhi’ nin evrendeki en güçlü değer olarak gördüğü ‘şiddetsizliğin dayanıklılığı’ ilkesi hep kulak ardı edilecek.

    Çocuklarımıza öğretmemiz gereken en temel şeyi ‘ barış nasıl sağlanır ‘ ı ihmal ediyoruz.

    Bir keresinde eğitimci arkadaşım Colman McCarthy demişti ki : biz çocuklarımıza barışı öğretmesek , birileri gelip onlara şiddeti öğretecek.’

    Bu yüzden çalıştığım ortaokul, lise ve üniversite sınıflarında şiddete karşı koymak, vicdanları uyandırmak ve düşünen zihni özgürleştirmek için çalışıyorum. Ben çocuklarıma barışı öğretiyorum.

    Şiddeti ortadan kaldırmak

    En temel anlamda barışı öğretmek şiddetin gerçekleşmek zorunda olmadığını öğretmektir. Batı da uzunca bir süre şiddetin kaçınılmaz bir şey olduğu , insan hayatının doğasıymış gibi davrandık. Sanki şiddetsizlik sadece bir laftı, düşünceydi. Şiddetsizlik , en iyi anlamda hiçbir şey yapmama pasifliği, en kötü anlamda ise Woodstock’un uzun saçlı bir fantazisi olarak düşünüldü. Şiddete şiddetle cevap ermek tek çözüm yoluymuş gibi görüldü ve sonuçta daha da büyük şiddetler ortaya çıktı.

    Ama bu artık değişiyor.

    Artık dünyada yüzlerce üniversite ‘Barış Bilimleri’ dersi veriyor. Tüm programların temelinde yatan şey ise : Şiddetsizliğin, barışın ve adaletin ütopik hayaller olmadığı, aksine bunların insanların yaşamında ve başkalarına öğretme de gerçek ve pratik bir yol olduğudur.Şiddet ve onun ögeleri tarih boyunca , şiddetsizliğin felsefesi ve ilkeleri çerçevesinde incelenmiş Pandora’ nın kutusu gibi , Gnadhi ‘nin , Chavez ‘in prensipleri üniversitelerde öğrencilerle paylaşmış, açığa çıkmıştır.

    Daha geniş bir bakış açısıyla barışı öğretmek çağımızın problemlerine tepki verdiğimizde gerçekleşen bir çeşit uyanıştır aslında. Bu problemler çok fazladır. Amerika diğer ülkelerle karşılaştırıldığında şu alanlarda en baştadır:  Cezaevi nüfusu, uyuşturucu kullanımı, açlıkla savaşan çocuklar, yoksulluk, okuma yazma eksikliği, ergen hamilelikleri, ateşli silahlarla ölüm, obezite, diyabet, kayıtlara geçen tecavüz vakası, anti depresan kullanımı, gelir eşitsizliği, askeri harcama, tehlikeli atıkların üretimi ve okullarının düşük kalitesi.

    Bu liste aslında hiç de sürpriz değildir. Çünkü şiddet tıpkı bir virüs gibi yayılmaktadır. Doğası gereği bulaşıcıdır. Çünkü şiddet artı şiddet eşittir daha büyük bir şiddet kanununu izler aslında. Şiddet asla barışı getirmez. Şiddete ne kadar çok şiddetle karşılık verirsek, o kadar çok şiddet yaratmış oluruz.

    Barışı öğretmek demek, bu listeyi ortadan kaldırmak demektir. Çözümü de soru sormaktan geçer.

    Barışı öğretmek demek Gandhi yi öğretmek demektir.

    ,2Şiddetsizlik Nazi ‘yi ve Hitler ‘i durdurabilir miydi ‘ diye ortaokul öğrencilerime sordum.Gandhi ve Martin Luther in felsefelerini daha yeni okumuş , analiz etmiş çocuklar, Nazilerin istilasını durdurmak için şiddetsiz stratejiler geliştirme görevi olan hayali Avrupa milletleri yarattılar. Planlarını bana sunduklarından sonra, onlara Danimarka vatandaşlarını anlattım. Bu sayede şiddetsizlik içeren çözümleriyle Nazi planlarını altüst etmeyi başardılar.

    Çoğu tarih derslerinde şiddetsizlik görmezden gelinse de, ben kendi derslerimde hep şiddetsizliği içeren hikayelere yer verdim. Bu sayede çocuklarımız, şiddete vicdanının sesini dinleyerek direnen insanların hikayelerini çokça duymuşlardır.

    Hangisi daha güçlüdür: sevgi mi nefret mi?” diye sordum öğrencilerime. Gandhi’nin biyografisini daha yeni görmüştük ve onun şiddetsizlik anlayışının altında yatan düşüncelerini tartışıyorduk. Gandhi şiddetsizliğin mucididir. Thomas Edisonu’dur. Çocuklarıma barışı öğrettiğim derslerim için vazgeçilmezimizdir.

    Gandhi sivil itaatsizlik konusunda çok iyiydi ancak sorunlara pratik çözümler bulmada çok daha iyiydi.Gandhi ‘yapılandırma programı’ diye adlandırdığı alternatifler yaratarak adaletsizliğe direndi. Onun en sevdiği şey ise, Hintlilerin İngiliz kumaşından vazgeçip kendi kumaşlarını üretmelerini sağlayan çıkrıklar idi.

    Gandhi ‘nin bu fikirlerinden sonra öğrencilerden kendi yaratıcı programlarını oluşturmalarını istedim. Onlara ‘ etrafınızdan bir problem ele alın ve ona çözümler bulun’ dedim. Onları alışılagelmiş eğitimin dışında tutmayı denedim ve ellerine not defteri de verdim, ‘kendinize not verin’ dedim. Bayağı, konuyla iç içe girmişlerdi ve en sonunda çözümlerini de bulmuşlardı.

    • Biri Gene Sharp’ın devrim yaratan -ki bu bazı ülkelerde yasak- Şiddetsiz Eylemin 98 Yöntemi’ni dışarıda insanlara dağıttı.
    • Bir i iki zıt grup arasında ‘belediye başkanı ve bazı öfkeli vatandaşlar’ adlı diyalog yazdı.
    • Biri şehirdeki evsiz insanlara vejetaryen pizza servis etti.
    • Biri bir bahçe ekimi yaptı.
    • Biri o zor çölü geçen göçmen işçilere yiyecek ve temiz su tedarik etti.Yaptığı çalışmadan dolayı tutuklandı.
    • Biri bir düşmanını affetti.
    • Biri düzenli aralıklarla dua etmeye ve meditasyon yapmaya başladı.


    Okullarda ‘ Barış ‘ adlı dersler koymak aslında bir zorunluluk değil. Aksine tıpkı yazı yazmak. not almak gibi bunu her bir derse empoze ederek, bireye öğretmek daha mantıklıdır. Fakat , okullarda ‘Barış Bilimleri’ diye bir ders de konulursa eğer, bu sayede kapılar ardına dek açılır.

    Derslerde öğrencilere Gandhi gibi önemli isimlerin çalışmalarını biyografilerini incelettiririz.içsel barışın dışsal durumlar üzerindeki boyutunu ve etkisini inceleriz ve birini affetme üzerine uzun süren tartışmalara gireriz.Savaşın nasıl uzun zaman aldığını ve bunun maddi manevi etkilerini ve hatta medyanın savaşı teşvik edip etmeme üzerindeki rolünü tartışırız.

    Kendi derslerimde her düşünceye açığızıdır. George Bush ve ve Barack Obama’nın adını dahi geçirmeden uzun uzun dersler anlatabilirim. Çünkü Barış Bilimi yüzeyde olanın derinine , insan olmanın dibine iner. Bu yüzden bir çok insan bu dersi almaya çok uğraşır. Bu bana hayranlıklarında değil, tamamiyle barışa aç bireyler olduklarındandır.

    Barışmanın ne demek olduğunu anladım.

    Bir gün benim bu derslerime giren,’Barış Bilimleri ‘ alan bir öğrencim, ‘üreme ve üreme hakkı’ temalı yürüyüşe katılır ve karşı gruptan bir adamın onun yüzüne bakarak hakaretler yağdırarak onun düşüncesini desteklemediğini belli eder. Öğrencim ona yaklaşır ve sırtını sıvazlayıp güler ve adam bu durum karşısında donakalır

    Zaman olur ki başka bir yürüyüşte tekrar o adamla karşılaşır ve adam tekrar bunu yüzüne bakar gözerine kenetlenir ki ikisinin aklına geçen yürüyüşte yaşadıkları gelir. Adam bu sefer buna selam verir ve gülümser.

    Ve öğrencim bana bunu anlattığında ‘işte o zaman barışmanın ne demek olduğunu anladım hocam ‘ dedi.

    İşte ben bu yüzden barışı öğretiyorum.

    Bizi FACEBOOK tan takip edin