Engelli Bir Çocuğun Ebeveyni Olmak

Engelli Bir Çocuğun Ebeveyni Olmak

Çocuğu engelli olan ailelerin etrafını saran sosyal çevre hem aile hem de çocuk için çok önemlidir. Çocuk için ailesi ve okulunun etkisi sürerken; aile için toplumun genel tutumunun ve değerlerinin etkisi söz konusudur. Engelli olan çocuğu içinde bulunduğu çevrede değerlendirerek koşulları uygun hale getirmeye ve iyileştirmeye çalışmak hem aile hem de çocuk için önemi büyük olan bir çabadır.

Çocuğunun engelli olduğunu fark eden ailede ilk verilen tepkiler önemlidir. Çocuklarıyla ilgili gerçeği ilk söyleyen kişiye kızgınlık, öfke hissedebilirler. Normal bir çocuk beklentisinde olan ailenin böyle bir durumla karşılaştığında hayal kırıklığı yaşaması normaldir. Sonrasında teşhisin neden daha erken yapılamadığı konusunda teşhisi yapan kişiyi suçlayabilirler. Teşhisin zamanı konusunda neden daha erken fark edemedikleri ile ilgili kendilerine kızıp sonrasında suçluluk duygusuyla baş etmek zorunda kalabilirler. Aile bireyleri arasında kendini, eşini veya çocuğu suçlama, var olan engelliliği inkar etme, işlevsel olmayan; gerçekten uzak yollarla çözüm aramaya çalışma gibi durumlar ortaya çıkabilir.

Aile böyle bir durumun yarattığı duygusal etkiyle baş etmek zorunda kalır. Bu gibi durumlar olaya karşı verilen ilk ve duygusal yoğunluğu yüksek olan tepkilerdir. Bu tepkiler normal kabul edilmekle birlikte ne kadarlık bir süreci kapsadığı ve ne şiddette sürdüğü; kişinin kendisine ve çevresine maddi veya manevi zarar verip vermediğine göre göz önünde tutulmalıdır. Aşırı uç hallerde verilen tepkiler dikkatli şekilde izlenmelidir. Aile bu farklı duruma çevrenin verebileceği tepkileri ve o anki durumun değişmezliğini düşünerek ilk zamanlarda aşırı kaygılı hareket edebilir; o an için olumsuz düşünce ve davranışlar gösterebilir. İlk zamanlarda dışarıdan bir sebep bulmaya çalışarak kendilerinden uzaklaştırmaya çalıştıkları durumun kabullenmeye başlandığı ilk zamanlarda çevreden uzaklaşarak yaşamaya çalışabilir. Aileyle temasta bulunan kişilerin aileye ihtiyaç duyduğu bilgi ve desteği vermeleri önemli bir gerekliliktir. Kimi zaman da profesyonel bir destek ilk adım olarak sağlanmalıdır.

Kimi anne babalar var olan gerçeğin yanlış bir teşhis sonucunda ortaya çıktığına inanmak isterler. Durumu reddeder; kabul etmekte zorlanırlar. Böyle bir durumda güvensizlik ortamı baş gösterecek, aile sürekli farklı kişilerden farklı bir bilgi duyabilme umuduyla arayışa girişecektir. Ailelerin doğru, güvenilir bilgiyi almaya yönelik uğraşları aslında durumu fark etmelerini gösterdiği gibi; inanma ve kabullenme aşamasında yaşadıkları zorluğu da yansıtmaktadır. Bazı aileler ise çocuklarının durumuyla ilgili herhangi bir farklılık düşünmeden, durumu normal kabul etmeye çalışır ve herhangi bir dış desteği reddederler. Bu gibi duygusal tepkilerin üzerinde fazla durulmamalıdır. Aile bu aşamada kendini fark etmeyi ve gerçeği görebilmeyi kabullenirse; o zaman başlayacak destek olma sürecinin daha yararlı ilerlemesi mümkündür.

Çocuk, ailesinin birtakım durumlardan mahrum olduğunu ve kimi zaman ondan utanabileceklerini düşünmesi gibi bir durumda suçluluk duygusu hissedebilecektir. Aileler durumu kabullenmeye başladıkları evrede yani durum hakkında tatmin edici bir açıklamayla karşılaştıktan sonra hayatlarını farklılaştırıp, yapılacak değişiklikler için yardım almaya yönelirler. Böylece hayatı gerçeğe uygun şekilde planlamak için uğraşırlar. Sonrasında çocuklarının yapabildiklerini görmeye yaklaşan aileler onu bağımsız olarak yapabildikleriyle görerek, var olan potansiyelini destekleyebilmektedirler. Bu süreç devam ederken aile bireyleri hala durumun neden kendilerinin başına geldiği hakkında soru sorup, suçluluk hissetmeye devam edebilirler.

Kimi zaman aileler engelli çocuklarına aşırı koruyucu bir tutumla yaklaşarak önceki inkar, kabullenememe gibi duygularını dengelemeye çalışırlar. Bu durum çocuğun var olan özelliklerini kullanmasına engel olup, bebeksileşmesine neden olabilmekte, ailenin çocuktan olan ve çocuğun kendi yapabilecekleriyle ilgili olan beklentilerini de aza indirmiş olmaktadır. Aileler bu tür bir tutumla engellilik durumunu azalttıklarını düşünse de çoğu zaman aşırı korumanın da çocuğun var olan potansiyelini ortaya çıkarmasına ve geliştirmesine bir engel olduğunu unuturlar. Ailelerin var olan gerçeği kabullendikten sonra çocuklarına ulaşabilmeleri; onların kapasitelerini ortaya çıkarmalarında ve geliştirmelerinde yanlarında olabilmeleri asıl hedef olmalıdır.

Engelli bir çocuğun diğer kardeşleri ile olan ilişkileri aile içerisinde önemli bir yer tutmaktadır. Bu ilişkinin niteliğinde de anne–baba olarak çocuğunun böyle bir durumda olmasıyla ilgili bakış açısı önemlidir. Buradaki farkı yaratan önemli bir etken, engelli olan çocuğun aşırı bir koruma duvarı içerisinde en yakınındakilerden bile daha üstün tutulmaya çalışılması, aşırı ilgilenilmesi ve diğer kardeşlerin bunu değerlendirmesidir. Kardeşiyle daha fazla ilgilenilen çocuk, kendini yalnız ve ihmal edilmiş hissedebilir. Böyle bir durumda kıskançlık duygularını yoğun olarak barındıran bir ortam oluşabilir ve farklı yollar deneyerek anne-babanın ilgisi çekilmeye çalışılabilir. Bu durumun en fazla ortaya çıkabilecek denge sorunu olduğunu aileler her zaman göz önünde bulundurmalıdır. Dolayısıyla diğer kardeşin yaşına ve kişilik özelliklerine, durumu kabullenişine dikkat ederek uyumu bozmayı azaltacak bir ortam yaratma görevi anne–babadadır.

Bir diğer oluşabilecek sorun, kardeş ya da kardeşlerin engelli olan çocuğu anne-babayı model alarak aşırı koruma çabasıdır. Bu da kimi zaman diğer kardeşlerin gereğinden fazla; yorucu bir sorumluluk altında kalmalarına neden olabilmektedir. Bu durumda da tabii ki anne babanın gereken miktarda sorumluluğu kardeşlere dağıtabilmesi ve çocuğun gösterdiği çaba sonucunda bu olumlu davranışından ötürü ödüllendirilebilmesi; ilişkinin iyileşmesini sağlayabilmektedir. Kardeşlerin düştüğü bir diğer durum da engelli olan kardeşlerinden dolayı bir aşağılanmışlık duygusunu hissetmekle alakalıdır. Bu durumu kabullenmekte zorlanan, çevrenin ilgisini bu yönde çekmek istemeyen çocuklar; hem kendilerinin hem de kendi ailelerinin toplum içerisinde bu yönde etiketleneceklerini hatta bir prestij kaybı yaşayacaklarını düşünebilmektedirler.

Daha ufak yaşlarda çocuklar kardeşlerinin engelli olma durumunun anne veya babasına bir zarar verebildiğini düşünerek engelli olan kardeşe karşı düşmanca yaklaşabilmektedirler. Durumu anlamlandırmakta zorlanan küçük kardeş; engelli olan büyük kardeşin ilgisini çekememekten, ilgilenilmemekten ötürü de olumsuz duygular yaşayabilmektedir. Bunların yanında engelli kardeşe sahip olan çocukların kardeşlerini en başta kabullenmesi ve onlara karşı destekçi olabilmesi de mümkündür. Bu yönde bir gelişme sağlamak için var olan durumu anne – baba ve diğer aile bireylerinin kabulleniyor olması ön plandadır. Kardeşin engelli olan kardeşine karşı hissettiği sorumluluğu gereken miktarda yerine getirmesine izin vermek aralarındaki iletişimi güçlendirmek için en önemli etkendir. Ancak aralarındaki ilişkiyi gözlemlemek gerektiğinde yönlendirebilmek açısından önemlidir.

Engelli çocuk sahibi olan ailelerin; hem kendi duygularıyla hem de aile olarak ortak hissettikleri duygularla baş etmekte zorlanabildikleri ortaya çıkmaktadır. Bunun yanı sıra içinde bulunulan toplumun değer yargılarının nasıl olduğuna bağlı olarak; aileler engelli bir çocuğa sahip olmaktan dolayı etiketlenme kaygısı yaşamaktadırlar.

Toplum içerisinde hala yadırganan bir durum olarak görülen engelli olmak ailenin de bu duruma kaygıyla yaklaşmasına neden olabilmektedir. Dolayısıyla ‘gereken’ desteğin aileye verilmesi çok önemlidir. Ailenin böyle bir durumda yalnızlık ve çaresizlik duygularını hafifletebilmek ve destek olabilmek için dışarıdan bir uzman yardımı almaları gerekebilmektedir. Özellikle böyle bir durumla ilk karşılaşılan süreçte ailenin verdiği tepkiler çok yoğun olmaktadır. Dolayısıyla ilk süreci destek beraberinde atlatmak ve sonrasında devam ettirmek aile ve çocuğun zorlukları aşmasını kolaylaştıracaktır. Ayrıca çocuğun gereken özel ilgi ve alakayı aldığı bir dönemde sağlıklı, ona destek çıkabilecek ve gereksinimlerini sürekli olarak karşılayabilecek isteklilikte ve güçte bir aileye ihtiyaç duyacağı kesindir.

Çocuk için gerekli olan tedavinin öncelikle aile tarafından işe yarayacağı yönündeki kabulü; sürecin gidişatıyla ilgili olumlu duygularını ve istekliliğini daha iyi bir düzeyde tutabilmekte; uygulanacak müdahaleden alınan verim artabilmektedir. Ailelerin yaşadığı zorluklar karşısında ortaya çıkabilecek psikolojik sorunlar; psikolojik destek kapsamında yürütülen çalışmalarla – bireysel terapi, grup terapisi, aile terapisi, aile eğitimi sağlanabildiği gibi gerektiği durumlarda psikiyatrik tedavi ile de çözümlenebilmektedir.

Birkaç Önemli Nokta:

• Engelli bireyleri görmezden gelmek ne kadar sakıncalı ise durumundan dolayı bireyi ‘farklı’ görmek ve bu farklılığı her açıdan ön planda tutmak da rahatsızlık verici olabilir. Normal olan durumları görmemizi zorlaştırabilir ve toplum içerisinde bu kişilerin farklılaştırma adı altında etiketlenmesine neden olabilir.

• Engellilik kişinin kendi için olduğu kadar çevresindeki bireyler için de baş edilmesi gereken duyguların yoğun olduğu, hayal kırıklıklarının fazlaca yaşanabileceği zor bir durumdur. Bu anlamda hassaslık yani kırılgan olmak daha kolay gerçekleşebilmektedir. Ancak koruyan ve kapsayan bir sosyal çevre ile durumla baş etmek kolaylaşmaktadır. Güven duygusunu geliştirilebileceği, içinde yaşanılan toplumun değer yargılarının iyi işlediği bir ortam , engelli bir birey, ailesi ve çevresi için daha olumlu olmaktadır.

• Anne baba olarak engelli bir çocuğa sahip olmak konusunda ailelerin hem destekçi olması hem de desteğe ihtiyaç duyması gözlenen en önemli konudur. Aslında bu iki durum belirli bir ihtiyacı ve giderilmesini ortaya koymaktadır. Destekçi olmak olumlu duygular uyandırmakla beraber uzun sürmesi halinde tükenmişlik, yalnızlık, yetersizlik duygularını yaşatabilmektedir. Bu duyguların hissedilmesini azaltmak için desteği çevremizden veya bir uzmandan sağlamak da gerekebilmektedir.

• Engelli bir anne babanın çocuğu olarak hissedilen yalnızlık, güvensizlik gibi duygularla baş etmek için de öncelikle çocuğun çevresinin sağlamlaştırılması, destek sağlayıcı olması gerekmektedir. İhtiyaçlarının karşılanması sağlanabilmeli ancak zor bir durum karşısında yeterliliğini desteklemek, tamamlamak anlamında da yardımcı olunmalıdır.

Psikolog Emre Altınel

kimpsikoloji

loading...