Esprinin dindarlığın temel özelliklerinden biri olması üzerine: Kahkaha Atarak Tanrıya Ulaşmak

    Güldükten sonra sessiz kalırsan bir gün Tanrı’nın da güldüğünü duyarsın, tüm varoluşun güldüğünü duyarsın -ağaçlar ve taşlar ve yıldızlar.

    Ve Zen rahibi gece de uykuya gülerek dalıyor. Gün bitmiş, tiyatro kapanmış – gülerek diyor ki, ‘”Güle güle, ve eğer hayatta kalırsam, yarın sabah seni yeniden gülerek karşılayacağım.”

    Dene! Gününü gülerek başla ve bitir, ve zamanla göreceksin ki, bu ikisinin arasında gittikçe daha fazla kahkaha atıyorsun. Ve daha çok güldükçe daha dindarlaşacaksın.

    Her Usta’nın kendine özgü bir yolu vardır. Her Usta eriştiklerini kendi yoluyla ifade eder – Hotel için bu, gülmekti. Kentten kente dolaşarak hayatı boyunca yolculuk yaptı – gülerek.

    Derler ki bir yere gelir, köyün ortasında durur, ve gülmeye başlardı. Ve o zaman insanlar ona gülerlerdi, bir deli geldi diye; sonra kalabalık toplanır, ve zamanla kahkahalar yayılırdı. Bulaşıcı olur, tüm ahali kahkahadan kırılırdı. Hotel kahkaha dalgaları yaratıyordu: ve bu gülüşmelerin içinde satsang oluşuyordu – Hindistan’da buna “satsang” deriz – ustanın varlığı.

    Sonra,   zamanla,  gören  gözleri olanlar ona bakmaya başlardı: “Bu adam deli değil – deli kıyafetinin içinde bir Buda var karşımızda.” Sonra duyan kulakları olanlar bunun sırf bir delinin kahkahalarından ibaret olmadığını duymaya başlardı – kendileri ile Hotel arasında müthiş önemli bir alışveriş yaşanıyordu.

    Bu onun kendi varlığını ifade şekliydi. Bu onun vaaz verme yöntemiydi – güzel bir yöntem.

    Bir din adamı harika bir hikaye anlatırken tam ortasında küçük kızı sordu: “Peki, baba, bu gerçekten doğru mu, yoksa sadece bir vaaz mı?”

    Çocuklar bile vaazın sadece vaaz olduğunu bilirler. Yaşlı adam güzel bir hikaye anlatıyordu ve küçük kızı araya girip “Peki, baba, bu gerçekten doğru mu, yoksa sadece bir vaaz mı?” diye sordu. Kız biliyor! – babası bir din adamı.

    Vaazlar gerçekleri anlatmaz – tüm yaşamını bir vaaza döndürmediğin sürece. Tüm hareketlerin bir mesaja dönüşmediği, varlığın bir mesaj olmadığı sürece, vaazlar yalandan ibaret olarak kalacaktır. Hotel kendi mesajı olmuştu.

    Bu bahsedilen çocuklar bazen gerçekten çocuk oluyordu, bazen gençler, bazen de yaşlılar – o yüzden “çocuklar” sözü seni yanıltmasın. Yaşlı insanlar, kendisinden daha yaşlılar, Hotel’nin gözünde çocuktu. Hatta, Hotel ile bir temas kurabilmek için, çocuk gibi masum olman gerekiyordu. Bazı şeyler dağıtıyordu: oyuncak, tatlı, şekerleme. Bunların sembolik bir anlamı var: dindar bir insan sana bu mesajı getiriyor – yaşama fazla kafa yorma, o bir oyuncaktan ibaret. Yaşamın üstünde çok durma, o bir tatlı hepsi bu. Tadına bak ama takıntı haline getirme. Besleyici bir tarafı yok. içinde gerçek bir şey yok. Sırf onunla yaşayamazsınız.

    İsa’nın sözünü duymuşsundur: İnsan sırf ekmek yiyerek hayatta kalamaz. Peki sırf tatlı yiyerek kalabilir mi? Ekmeğin hiç olmazsa besleyici bir yanı var; tatlılarda hiçbir şey yok. Tadı güzel, ama ilerde zararını görebilirsin.

    Hem çocuklara hem yaşlılara, herkese çocuk muamelesi yapardı: hepsine oyuncak verirdi – çok belirleyici. Dünyanın bir oyuncaktan ibaret olduğu daha iyi ifade edilemez. Ve senin yaşam sandığın yaşamda gerçek hiçbir taraf yok -o bir yanılgı, bir rüya, anlık bir olay. Ona yapışma.

    OSHO

    Martıları Seven Adam