Gençlik Dönemi İntihar ve Diğer Ruhsal Problemler

Gençlik Dönemi İntihar ve Diğer Ruhsal Problemler

İntihar , insanın öz benliğine yönelmiş bir saldırganlık ve yok etme eylemi olup,bireyin yaşamına istemli olarak son vermesidir.
Kendi canına kıyma,gençlik çağında,trafik kazalarından sonra gelen en önemli ölüm nedenidir. Çocukluk döneminde oldukça seyrek olan öz kıyım girişimleri,gençlik döneminde hızlı bir artış gösterir. Genç nüfusun yaklaşık % 12’Sİ kendi canına kıymaktadır. İntihar, “intihar girişimleri” ve “gerçek intihar” olarak ikiye ayrılır. Gerçek intihar ölümle sonuçlanır. İntihar girişimleri ise bireyin kendisini yok etmek.zarar vermek,zehirlemek amacıyla gerçekleştirdiği intihara yönelik,ölümcül olmayan küm girişimleri kapsar. İntihar girişimleri ölümle bitenlerin en az 10 katıdır.

Erkekler arasında ölümle sonuçlanan intiharlar kızlara göre üç kat yüksektir. 15-19 yaşları arasında çok yüksek orana varan araba kazalarının bir çoğunda da gizli intihar girişimleri olduğu söylenebilir. Ayrıca gençler arasında intihar girişimlerinin eskiye oranla daha hızlı bir artış göstermektedir ve intihar yaşı gittikçe düşmektedir.

En çok başvurulan cana kıyma yöntemi uyku ilaçları,yatıştırıcılar ve başka çeşitli ilaçlar içmedir. Kendini asma,yüksekten atlama,ateşli silahlar daha seyrek ve daha ciddi öz kıyım girişimlerinde kullanılan yöntemlerdir.

Öz kıyım girişimi,çaresiz kalan kişinin sorunlarından umutsuz bir kaçış olarak yorumlanabilir. Bu sorunlar kendinden ve çevreden kaynaklanabilir. Sonuçta kişi hiçbir çıkış yolu olmadığını,olaylar karşısında eli kolu bağlı kaldığını anlamakta,umutsuzluk,karamsarlık ve çaresizlik içine düşmekte,gidişi değiştirecek güçten yoksun kaldığını görmektedir. Kendini ezilmiş ,köşeye sıkıştırılmış hissetmekte,duyduğu öfkeyi dışarı boşaltamadığı için kendine yöneltmektedir. Öz kıyıma kalkışması hem kendini cezalandırma,hem de bu duruma düşmesine neden olanlardan bir öç alma davranışıdır.

Öz kıyım girişimi bir anda oluveren bir davranıştır,ama hazırlığı uzun sürer. Gencin çocukluğundan beri süre gelen sorunlara,gençlik çağında ortaya çıkan yeni çatışmalar ve durumlar eklenir. Gencin çevresiyle ilişkileri bozulur,yalnızlaşır,desteksiz kalır. Genellikle son bir olay,bir çatışma,bir darbe,örseleyici bir yaşantı gencin savunmalarını yıkarak öz kıyımın tetiğini çeker.

Çoğunlukla gençler intihar girişiminden önce bir çok kez “kendimi öldürürüm” gibi tehditler yapmışlardır. Ancak bunlar önemsenmemiştir. Göz korkutmalar ve intihar girişimleri bu bakımdan gencin yardım çağrısıdır. Genç sözleriyle ve davranışlarıyla anne-babasına duyuramadığı gereksinimlerini içine düştüğü çıkmazı ,umutsuzluğu,yalnızlığı ve çaresizliğini canına kıymaya kalkışarak en dramatik biçimde dile getirmektedir. Ancak intihar girişimleri ,kimi anne-babalarca şımarıklık ve kapris olarak yorumlanır. “ilgi çekmek istiyor,bizi korkutmak istiyor” denir. Bu gerçeğin küçük bir parçasıdır. Sorunun bundan daha derine ve eskiye dayandığı görmezden gelinir. Asıl neden ne öfkeyle atılan bir tokat,ne zayıflarla dolu bir karne, ne de sevgilisiyle bozuşmadır. Bunlar uzun süre var olan doyumsuzlukların ve çarpık ilişkilerin bardağı taşıran damlalarıdır.

İntihar girişiminde bulunan gençlerin çoğunluğunda davranış bozukluğu belirtileri saptanmıştır. Söz dinlememe ,karşı gelme,yalan söyleme,okuldan ve evden kaçma,huysuzluk,hırçınlık gibi. Okul başarısızlığı belirtileri yüksek oranda çıkmaktadır. Gencin ailesiyle ve çevresiyle ilişkileri sürekli gergin ve bozuktur.gençlerin bir bölüğünde ise karamsarlık,üzüntü,yalnızlık gibi içe çekilme belirtileri egemendir.

Her depresyon durumu intiharla sonuçlanmaz, ancak her intiharda belli ölçüde depresyon vardır. İlgi çekmek,korkutmak amacıyla yapılan ve yapılış biçimiyle ciddi görülmeyen içtepisel (empülsif) girişimlerde bile depresyon bulunur. Genç, kısa bir süre bile olsa umutsuzluk,güçsüzlük,değersizlik duygularını yaşadıktan sonra canına kıymaya kalkışır ya da benlik saygısına indirilen ani bir vuru sonucu çevresinde duyduğu öfke ve kızgınlığı kendine yönelir. Girişimlerden sonra genç yaptıklarını saçma ve anlamsız bulabilir,ancak bu girişimin yinelenmeyeceğini göstermez.

İsveç’te intihar girişimi yapmış 581 gencin incelenmesi,bu gençlerin çoğunda intihar girişiminden önceki üç ay içinde uykusuzluk,tedirginlik,bedensel yakınmalar gibi depresyon belirtileri olduğunu ortaya çıkarmıştır. Dana azında da okul başarısında düşme ve davranış bozuklukları saptanmıştır.

Gencin sorunlarını önemsememek ve ciddiye almamak kimi ailelerde intihar girişimlerinden sonra da süren bir tutumdur. Gence öfkeyle tepki gösteren,ilgilenmeyen “bize bunu nasıl yaparsın?” Diye konuşmayan anne-baba çoktur. Anne-babanın kızgınlığını,utancını ve üzüntüsünü anlamak zor değildir ama gencin sorunlarını yok sayma,yadsıma çözüm olamaz. Gencin sorunlarını yadsımanın yanında kendi suçluluk duygularını bastırma çabasıyla aileler tedaviden kaçmaktadır. Bir bakıma kendileriyle yüzleşmekten korkmaktadır. İntihar girişimleri gencin olduğu kadar ailenin de sorunudur. İlişkilerin gözden geçirilmesi,sorunların ele alınması için son fırsattır. Aile içi dengeyi bozan nedenlerin araştırılması,bunalıma yol açan örseleyici yaşantıların değerlendirilmesi için uygun bir zamandır.

İntiharı önleme

Gençlik intiharlarının önlenmesinde ilk yapılması gereken anne-babanın,öğretmenlerin ve gençlerin bilgilendirilmesidir.

Anne-babalar ve öğretmenler için en önemli başlangıç bu eğilimi taşıyan gençlerle konuşmaktır. Bu konuşma onları değerlendirme,yargılama ve benzeri tavırlar taşımadan yapılması,destekleyici,onunla yakın ve sıcak ilişki kurmaya yönelik olması şarttır. Genç onu anladığımızı,değer verdiğimizi ve destek olacağımızı hissettirmelidir. İntihara teşebbüs edenlerin büyük çoğunluğu deroini anlatacak bir kimse bulamamaktan yakınmaktadırlar.

İntihar eğilimi olan bireye kaygı ve gerilimi ile baş edebilmesi için gevşeme tekniklerini ve kendine güvenini desteklemek için güvenli davranış tekniklerini öğretmek önerilebilir. Bu teknikleri öğretmek için psikolojik yardım konusunda uzman olmak gerekir.

Ergenlikteki diğer ruhsal belirtiler;

Çoğunlukla düşüncede dağınıklık,dikkatini bir noktada fazla toplayamama,çabuk sıkılma,bir duygudan ötekine hızla geçme,çabuk öfkelenme,hırçınlaşma ya da kırılıp içine dönme ile belirginleştiğini anımsayalım.

Bu dönemde ayrıca aşırı duygusallık ve saldırganlık da söz konusudur. Gençteki hormon değişiklikleri dolayısıyla adrenalin denilen maddenin kanda yüksek düzeyde bulunuşuna bağlı olabileceği gibi çocuğa sunulan davranış örnekleri de buna etkili olmaktadır.büyüklerini her engelleyici olay karşısında saldırganca bir davranışta bulunduğunu gören çocuk ve genç hiç kuşkusuz davranış yolu olarak bunu benimseyecektir. Bazı anne-babalar kendi duygusal sorunlarını çocuklarına yansıtarak saldırganlığı farkında olmadan besler ve destekler. Örneğin,bulunduğu sosyal ortamında kendini kanıtlayamamaktan dolayı eziklik duyan ya da baş eğmeyi.kabullenmeyi zayıflık sayan bir baba,çocuklarının dış ortam karşısında ezici olmasından bir gurur duyduğunu onlara sezdirerek bunu yapabilir. (mahallede komşu örneği)

Saldırganlığın nedenleri konusunda uzmanlar değişik görüşler ileri sürmüşlerdir. Freud’a göre saldırganlık dürtüsü organizmada doğuştan vardır ve cinsel istek kadar temel bir davranıştır. Bazılarına göre saldırganlık,yaşam alanına yapılan ve yapılacak olan hücumlara yönelik geliştirilmiş bir davranışken,bazılarına göre de bireyin amacının engellenmesi sonucunda ortaya çıkan kırıklığa karşı geliştirdikleri savunma mekanizmasıdır. Bu görüşlerin yanında bana göre en gerçekçi ve kanıtlanabilir olanı ise,saldırganlık öğrenilen bir davranıştır ve taklit yoluyla öğrenilir. Kendilerini,saldırgan davranışlar gösteren bireylerin yerine koyarak,onunla özdeşleşerek saldırgan davranma da bu tür öğrenmeye girer. Aynı zamanda sinema ve tv ‘deki filmlerden de saldırganca davranışlar öğrenilmektedir.

Tv ve sinemanın eğitici,öğretici ve eğlendirici bir araç olarak sınırsız olanakları vardır. Tv ve sinema iki ucu keskin bir kılıç gibidir. Bilinçli kullanılmadığında yarardan çok zarar verebilir.

Bir çok tv ve sinema filminde saldırgan şekilde davranma ve şiddeti kullanma bir yaşam biçimi olarak sunulmaktadır. Araştırmalar şiddet ve saldırganlık unsuru taşıyan davranışların seyretme yoluyla taklit edilebileceğini göstermektedir. Tv ve sinemada gözlenen saldırganca davranışın teşvik gördüğü veya bir tür ödüllendirildiği durumlarda bu davranış daha çok taklit edilmektedir.

Seçici olmadan seyredilen tv ve sinema filmleri gençleri olumsuz etkilemektedir. Yapılan araştırmalar bu görüşü destekler niteliktedir. Filmlerin bireyin saldırgan olmasındaki önemini vurgulayan bir gerçeği anlatmak istiyorum. Olay üç gencin bir genç kızı izlemesiyle başlar. Karanlık sokakta bu genç kızı sıkıştıran gençler,onun ırzına geçtikten sonra yoldan geçen üç adasında bu genç kızla ilişki kurmasını engellememişler ve sonunda kızı öldürmüşlerdir. Gençlerin evinde yapılan aramada,olayda uygulanan yöntemi içeren kanlı cinsel suçu işleyen porno kasetler ele geçirilmiştir. Bu da işlenen suça porno filmlerin etkili olduğunu göstermektedir.

Yani saldırganlığı destekleyen filmlerin yanında ergenler için öbür tehlike porno filmleridir. Bu tür filmlerin gençleri etkilemesi yaşa ve kişilik özelliklerine göre farklılık göstermektedir. 12-17 yaş arasındaki gençlerde cinsel merak oldukça fazladır. Bu filmlerin izlenmesi bazı gençleri aşırı uyarmakta,bazılarında nefret yada suçluluk duygusu oluşmasına,bazılarında ise cinsel suçun işlenmesine yada normalden sapan bir davranışa neden olabilmektedir.

Porno filmlerdeki kadın-erkek arasındaki ilişkiler çok abartılı olduğundan çocukta cinsel yetersizlik duygusu uyandırabileceği gibi,çok doğal bir ilişkiyi hayvani,tiksindirici bir ilişki gibi görmesine de neden olabilir.

Batı ülkelerinde yapılan araştırmalar,ortalama olarak bir çocuğun 14 yaşına gelinceye kadar tv’de 20 000 cinayet ve bir o kadar da tecavüz sahnesine tanık olduğunu ortaya koymaktadır. Bir kuşak öncesi hacıvat ve karagözün esprilerine gülerken,günümüzde çizgi filmlerde dahi şiddet kullanılmaktadır. Çocuklar artık ellerinde dinamit patlayan kedilere,farelere gülmektedirler. Bu konu ile ilgili yapılan tüm araştırmalar şiddet,saldırganlık ve adam öldürme sahneleri izleyen çocuklarda,gençlerde gerginlik,endişe ve bu olaylara meyilin ortaya çıktığını göstermektedir.

Kısaca ,porno ve şiddet konulu filmlere adı “ahlak ve değer kaybı” olan yaygın bir hastalığın belirtileri gözüyle bakılabilir. Yarının yetişkinleri olacak olan gençlerimizin ruh sağlığı yerinde ,dengeli ve uyumlu bir birey olarak yetişmeleri,büyük ölçüde çocukluk yıllarında aldıkları uyarımlara bağlıdır. Benzer filmler insanlarda acıma,merhamet etme,başkalarına zarar vermeme canlıya karşı saygılı olma,canlıyı koruma ve sevme gibi insani değerleri köreltip bozmakta ve başkalarına acı veren olaylar karşısında insanların duyarsızlaşmasına neden olmaktadır.

Tikler

Gençlik dönemi tiklerin çok yaygın yaşandığı bir dönemdir. Tikler,normal davranışı andıran,ani ve tekrarlayıcı hareket,jest ve seslerdir. Tek bir tik nadiren bir saniyeden uzun sürer. Genellikle birkaç tanesi üst üste ve nöbetler şeklinde oluşur. Ertelenmeleri ve bastırılmaları geçici süreler için mümkündür.

Tabloda tiklerin sınıflandırılması görülmektedir:

Basit

1-2 saniyeden kısa sürer

Karmaşık

Daha uzun sürer,karmaşıktır

Hareket tikleri

Göz kırpma,burun kıvırma
Dudak yalama,yüz buruşturma,
Ani kafa atımları,omuz silkme
Parmaklarıyla oynama,parmakları tıklatma,ayakları sallama,vurma,sekme,ayak bileğinden germe vb.

El veya yüzün “anlamlı” hareketleri veya yavaş bir baş hareketi,şaşırmış ya da anlamamış gibi bakma,eşyalara veya insanlara dokunma,parmaklarıyla sayı sayar gibi yapma
Bir ileri bir geri adımlama,çömelme,eğilme ve bükülme hareketleri

Ses tikleri

Öksürme,burun çekme,boğaz temizleme,ıslık çalma,hayvan,kuş sesleri çıkarma

Heceler veya kelimeler söyleme,koprolali,ekolali,
Palilali

Tablo 1-tiklerin sınıflandırılması

Tiklerin ortaya çıkmasında rol oynayan etkenlerin başında,erken yaşlarda başlayıp sürüp giden korku,tedirginlik,kaygı ve gerginlik vardır. Tiklerde belirgin kişilik özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:
Belirgin şekilde huzursuzluk gösteren
Fazla duyarlı,sıkılgan ve alıngan olan
Oldukça bencil
Çabuk heyecanlanan,kolayca kızan,kırılan kişilerdir.
Tikli olan gençlerin genellikle,yetenekleri üstünde zorlanan,sürekli kardeş ve arkadaşlarıyla kıyaslanan,yeterli ilgi ve sevgi içinde büyümeyen,anne-babası ile yeterli duygusal bağı kuramayan gençler olduğu görülmektedir.

Hareket tiklerinin başlama yaşı 2-18 yaş arasıdır. Ergenliğin ilk dönemi tiklerin en yoğun olduğu dönemdir. Ardından basamaklı bir iyileşme gösterir. Zaman zaman tiklerin sıklığı ve şiddeti değişebilir. Uykuda kaybolur. Stresle artar. Bir aydan önce geçerse “geçici tik” , bir seneden fazla sürerse “kronik tik” denmektedir.

İsten dışı vokal tikler veya tekrarlayıcı hızlı hareketlerle beliren bozukluklara gılles de tourette sendromu denmektedir. Vokal tikler,hırıltı,patlar tarzda öksürükler,havlar gibi sesler ve gelişigüzel çıkan sözcüklerdir. Bunlar genellikle koprolali ( küfür,beddua ya da ayıp sözler) şeklindedir. Vokal ve vücuttaki tikler empulsif niteliktedirler. Genç bir yandan patlayıcı biçimde küfür ederken,bir yandan eliyle kapıyı yumruklar ya da duvarı tekmeler. Bu bozuklukta da hareketler uykuyla kaybolur ve stresle artar.
Tourette bozukluğu olan gençlerin %15-20’SİNDE obsesif-kompulsif belirtiler de gözlenir.

Obsesif-kompulsif bozukluk

Obsesyon (saplantı) irade dışı gelen,bireyi tedirgin eden,benliğe yabancı,bilinçli çaba ile kovulamayan,yineleyen düşüncelerdir. Kompulsiyon (zorlantı) ise çoğu kez saplantılı düşünceleri kovmak için yapılan,istentç dışı yinelenen hareketlerdir.

Son yıllara kadar obsesif kompulsif bozukluğun (okb) çocuk ve ergenlerde nadir görüldüğüne inanılırdı. Ancak yeni çalışmalar bu bozukluğun sanıldığı kadar seyrek olmadığını göstermektedir (swedo ve ark. 1992). Yapılan epidemiyolojik bir çalışmada okb prevalansı yaklaşık % 0.05 bulunmuştur (elkins ve ark. 1980). Flament ve arkadaşları(1989)yaptıkları epidemiyolojik bir çalışmada beş bin lise öğrencisinde yaşam boyu yaygınlığı % 2 olarak saptamışlardır. Yani her 200 genç kişiden biri okb’ye sahiptir (flament 1990). Retrospektif çalışmalarda yetişkinlikte okb tanısı alanların 1/3-1/2’SİNDE hastalığın başlangıcının çocukluk veya ergenlik döneminde olduğu saptanmıştır (karno ve ark.1988).

Erken başlangıçlı grup ve ergende en erken başlama yaşı 7, ortalama başlama yaşı 10.2 yaştır (swedo ve ark. 1989 ). Çalışmalarda okb’ye erkek çocuklarda kızlardan daha sık görüldüğü bulunmuştur. Okb’ li erkek çocukları daha büyük olasılıkla prepubertal başlangıçlı olup ve aile üyelerinden birisi okb veya tourette sendromlu iken, kızlarda büyük olasılıkla adolesans başlangıçlıdır (rasmussen 1994).

Bu tür gençlerin konuşmaları düzgün ve aşırı kibardır. En küçük bir eksiklik bırakmama çabası yüzünden ayrıntılara çok fazla girer. Düzenli ve çok titizdir. Belli bir süre sonra bu titizlik dağınıklığa dönebilir.

Genç saplantılardan oldukça fazla rahatsız olur. Saplantı ve zorlantıların kendisine çok büyük sıkıntılar verdiğini söyler. Çünkü gencin aklı sürekli bu düşüncelere takılır. Ve bu düşüncelerden kurtulmak için sürekli bir takım hareketleri yineler. Bunlar arasında ayıp ve günah şeylerin her akıla geldiği korkusu ve bunun için bir takım hareketleri yineleme sık görülür. Mesela,erkekleri düşünmenin çok ayıp olduğunu düşünen bir genç kız,bu düşünceden kurtulmak için sürekli oturup,ayağa kalkar,banyoda yıkanırken bu düşüncelerin onu pislettiğini düşünerek defalarca sabunlanır.

Herhangi bir düşünceyi kafadan atmaya çalışmak aslında onu yaşatmaktır. Çabaladıkça artar,sıklaşır ve genç çok bunalır. Düşüncede ambivalence (iki-değerlilik) belirgindir. Sürekli tereddüt ve kararsızlık dikkati çeker. Sanki her düşüncenin bir olumlu bir de olumsuz yanı vardır. Bir şeyi kuralına göre yaptım mı yapmadım mı,düşündün mü düşünmedim mi,yapsam mı yapmasam mı diye kararsızlıklar yaşar ve genç ileri derecede bunalır ve çevresindekileri de bunaltır. Kapılar,pencereler,dolaplar,karyolasının altı defalarca kontrol edilir ,elini sıktığı kişi acaba tuvaletten çıktıktan sonra elerini yıkadı mı ,allah var mıdır yok mudur,varsa allah’ı kim yaratmıştır diye düşünülür. Kimi gençlerde sayı sayma dışarıdan anlaşılmayan bir tutku halini alır. Apartmanların kaç kat olduğunu,tavandaki kiremitleri,banyodaki tuvaletteki fayansları sayar. Sık sık ellerin yıkar. Özellikle rüyalanmalardan sonra bir tane boy abdestinin yetmeyeceğini düşünür ve kendince belirlediği sayırlarla abdest alır.

Genç bunların anlamsız ve saçma olduğunu bilir ama içinden bunu yapmak için adeta birinin zorladığını düşünür. Bu eylemleri yapmayınca içinde büyük bir çatışma,kaygı yaşar.
Çocuk ve ergenlerdeki obsesif kompulsif bozuklukta, erişkinle karşılaştırıldığında kısmen farklı belirtiler gözlenmektedir. Çocuk ve ergenlerde obsesif kompulsif bozukluk sıklıkla aile çatışmaları, sosyal çekilme ve okulda başarısızlığa yol açmaktadır. Çocuklar ritüellerine aile bireylerini ve arkadaşlarını ortak edebilmekte, %90 vakada semptomlar zamanla degişim gösterebilmektedir. Özellikle ergenlerde obsesif kompulsif bozukluğu erken başlangıçlı şizofreniden ayırmakta güçlükler olabilmektedir.

Obsesif kompulsif bozukluğun 4 çeşit semptom örüntüsü vardır:

1. En sık görüleni bulaşma obsesyonudur. Bunu yıkama, yıkanma, temizleme yada bulaşık olduğu düşünülen nesneden kompulsif kaçınma izler. Korkulan nesne genellikle kaçınılması zor olan bir nesnedir (feçes, idrar, toz yada mikrop gibi). Korkulan nesneye karşı en çok duyulan duygusal tepki anksiyete olursa da obsesif utanç, igrenme ve tiksinmede sık görülür.

2. En sık gözlenen ikinci semptom örüntüsü kuşku obsesyonudur. Bunu kontrol etme kompulsiyonu izler.

3. En sık görülen üçüncü örüntü; bir kompulsiyon olmaksızın, zihne yerleşen obsesyonel düşüncelerin taşınmasıdır. Bu obsesyonlar genellikle cinsel yada saldırgan bir eylemle ilintili yineleyici düşüncelerdir ve hasta bu düşüncelerinden ötürü kendi kendini kınamaktadır.

4. En sık görülen dördüncü örüntü, bakışıklık(simetri) yada kesin olma obsesyonudur. Bunu yavaşlama kompulsiyonu izler. Bu hastaların bir yemek yemeleri, traş olmaları saatler alır. Obsesif kompulsif hastalarda dinsel obsesyonlar ve istifçilikte sık gözlenir (köroğlu.1995).

Okb olan çocuk ve ergenlerde en sık görülen obsesyon; yetişkinlere benzer şekilde kirleme ve mikrop bulaşma korkusudur. Kendine ve sevdiklerine zarar geleceği korkusu, simetri ve düzenle ilgili obsesyonlar, saldırganlık, cinsellik ve dinle ilgili obsesyonlar diğer sık görülen obsesyonlardır. Cinsel içerikli obsesyonlar çocuklardan çok ergenlerde gözlenir. Bizim olguda da daha çok cinsel içerikli obsesyonlar hakimdi.

Ayrıca bir çok genç hasta, zaman içinde, belli semptom dizisinin aylar hatta yıllar boyunca baskın olup daha sonra başka birpaterne dönüştüğünü bildirmişlerdir. Örneğin bir çocuk, sayma ritüellerinden yıkama ritüellerine geçerken, daha sonraki bir dönemde yanlız obsesif düşüncelerden şikayetçi olabilir (rettew ve ark.,1992).

Enürezis

Enürezis terimi, yunanca idrar yapmak “enourein” sözcüğünden gelmektedir. Tıbbi terminolojide idrar kaçırmayı (yatağı ıslatma) tanımlamak için kullanılmaktadır.

Normal gelişimleri sırasında çocuklar, genellikle 2-3 yaşları arasında mesane kontrolünü kazanmaya başlarlar. Gece kontrolü ise genellikle üçüncü ya da dördüncü yıllar arasında tamamlanmaktadır.

Dört yaş üzeri çocuklarda dışkının giysilerine ya da uygunsuz herhangi bir yere kaçırılmasıdır. Dsm-ıv tanı ölçütlerine göre konstipasyonlu ve konstipasyonsuz olarak iki tipi tanımlanmıştır.

Enürezis nokturna (en) dsm-ıv tanı ölçütlerine göre; 5 yaşından büyük çocukların, uyku sırasında, tekrarlayıcı nitelikte, istemsiz idrar kaçırması, bu davranışın üç ay süre ile en az haftada iki kez ortaya çıkması, okul ya da sosyal yaşantı ile ilgili bir sıkıntı nedeni olması ve durumun tıbbi bir hastalığa bağlı olmaması olarak tanımlanır. En, dsm-ıv sistemine göre dışa atım bozuklukları arasında sınıflandırılırken, ıcd sisteminde duygusal ve davranışsal bozukluklar başlığı altında sınıflandırılmaktadır (burada yaş sınırı 4 yaş olarak belirtilmektedir). Çoğu uyku araştırmacıları bozukluğu bir parasomnia olarak ele almaktadır. Ancak daha yaygın olan görüş; bu belirtileri 5 yaşından küçük çocuklarda “gecikmiş ya da sorunlu tuvalet eğitimi” olarak tanımlamaktadır.

Beş yaşından sonra geceleri yatak ıslatma oluyorsa nokturnal, gündüzleri idrar kaçırma oluyorsa diurnal enürezisten söz edilir. Nokturnal enürezis daha çok erkek çocuklarda, diurnal enürezis ise kız çocuklarda sık görülmektedir. Gün içinde giysilerini ıslatanların yaklaşık 1/3’Ü urgency (sıkışma) inkontinansdır. Bu çocuklar, tuvalete koşarken veya pantolununu indiriken idrarlarını kaçırırlar. Genellikle kızlarda olup aşırı mesane spazmı yküsü veya oyuna dalma sözkonusudur. En, sorunun başlangıç biçimi ve seyrine göre primer (birincil) ve sekonder (ikincil) olarak iki gruba ayrılır. En az bir yıllık idrar tutma periyodunun olmadığı durumlarda enürezis primer olarak adlandırılır. Primer enürezis için, en az 3 veya 6 aylık kuruluk periyodunun olmadığı durumları koşul kabul edenler de vardır. Tüm enüretiklerin %80-90’ININI oluşturan bu grupta daha çok genetik yatkınlık, biyolojik ve gelişimsel etmenler sorumlu tutulmuştur. Sekonder enürezis ise en az 1 yıl süren kuru bir periyoddan sonra tekrarlamanın olmasıdır. İkincil en en sık 5-8 yaşlar arasında görülür ve bu grupta daha çok psikolojik etmenlerin sorunu başlattığı ileri sürülmektedir.

Enüretik epizodların sıklığını tanı kriteri olarak kullananlar da mevcuttur. Haftada 1 epizottan ayda 1 epizoda kadar farklı değerlendirmelerle karşılaşılmaktadır. Örneğin, mahony enürezis kliniği ayda 1-3 epizodu hafif, gecede 1 epizodu sık, devamlı idrar kaçırmayı ileri derecede kabul etmektedir.

Sıklık

Enürezisin prevalans oranları araştırmalar arasında büyük ölçüde değişmekle birlikte, büyük britanya’da 5 yaşındaki çocuklarda %10 (her 10 çocuktan biri), 8 yaşındaki çocuklarda %4 (her 25 çocuktan biri) ve 14 yaşındaki ergenlerde %1 kadardır. En ülkemizde çocuk psikiyatrisi polikliniklerine yapılan başvuruların en sık nedenleri arasındadır. Ankara’daki çocuk ruh sağlığı bölümlerine getirilen çocuklardaki enürezis oranı %18-21 civarındadır.
Bozukluk düşük sosyaekonomik gruplarda, eğitim düzeyinin düşük olduğu aileler ve kurumlarda yaşama gibi psikosoyal stres altındaki ve sosyal yönden olumsuz durumdaki çocuklarda daha sıktır.
Erkek çocuklarda kız çocuklardan daha fazla görülür. Ergenlik döneminde cinsiyet yönünden eşitlenir.
Yapılan araştırmalar enüreziste ailesel bir yatkınlık olduğu görüşünde birleşmektedir. Enüretik çocukların %70-75’İNİN birinci dereceden akrabalarında devam eden enürezis veya geçmişte enürezis olduğu bildirilmektedir. Eğer öykü tek ebeveyne aitse bu risk %40-45’E düşmekte, ailesel öykü yoksa %15’E kadar düşmektedir. 3206 çocuğun incelendiği iskandinavya araştırmasında, anne enüretik ise çocukta en ortaya çıkma riskinin 5.2 kat, baba enüretik ise aynı olasılığın 7.1 kat arttığı bulunmuştur.
sivasram

loading...