GERÇEKLEŞTİRİLEBİLİR HEDEF STRATEJİSİ (‘Hayaller Küba Hayatlar Konya’ Yazısının Devamı)

    GERÇEKLEŞTİRİLEBİLİR HEDEF STRATEJİSİ (‘Hayaller Küba Hayatlar Konya’ Yazısının Devamı)

    Bu yazı bir önceki ‘Hayaller Küba Hayatlar Konya’ yazısının devamıdır. Bu yazıda, belirlediğimiz hedefleri bir süre sonra onlardan vazgeçmeden gerçekleştirebilmemiz için motivasyon kaynaklarımız olan stratejileri okuyacağız ancak önce hedefin önemine bir kez daha değinelim.

    Hedef bize yaşam enerjisi verir. Bizi durağanlıktan kurtararak harekete geçirir. Ölçülebilen bir başarı sağlayarak özgüvenimizi geliştirir. Çaresizlikten ve bağımlılıktan özgürleştirir. Yaşam enerjisi inişli çıkışlı bir devinimdir. Bu nedenle doğa kanunu gereği bazen motive bazen demotive oluruz. Bu sebepten dolayı belirleyeceğimiz hedefin bizi diri tutması gerekir. Peki, bunu nasıl başarırız? Bunun cevabı, bu yazıdaki hedefe taşıyan rehberlerden faydalanmaktır.

    Hedefe Taşıyan Rehberler

    • Bir hedefin gerçekleştirilebilmesi için gerekli olan ilk şey AÇLIKtır!

    Bu hayatta isteklerimiz değil ihtiyaçlarımız gerçekleşir. Yani neye açsak onu yaşarız. İhtiyaç duymadığımız hiçbir şeyi ne kadar çok istesek de elde edemeyiz. Örneğin bir kişi İngilizce öğrenmeyi istiyor olsun ve üstelik bir de bu dile karşı sevgisi, ilgisi ve becerisi de olsun. Yine de yetmez. Bunlar kişinin o dili öğrenmesine az gelir. Bu kişi bu dili kullanacak mı? Öğrendiğinde işine yarayacak mı? Eğer hiçbir işine yarayacağını düşünmüyor ama sırf ‘İngilizce evrensel bir dil, bilmeyeni ayıplıyorlar, öğrenmeyi çok istiyorum, İngilizceyi çok seviyorum vb.’ gibi düşüncelere sahip olsa bile yine de gerçek bir öğrenme ve başarıdan söz edilemez. Kişinin bu dili öğrenmek için ona öylesine ihtiyacı olmalı ki onu öğrenebilmek için ödeyeceği bedellere daha yolun başında iken gönülden razı olması gerekir. İşte açlık budur; bir istek, hayatındaki önemli bir sorunu hallettirecek bir ihtiyaç niteliğinde olmadığı sürece hiç kimse yerinden kıpırdayamaz. Açlık, insana dağları yerinden oynattıracak bir güçtür. İnsan neye açsa ona inanır. Eğer açlık yoksa vazgeçiş de olmaz ve vazgeçiş yoksa başarı elde edilmez. Zira başarmak için her an bir şeylerden vazgeçebilmek gerekir. Hayat budur; bir isteğin gerçekleşmesi için bazı şeylerden vazgeçmeyi göze alabilmek.

    Hedeflerinizde açlığınız var mı? Eğer gerçekleşmezse bir uzvunuz kesilmişçesine canınız yanacak mı? İlk olarak buna bakın.

    • Haz ve acı, hedefe ulaştıran kuvvetli birer iticidir

    Hedefi olmayan bir kişi bile tanımıyorum! Bazılarımız diyebilir ki; “Yooo, benim öyle spesifik bir hedefim yok.” Bunu söyleyenler bile aslında en az bir hedefe sahip; nefes alıp verebilmeye! Nihayetinde hepimiz hayatta kalmaya çalışıyoruz ve mümkünse en az iyiyle; sağlıklı bir yaşam sürerek ve kimseye maddi mecburiyet hissetmeyerek. Ama sorun tam da burada; biz bunu sadece istiyoruz! Yani henüz bir ihtiyaç halinde değiliz. Bu nedenle kılımız kıpırdamıyor. Hani hepimiz biliriz; sigara zararlıdır. Ancak ne var ki bunu gerçekten çok iyi bilmemize rağmen yapamayız. Sebebi nedir? Bu kadar iyi bilip, bu kadar isterken bir şeyi neden yapamayız? İşte bunun cevabı haz ve acıdır. Bu duyguları yönetemediğimiz için bazı şeyleri bilmemize ve deli gibi arzulamamıza rağmen bir türlü harekete geçemeyiz. Peki, bu duygular nasıl yönetilir? Size kendimden bir örnek vereyim.

    Geçtiğimiz son iki ay belimden sıkıntı yaşadım. Şiddetli bel ağrılarım yaşamımı neredeyse felç etti. Tek başıma oturup kalkamaz bir hale geldim. Bir sandalyede beş dakikadan fazla oturmak işkence gibiydi. Sonunda bel emarı çektirdim. Sonuçlarda düzleşme, kireçlenme ve bel fıtığı çıktı. Fizik tedaviye başladım. Doktorum şimdilik, ağrılarım geçinceye kadar sadece düz yolda yürümeme izin verdi. O anda iki farklı duyguyu aynı anda hissettim; şanslıydım çünkü yürümeme izin vardı ve üzgündüm çünkü kendime sadece düz yolda yürüyebilecek kadar zulmetmiştim. O anda bir karar verdim; yürüyüşü yaşamımı sürdürebilmem için gerekli olan uyku ve yemek yemenin yanına ekleyecektim. O günden sonra haftanın yedi günü bir saatlik yürüyüş yapmaya başladım ve hayatımda ilk defa yürüyebiliyor olmanın şükrünü duydum. Oysa ben emar çekilen güne kadar bunu yapmayı hep çok istemiştim ama bir türlü hayatıma dahil edememiştim. Elbette yürüyordum ama yemek ve uyumak gibi değildi. Ne zaman gücüm kendime yetmemeye başladı, ne zaman hareket edebilmem için bir başkasına muhtaç kaldım, işte o zaman işler değişti.

    Kendimden verdiğim bu örnek benim acıdan kaçışımdır. Yaşadığım acı beni o kadar motive etti ki hiçbir zorlanma yaşamadan yürüyüşü yaşam biçimim haline getirdim ve bundan da son derece keyif almaya başladım. Her şeyden önce kendim için iyi bir şey yapıyor olmanın haklı özgüvenini hissettim. Bu faaliyet benim yıllardır başarmaya çalıştığım hedeflerimden biriydi. Bilinçli olarak yürümenin faydalarını ne kadar iyi bilsem ve istesem de bunu bana yaptıracak güçlü bir motivasyonum yoktu. Yaşadığım acı, beni hedefime iten motivasyon kaynağım olan acıdan kaçmak oldu.

    Sizi hedefinize ulaştıracak motivasyon kaynağınız ne? Bunu bilmeden ve buna uygun bir süreçten geçmeden hedeflerimize ulaşmamız sadece bir hayal olarak kalır. Sizi acı mı motive ediyor, haz mı? Bunu şöyle anlayabilirsiniz; bir şey yapmak istediğinizde onu ne düşünerek yapıyorsunuz ya da ne düşünerek yapmaktan vazgeçiyorsunuz? Vereceğiniz cevap, hazla mı yoksa acıyla mı motive olduğunuzu gösterecek. Eğer acıyla motive oluyorsanız yolun sonunda kaybedeceklerinizi, hazla motive oluyorsanız kazanacaklarınızı hesaplayarak harekete geçebilirsiniz.

    • Başarılı sonuçlar, başarılı süreçlerin eseridir

    Biz hep sonuca odaklanıyoruz; bir işi vaktinde sonuçlandırmak, bir sınavdan yüksek not almak, yabancı bir dil öğrenmek vb. Sonucun ‘başarılı’ etiketine o kadar odaklanıyoruz ki o sonuca ulaşmak için geçireceğimiz süreci hiç önemsemiyoruz. Amacımız sadece ya kazanmak ya da kaybetmemek, yani her koşulda kazanmak. Oysa başarılı sonuçları, başarılı süreçler belirler. Bir hedefimiz olduğunda bir yola çıkarız. Bu yolda birçok zorluktan geçeriz. Eğer yolun başında heyecanımıza ve hırsımıza yenik düşersek elde etmek istediğimiz sonuca varana kadar karşımıza çıkacak olan engellere takılmamız an meselesi olur. Bir hedef belirleyen herkes sonuca varana kadar birçok engelle karşılaşır. Bu, doğanın kanunudur. Hiçbir başarı engeller aşılmadan elde edilemez. İşte bu zorlu bir süreçtir. Bu süreçte kendini tanıyarak; ne tür engellerle ne zaman hangi güçlükte karşılaşacağının ön kestirimini yapıp yola çıkan ve bu bilinçte sabrını koruyup bedelini ödemeye devam eden herkes engelleri aşar. Önemli olan sonuçta kazanılacak olan ‘başarı’ etiketi değildir. Önemli olan o ‘başarı’ etiketini nasıl kazandığımızdır. Asıl başarı budur.

    Sonuca değil, sürece odaklanın. Sonuçta elde edeceğiniz kazançlara değil, süreci keyifle geçirmeye bakın. Sadece sonuca odaklanan başarsa bile tükenmişlikten keyfini süremez ama süreci keyifle geçiren sonuçta muhakkak başarmış olur; en yüksek notla diplomasını alamasa da, beklediği terfi gerçekleşmese de vb. Önemli olan kendini kendine ispat etmektir, ne kadar haklı olduğunu bir başkasına ispat etmek değil.

    • Bedel Ödemek:

    Bedel ödemek büyük başarılar için küçük başarılardan vazgeçmek demektir. Öyle ya, insan kendisini daima iyi hissettiği yerde kalmak ister. Oysa büyük başarılar acıya karşı gösterilen dirayetle ve haz tuzağına düşmeden geçirilen bir süreçten sonra gelir. Küçük insanlar küçük başarılarla yetinir ama liderlere bakın; onların büyük başarıları olmasaydı bugün özgür bir yaşamımız olmazdı!

    Bu hayatta hedefi olan ya da olmayan (herkesin hedefi vardır) herkes bedel öder. Ama öyle ama böyle, muhakkak öder. Bedelden kaçış yok. En ufak bir harekette bile bedel ödüyoruz. Sabah yataktan kalkmamız bile ödenen bir bedel. Ama spesifik, hayat değiştiren radikal hedeflerde ödeyeceğimiz bedeller daha ağır oluyor. Bu nedenle neye, ne kadar bedel ödeyeceğimizi biz seçmeliyiz. Aksi halde hayat bize dayattığında katlanması neredeyse imkânsız hale geliyor. Benim bel ağrılarım, yürüyüşü zamanında yaşam tarzım olarak hayatıma katmadığım için ödediğim bir bedel. Neyse ki çok şükür, çok şanslıyım; sadece bundan sonra belime yük bindirmemeye dikkat etmem koşuluyla ciddi bir sağlık problemim yok! Siz de benim kurduğum bu cümleyi söylemeyin ve şartların gerektirdiği aza kanaat etmek zorunda kalmayın diye hedefleriniz için bugünden gerekli bedelleri ödemeye gönüllü olun.Bedel ödemek güzeldir; ödeyin, sağlıklı ve başarılı kalın.

    • Beklentiyi Kendine Çevirmek

    Beklenti, önemli bir farkındalıktır. Yalnız hedeflerin gerçekleştirilmesinde değil sağlıklı, kaliteli ve huzurlu bir yaşamın da anahtarıdır. İki tür beklenti vardır; kişinin kendisinden yana olan beklentisi ve dış çevresinden olan beklentisi. Bir örnekle açıklarsak; iş yerinde terfi almak isteyen bir çalışan düşünelim. Bu kişi oldukça çalışkan, özverili ve işine hâkim bir personel olsun. Eğer bu özelliklerinin üst yönetim tarafından fark edilip kendisine onlar tarafından terfi verilmesini bekliyorsa, bu kişinin beklentisi dışarıdandır. Hani derler ya; “Ağlamayan çocuğa mama verilmez” diye, bunu anlatır. Bu kişi beklemeye daha çok devam edecektir. Bu süreçte hayal kırıklığına uğrayacak, çalıştığı kurumun adaletsiz bir yer olduğunu düşünecek, güvenini yitirecek ve iş yapma motivasyonunu kaybedecektir. Bu durum zamanla onu işten soğutacak, işini aksatmasına neden olacak ve nihayetinde çatışmalara sebebiyet verecektir. Bunun sonucunda ya kendisi zorlu yaşam koşullarına rağmen istifa edecek ya da iştençıkarılacaktır. Tüm bu sonuçları doğurmasına neden olan durum hayalciliğidir. Beklentinin dışarıda olması tam bir hayalciliktir. Bu bir hedef gerçekleştirmenin yolu değildir. Aksine hedefin gerçekleşmesini engeller. Bu iş yeri örneği, hayatın diğer alanlarında da aynıdır. Beklenti dışarıda olduğu sürece ne hakkımızı alırız, ne de mutlu ilişkilerimiz olur. “Doğum günümdü, unuttu. Ondan bir sevgi sözcüğü bekledim, çok gördü. Bana işimde iyi olduğumu söylüyorlar ama terfi vermiyorlar…” Bu tarz cümleler isteklerimizin gerçekleşmesini sağlamaz, aksine bizi daha sinirli yapar. İnsanlarla kurduğumuz iletişim şeklimizi çirkinleştirir. Oysa beklentisini kendinden yana tutan insanlar kendi güçlerinin farkındadır. Özgüven ve öngörü sahibidir. Kendilerini hedeflerine ulaştıracak güçlü yönlerini geliştirirler, zayıf yönlerini artıya çevirirler. Şu anda hangi donanımda olduklarının farkındadırlar ve hedeflerine ulaşabilmek için donanımlarını geliştirmeye devam ederler. Ne zaman hak ederler, o zaman talep ederler. Ama hak edebilmek için önce bazı aşamalardan geçmeleri gerekir. Bu aşamalar Yetkinlik Donanım Aşamalarıdır. Yetkinlik Donanım Aşamaları bize hayatın hangi noktasında, hangi konularda, ne kadarını hak ettiğimizi gösterir. Bu, aynı zamanda yaşamın akışıdır. Bu konuyu bir başka yazıda anlatacağım ancak burada kısaca bu aşamaların cahillikten ustalığa doğru ilerlediğini söyleyebilirim.

    Özetle;

    • Size nefes olacak bir hedefiniz muhakkak olsun

    • Hedeflerinizi gerçekleştirebilmek için mutlaka;

      • Açlık hissedin

      • Hazla mı, acıyla mı motive olduğunuzu tespit edin

      • Sonuca değil, sürece odaklanın ve keyif alın

      • Bedel ödemeye gönüllü olun

      • Beklentiyi daima kendinizden yana tutun.

    Star Wars’un aydınlık tarafındaki Usta Yoda’nın da dediği gibi; gücü dışarıda aramayın; GÜÇ SİZİN İÇİNİZDE.

    Hedefiniz umudunuz, umudunuz gerçeğiniz olsun…

    Yazar: Sosyolog Esma ÇERÇİL

    Part 2: Put this part of the code in the end of html document

    loading...