Gizli Bir Psikoloji Yasası: Güven Ama Kontrol Et

Gizli Bir Psikoloji Yasası: Güven Ama Kontrol Et

Mesleğim gereği birçok kişiyle ortalama 40 –-45 dakika süren “birebir” görüşmeler yapıyorum. Kurulan “güven” köprüsünden geçmeye ve kendi içinin ıssız derinliklerine doğru yolculuk etmeye cesaret edebilen kişilerin bırakın en yakınındakilere, kendilerine dahi itiraf edemeyecekleri nice “eşsiz” yaşantılarına şahit oluyorum. İşin bu yanı belki mesleğimi de eşsiz kılıyor ancak söz konusu yaşantı hammaddesi taş olmayan, etten ve kemikten meydana gelen her insan gibi haliyle bizi de etkiliyor.
Mesela, gelinen nokta itibariyle yaşanmış hiç bir şey beni artık eskisi gibi hayrete düşürmüyor. Hayret duygularım çoktan körelmiş bu manada. Bu temel duygu körelince haliyle merak duygusu da yok oluyor insanda. Öyle ya, herkes için herşeyin mümkün olduğunu ve bunun nice örneklerinin her an bir yerlerde yaşanıp durduğunu iyi bildiğin bir dünyada neyi merakedeceksin ki. Hiç bir insanın, insana ait yaşantıların hiç birinden mutlak manada uzak olmadığını / olamayacağını “iki kere iki dört eder” derecesinde artık çok iyi bilebildiğin bir dünyada söyleyin, neyi merakedeceksiniz!
O yüzden, mal bulmuş mağribi gibi heyecanla yanıma koşup, “Baksana, duydun mu, şu kişi varya, ne yapmış biliyormusun…” diyenlere hemen, “Ne var bunda, sen de aynı şeyi yapmış ancak halihazırda bunu pek çoğumuz gibi gizliyor olamazmısın” diyesim geliyor. “Ben asla yapmam ki!” diye cevap verecek olsa, “Sen onu külahıma anlat. Ben, ne “yapmam” diyenlerin neleri yaptığına belki başındaki saçın telleri adedince şahit olmuş birim. Herkesi kandırabilirsin belki ama beni asla! Bana kül yutturamazsın” demek istiyorum. Yine, “
Hocam, ben hiç kimseye güvenemiyorum” diyen danışanlara da aynı nedenle, “Anlamadım, sorun bunun neresinde ki. Zaten olması gereken de bu değil mi!” diyebilmeyi aklımdan geçiriyorum. Hatta bazen mesleki kimliğimi bir yana itip böyle dediğim bile oluyor. “Hocam, peki güvenmeden yaşanır mı” diye bir soru geliyor sonra da. Çoğu kişi yaşamak için güvenmelerinin gerektiğine, güven yoksa yaşamanın da mümkün olmadığına inandırılmış. Peki öyleyse, “Meğer 10 – 15 yıldır koynumda yılan beslemişim” diyen insanlar bize neyi anlatıyorlar? Bizden daha az zeki olduklarını mı! Hayır, böyle diyenlerin çoğu, hatta tamamı en az bizim kadar zeki ve basiret sahibi kişiler. Öyleyse bu tespitleri onların beceriksizlikleriyle izah edemeyiz. Böyle diyenler aslında bize birşeyi, sadece bir şeyi, insanoğlunun “sosyal maske” takmadaki eşsiz maharetini anlatıyorlar.
Peki o halde, bu kadar ustaca “maske” kullanabilen ve akşamdan sabaha kolayca değişebilen” (“yaşamda değişmeyen tek şey, değişimdir” derler) bir varlık olan insanoğluna mutlak güvenden nasıl sözedebiliriz! İnsan durağan, cansız, statik bir nesne değil ki “kesin şöyledir.” diyebilelim ve sonra da ardına bir nokta koyabilelim. Belki bir nesnenin nesne olduğuna, mesela bir ağacın çam ağacı olduğuna şeksiz şüphesiz güvenip inanabiliriz. Çünkü bu ağaç herşeyiyle çam ağacıdır ve ömrünün sonuna kadar da çam ağacı olarak kalacaktır. Ancak dinamik, kompleks, değişken ve sosyal kaygıları da bulunan, dolayısı ile sık sık ve ustaca maske kullanabilen bir varlık olan insanoğlu için nasıl olur da “mutlak güvenden” sözedebiliriz! “
İyi tamam da, güven olmazsa nasıl sıcak dostluklar kurulabilir, insan nasıl aile hayatı tesis edebilir ki” diyebilirsiniz. Hayır, bu kesinlikle mümkün. Hem ben kelime olarak bunu kullansam da gerçekte güvenmemeyi değil, ihtiyatlı olmayı kastediyorum. Dolayısı ile güvensizlik” yerine “ihtiyat” kelimesini kullanmak belki daha doğru. Evet bu kesinlikle mümkün. Yaşamda hiç bir zaman hiç bir kişiye karşı tam olarak emin olmayarak, zihnimizin bir köşesinde her zaman için açık bir kapı bulundurarak yaşamakla bu mümkün. Ancak, bir yanlışı zuhur edene, herkes için ihtimal dahilinde olan söz konusu potansiyel eğilim kuvveden fiile” çıkana kadar da “aksi ispat edilene kadar herkes masumdur” prensibiyle yaşamakla… Ve bütün yaklaşımlarımızda / davranışlarımızda bunun gereğini yerine getirmekle…
Yani ne ifrata ne de tefrite düşmeden itidalli bir çizgi üzerinde gitmekle, ortada, dengede bir yol / seyir izlemekle… “İhtiyatlı olmanın” sözü edilen düşüncemizi doğrulayan bir yanlışın bizzat ortaya çıktığı manasına gelmediğini bilmekle, bunun sadece kayda değer bir olasılık olduğunu düşünmekle ve yaşamımızı bu olasılığı da hesaba katarak daha gerçekçi bir zemin üzerinde yeniden yapılandırmakla…
Evet, ihtiyatlı olmanın ne “yüzde yüz güven” ne de “yüzde yüz güvensizlik” manasına gelmediğini, bunlardan birisinin artı sonsuzda diğerinin ise eksi sonsuzda yer aldığını, “ihtiyatın” ise söz konusu doğrusal çizginin ortasındaki sıfır noktasında” durduğunun farkında olarak yaşamakla bu pekala mümkün. Sözünü etmeye çalıştığım bu. Anlatmaya çalıştığım meseleyi daha da basite indirgeyip formüle edecek olursak; her işimizde ve eylemimizde herkese karşı her zaman için “Güven ama kontrol et” düsturuyla hareket ederek yaşamak… Hele de içinde bulunduğumuz şu son yüzyılda. “
Güven ama kontrol et” de ne demek! “Bu bir çelişki değil mi!” dediğinizi duyar gibiyim. Kesinlikle doğru, bu bir çelişki… Zaten sözünü ettiğimiz konuların muhatabı olan varlık da bir çelişkiler yumağı değil mi ki! “Sana ‘sen’ olduğun için güveniyorum. Ama kusura bakma, seni ‘insan’ olduğun için de kontrol ediyorum” diyerek yaşamak!..

Psk. İzzet Güllü​

Kaynak: Gizli Bir Psikoloji Yasası: Güven Ama Kontrol Et | izafet.net

loading...