İhtiyaçlarımıza Göre Tasarladığımız Hayat

    İhtiyaçlarımıza Göre Tasarladığımız Hayat

    Yaşamımızda karşılanmayı bekleyen ihtiyaçlarımız vardır, bir de yapmak istediklerimiz. Bu ikisi birbiriyle bağlantısız, hatta aksi istikametlerde gibi görülürler ve bu sebeple insanlar, ihtiyaçlarını gidermeyi seçer, adına “olgunluk” diyerek.
    İhtiyaçlarımızın adı kişiden kişiye değişse de, temelde güvenlik talebine dayanırlar. Güvende olmak, bildiğimiz sularda kalmak isteriz, o sular bize ne kadar acı verse de. Bildiğimiz sular, akışı olmayan göllerdir bir bakıma. Bu sebeple kirlenmeleri kolay, temizlikleri zor hatta bazen imkansızdır. Bu durumdan ne kadar şikayetçi olsak da severiz o göllerin bu bozuk halini. Çünkü biz de bozuğuzdur ve kendimiz gibi olanda güvende hissederiz. Bir şey ne kadar bize benziyorsa, bilindışımıza göre, o kadar bizdendir.

    İçten içe olmak istediklerimizi ise mükemmelize ederiz zihnimizde. Onlar sanki kusursuz sahnelerden, duygu durumlarından, hep harmoniyle akan müziklerden oluşan bir hayatı ifade ederler.
    İşte bu sebeple hayallerimize yelken açmayız. Çok mükemmel, çok tamamdırlar, bize neredeyse hiç benzemezler. 

    Her ne kadar bu hayaller bize ait, bizden çıkıyor olsa da, bizim şuan olduğumuz şeyle alakaları yoktur. O hayallerin gerçekleşmesi için en az onlar kadar mükemmel olmak gerekir ki içinde sırıtmayalım. O zaman değişmek de zorlaşır. Çünkü kendimizin iyi bir versiyonu olmakla, mükemmel olmak arasında çok büyük fark vardır ve bunu biliriz.

    Bunu içten içe hepimiz sezeriz.

    Oysa tüm bu yerleştirmeler -yani biz, bizim şimdiki hayatımız, hayal ettiğimiz yaşantı ve içinde sırıtmayacak mükemmel revize edilmiş benliğimiz- yalnızca zihnimizin kurgularıdırlar.

    Ve bu kurgu oldukça hayati bir evrensel kuralı görmezden gelmektedir: evrenin ikilik yasası hayatımızdaki en önemli kuraldır!

    O kadar önemli bir kuraldır ki bu, onu göz ardı ederek yaptığımız tüm planlamaları tek hamlede yıkacak güce sahiptir. Hiçbir insan, durum, şey yoktur ki zıttını da içinde barındırmasın.

    Mükemmel kelimesini eğer tek bir kutuptan, yani pozitif kutuptan ibaret olma hali olarak algılıyor ve hayallerimizden bunun için vazgeçiyorsak, büyük bir gaflet içindeyiz demektir.

    Pratikte, hayalimizdeki yaşantımızla ihtiyaçlarımızı gidermek adına yaşadığımız hayat arasında, zorluk, problemler, falsolar, artılar, kazançlar bakımından özde çok büyük bir farklılık yoktur. Düşünün, aşık olduğunuz insanlarla da ilişki yaşadınız; her saniyeniz kusursuz mu geçti? Peki ihtiyaçlarınız adına girdiğiniz ilişkilerin her anı mı cehennem gibiydi? Ya da severek yaptığınız işlerde hiç mi pürüz çıkmadı? Zorla para için gittiğiniz işlerde hiç mi arkadaş edinmediniz, hiç mi güzel gün geçirmediniz?

    İşte hayallerimiz neydi, ihtiyaçlarımız neydi sorularının cevaplarının birbirine girmesinin sebebi de tam burada yatar. Eğer elde ettiğimiz güzel ve kötü şeyleri bir kefeye koyup tartarak neyi istediğimize veya istemediğimize karar vermeye çalışırsak, çoğu zaman muallakta kalırız, ki kalıyoruz da. Artı eksi listesi yapmamız isteniyor iki şıkla ilgili, yapıyoruz. Baktığımızda bu minvalde iki şık arasında çok büyük farklılıklar göremiyoruz çoğu zaman. Bir şey dışında.

    Aslında iki şıkta da birer şey ağır basıyor: biri olmak istediğimiz yer, benlikken, diğeri çok temel bir korkumuzu giderecek güvenliği vermeye uygun görünüyor. Evreka.

    Güvenliği tercih ettiğimizde, işler ne kadar yolunda giderse gitsin, bir kasılma halini üzerimizden atamıyoruz. Sanki bir prens gelip ilan-ı aşk etmiş, saray, şatafat vaad etmiş, ama bunlar karşılığında “giy” dediği cam ayakkabı ayağımızı ölesiye sıkıyor.

    Olmak istediğimiz yeri tercih ettiğimizde ise içine sıkışmak zorunda kaldığımız bir ayakkabı yok, ama zihnimizde o kadar belirsiz ve mükemmelliğe akan bir dere ki o yol, o belirsizlik ve mükemmelliğe zorlanma tehlikesi bizi ölesiye korkutuyor. Düşme korkusu gibi. Atlayacağız, ama ya öteki dala ulaşamaz ve düşersek?

    Oysa gözden kaçırdığımız ikilik kanunu gereği, zaten istediğimiz şeyleri yaptığımız, hayallerimize koştuğumuz zaman da, yeri gelecek mutsuz olacağız. Yeri gelecek sabrımız taşacak. Yeri gelecek söveceğiz. Çünkü hayallerimiz de bu dünyaya inecek ve eyleme döküldüğü zaman ve göreceğiz ki onlar da kafamızdaki kadar mükemmel değil.

    E biz de değiliz.

    O zaman hangi mükemmel kritere uyamamaktan, hangi mükemmellik algısına göre biz olamamaktan korkuyoruz?

    İsteğimiz ile ihtiyacımız arasında tek bir fark vardır. İkisinin de mükemmel olmadığını ve bize bazı zorluklar da getirebileceğini idrak ederek yola çıktığımız zaman görürüz ki, birinde en güzel günde bile içimizi bir uyumsuzluk kemirirken, birinde en kötü günde bile kafamızı yastığa rahat koyarız. Çünkü iç sesimiz bize doğru olanı yaptığımızı fısıldar.

    Hayallerinizi zihninizdeki kusursuz tasvirden çıkarıp, bir kağıda yazın ve sırf realitedeki dökümünü görmek için, onu planlayın. Göreceksiniz ki, sevmediğiniz işleri yaparken ne kadar yorulmanız gerekiyorsa, hayalleriniz için çalışırken de o kadar yorulmanız gerekiyor. Yine göreceksiniz ki birine her sabah kalkıp gitmek size zul gelirken, diğerini planlarken bile içiniz coşacak.

    Son olarak, hayallerinizi yaşarken de doyabileceğinizi, barınabileceğinizi, onaylanabileceğinizi göreceksiniz, yani ihtiyaçlarınız ile hayallerinizin aynı planda yer alabileceğini.

    Ama bu bir başka yazının konusu olsun.

    Emine Tülin ERİNÇ

    Profesyonel Koç/ NLP ve Yaşam Koçu

    Kaynak: bulgupilavi.wordpress.com

    Çizim: Marie Green

    loading...