“İnsan masumiyetini bazen bir başkasının günahıyla kaybeder.” Kadından Kentler Murathan Mungan

    “İnsan masumiyetini bazen bir başkasının günahıyla kaybeder.” Kadından Kentler Murathan Mungan

    Alsancak İskelesi, overlok, asker bavulu, Nurhayat, Adana Seyhan Oteli, dansöz kıyafeti, Emine, burma bilezik, Maşatlık, tahta basamaklar, Sevgi, boşanmak, beyaz şarap, eski Mudanya yolu, Esme, Rumlardan kalma ev, tütün ilacı, çinko kevgir, taşlığa vuran ay, Şengül, Yeşilırmak, çay bahçesi, Yetiştirme Yurdu, Nihal, Ankara İl Radyosu, Cebeci, Goralı Sandviç, Tansel Plak, Nazan, Sinop Kalesi, kuğu biblo, çeyiz, Yıldız, Kanat Turizm, mola yeri, Çanakkaleli Perihan, Meltem, Cacabey Camii, ilk tayin, saat kulesi, rüzgârgülü, Tülay, Erzurum dağları da kar ile boran, Yakutiye Medresesi, iki bavul, Fotoğrafçı Aram, Suna, Diyarbakır surları, terörle mücadele, Küçe Sofrası, Hâkimehanım, Aslı, Lüks Terzi, Foto Zafer, Taş Sinema, Nebahat Abla, sundurma, elma-armut kuruları, zehir sağmak, Asiye, Pozcu Mahallesi, sabahın beşi, yazlık bahçe, Zozan, Esenler Otogarı.
    (Arka Kapaktan)

    Kadından Kentler, 16 kentte geçen 16 hikâyeden oluşuyor.
    Kordonboyu’nda Ömer Çavuş Kahvesi
    Adana Sıcağında Erguvanlar
    Trabzon Burması
    Yakası Beyaz Kürklü Taba Rengi Kaban
    Samsun Sigarası, Tütün Balyaları, Tamaron
    Amasya’daki Teyze
    “Burası Ankara İl Radyosu, Şimdi…”
    Sinop’a Gelin Giden
    “Kanat Turizmin Değerli Yolcuları”
    Hayat Hanım, İlk Tayin
    Annemin Çektiği Fotoğraflar
    Diyarbakır Surlarında
    Lüks Terzi’nin Kızları
    Gümüşhane Çok Uzak
    Tantunicinin Karısı
    Esenler Otogarı

    “Hayatı aksiliklerin yönettiğine inanan insanlarda görülen, beklenmedik durumlara karşı sürekli önlem alarak yaşamanın çeşitli hallerini sergileyip duruyordu gündeliğin akışında; bu yüzden günü hep bir ajanda dakikliğiyle yaşıyordu. Hayat hep bitirilmesi gereken işlerden sonra başlayacak bir şeydi onun için ve bir türlü istediği gibi başlamıyordu.”
    “Dünya, her şeyi, kendi zamanı, kendi duyguları, kendi durumlarıyla ölçüp biçen insanlarla doluydu ve o insanlara bir şeyler öğretmek gerçekten zordu.”
    “Bir erkeğe muhtaç olmamak adına ekonumik özgürlüğünü kazanmak, kariyer yapmak, mesleğinde ilerlemek isteyen kadınları yalnızca erkekler değil, geride kalan arkadaşları da terk ediyor, kazanmak için mücadele ettikleri hayatlarından geri çekilerek onları tek başlarına bırakıyorlardı.”
    “Çevrede bir çiftin boşanması, sıranın kendilerine de gelebileceğini hatırlatır insanlara.”
    “Geçmişte kalan şeyler geçmişte kalmalıydı ona göre. Bu huyu yüzünden zamanla çevresi azalmış, arkadaşları tarafından vefasızlıkla suçlandığı olmuştu. İnsanlar aynı biçimde, aynı yönlere doğru değişmiyorlardı. Çoğu kez mazi ortaklıkları şimdiki zaman arkadaşlıklarını diri tutmaya yetmiyor ama insanlar bu gerçeği kabullenmeyip her şey eskisi gibi sürsün istiyorlardı. Sanki bir şeyler hiç değişmeden olduğu gibi sürerse, hayat daha gerçek, dünya daha inandırıcı bir yer olacaktı.”
    “Tanımlama kesinliğine sahip olabilecek görünür bir şeyden çok, hissedilebilecek bir şey… Kısaca adına gençlik dediğimiz, önümüzde daha yaşanacak güzel ve uzun günler olduğuna ilişkin ümitler, hayaller beslediğimiz hayata toyca bir güven duyduğumuz yarı bilinçsizlik haline benzeyen neşeli bir duyguyu özlediğini fark etti. Bir şeylere çabuk ağlayıp çabuk güldüğümüz günler: En son çıkan plakların, yeni filmlerin konuşulduğu, yeni çıkan şarkıların pencerelerden sokaklara taştığı, poplin bluzlerin, arkası açık hoppa ayakkabıların giyilebildiği sıcak yaz gecelerinin insanı çok, ama pek çok sevindirdiği günlere ilişkin uçarı bir duygu. Bize o zamanlar dünyanın daha tam ve bütün bir yer olduğunu, böylesine parça parça olmadığını düşündüren ham bir duygu. Birdenbire artık içinde hiç duymadığı bir heyecanı özlediğini fark etti. Onun özlediği bu heyecandı işte. Yalnızca gençken duyulan, kalbinin çoktan unuttuğu bu eski heyecan.”
    “…kısa sessizliklere bile tahammülü yoktu. Sessizlik, ona göre yalnızlık demekti. Sürekli konuşur halde olmayı, iletişim kurmak sananlardandı besbelli.”
    “…paraya ve konfora bir erkek üzerinden ulaşmış orta sınıftan gelen kadınları, onların yineleyip durdukları birbirinin eşi olan davranış kalıplarını nicedir yakından biliyordu.”
    “…sorduğu soruların yanıtlarını tam olarak dinlemeden yeni sorular soran kadınlardandı. Duyduğu ilk birkaç söz ona yetiyor, arkasını merak etmiyor, hemen başka konuya geçiyordu. Ayrıca, yalnızca kendini ve hayatını doğrulayacak yanıtlar alabileceği sorular sormaya programlanmış gibiydi.”
    “Konusunu, olaylarını, sonunu, her şeyini bildiği Madam Bovary’yi yeniden okumak gibi bir şey bu. Değişmeyen gerçekler yalnızca yorduğuyla kalıyor. Nasıl oluyor da bu konuda yazılmış bunca öykü, bunca roman hiç okunmamış, hiç yazılmamış, bütün o filmler hiç seyredilmemiş gibi olabiliyor! Böyle durumlarda derin bir umutsuzluğa kapılıp, sanatın hayata hiç yardım etmediğini düşünesi geliyor insanın.”
    “İnsan bir kere yalnızlığın tadına vardı mı, bir daha evlenemez.”
    “Bütün yaşamını bir iş idaresi, bir yönetme bilimi gibi düşünmüş olmasından ötürü hayata dair atladığı sıradan görünen önemli şeyler olabileceğinin kuşkusunu taşıyordu.”
    “Kocasını sevdiğini hissettiği anlar, hep kıskandığı anlar olmuştu bugüne kadar; bu kez de öyle oldu. Kıskançlığının boyutunu sevgisinin büyüklüğü sananlardan olduğu için, kıskançlığını sevgi sanmayı sürdürdü.”
    “O, duygularını başkalarıyla konuşabilen, içini göstermekten çekinmeyen kalbi cömert insanlardan değildi. Her zaman onun verdiği kadarıyla yetinmek zorundaydılar… tekinsiz bir yanı olmuştu hep. Ne kadar tanırsanız tanıyın, geriye size yabancı bir yan kalırdı. İnsanlar ondan nedensiz yere çekinir, hatta korkarlardı. Hiçbir şey yapmadığı halde, insanların üzerinde kendiliğinden bir güç kurar, en azından böyle bir izlenim bırakırdı. Sürekli kendinizi ona beğendirmeye çalışır, onun karşısında her an bir yanlış yapacak, o da size onaylamayan gözlerle bakacakmış gibi tetik dururdunuz. Her ne kadar iyi yürekli biri olsa da, insanın kendini yanında rahat hissettiği kişilerden değildi. Belki de bu nedenle tabiatına en uygun mesleği bulmuştu: Öğretmenlik.”
    “Hayatın işaretlerini nasıl okumak gerektiğini hiçbir zaman bilemediğini düşündü… Belki de bu işaret belirsizliklerinin toplamına kader deniyor, herkes bu işaretleri kendi seçimlerine göre yalan yanlış okuyordu.”
    “İçimizin bir yanı sevdiklerimizi kollarken, kendini kollamayı unutmaz mı?”
    “Saygıda kusur ederek artırılmış zamanın kime hayrı dokunur ki?”
    “Hayat demek, biraz da zamanında anlamadıklarımıza karşı duyduğumuz pişmanlıklar demek değil midir?”
    “Bir yanı erken büyümüş çocuklar, hiç büyümeyen yanlarını görmekte zorlanırlar.”
    “İnsan masumiyetini bazen bir başkasının günahıyla kaybeder.”
    “Gururu yaralanmış erkeklerin yarasının kinle beslenen güçlü bir hafızası vardır.”
    “Bazı adımlar, yılları daha çabuk kat eder.”
    “Zaten sanat dedikleri, ümitsizlerin yaşama sevinci değil miydi?”

    loading...