İnsanın Olmak Paradoksu ve Aşk

    İnsanın Olmak Paradoksu ve Aşk
    336x280 Reklam Alanı !

    Her insan kendi “olmak” paradoksuyla gelir bu dünyaya. Bu paradoks kişinin içten içe olsa mutlu olacağını, huzur bulacağını düşündüğü insan ile, aslında olmak istediği, olabileceği ve ancak olduğunda evrende yerini bulabileceği insan olmak arasındadır. Örnek vermek gerekirse, lider özelliği taşıyan bir insan bir yanıyla kusursuz bir liderlik sergileyebileceği, asla eleştirilmeden kabul edileceği, sözünün dinleneceği bir ortamı arzular; bir yanıyla da böyle bir ortamda gelişemeyeceğini, serpilemeyeceğini, kendisine bu ortamı sunan insanların da en nihayetinde bu ortamdan bir çıkar sağladıkları için orada olduklarını hissederek özgür olmak ister. Tam tersi de mümkün, bir lider ile yol almak isteyen insanlar bir yandan hayatı onlar adına çekip çevirecek, onları koruyacak birilerinin özlemini duyarlar, bir yandan da böyle bağımlı olmak yerine kendi ayakları üstünde durabilmek ve kimseye muhtaç olmadan var olabilmek isterler.

    İşte bu tip varoluş biçimi paradoksları insanların diğer insanlar ile olan münasebetlerini, kariyer tercihlerini, maddeye bakışlarını, dolayısıyla hayatlarını şekillendirir.

    Bu paradoksların ortaya döküldüğü ve çözümlenmek için her defasında masaya yatırılmak zorunda kaldığı düzlemler ise insan ilişkileridir. Çünkü insan ne olduğunun bilgisini iki kanaldan alır: kendinden ve diğer benliklerden.

    Hiç içten içe özellikle karşı cinsle olan ilişkilerinizde genelde iki tip arasında salındığınızı hissettiniz mi? Hani hep ” bu kişiyi seviyorum ama çekim hissedemiyorum, şu kişiye ise aşığım ama bir türlü sürdüremiyorum/elde edemiyorum” dediğiniz zamanlar?

    İşte paradoksunuzu göreceğiniz yer orası.

    Aynı örnek üzerinden gidelim. X kişisi lider karakterli. O istiyor ki:

    • Doğal olarak (yani zaman zaman da olsa ortaya bir emek koymadan) lider kabul edilsin.
    • Karar mercii kendisi olduğu (ya da olmayı arzuladığı ) için kendisi eleştirilmesin, eylemleri sorgulanmasın.
    • Karşı taraftan beklediği davranışlar bazen ne kadar mantık dışı olsa da sorgulanmadan yerine getirilsin.

    Şimdi bu X kişisinin karşısına iki tip insan çıkacak hayatı boyunca.

    Biri ona tüm bunları sunacak, ona kendini huzurlu hissettirecek ve sonuçta X tarafından sevilecek. Fakat aynı zamanda X ondan nefret de edecek içten içe, çünkü sağlanan bu güven ve huzur dolu ortam, hayatın realitesinden kopuk. Bir insanın hiç hata yapmaması mümkün değil ki eleştirilmesin. Bir insanın kanıt ortaya koymadan bir etiket alması mümkün değil ki, birileri sırf X karşılarında diye boyun eğsin. X de bunu içten içe bilecek. Bu sebeple boyun eğenler arttıkça huzuru pekişeceğine keyfi kaçacak. Bu işte bir şeylerin yanlış olacağını sezecek. Bu yalan ama güvenli ortama alışacak, gün geçtikçe oradan çıkmak onu daha da korkutacak. Bilinçdışında hedefleri ve güvenlik arzusu arasında kalacak. Ortada gerçek bir şey olmadığı için de bu kişi ile olan ilişkisinde hiçbir hayat belirtisi sezemeyecek. Bugünlerde insanların “elektrik alamamak” dedikleri şey.

    X in karşılaşacağı ikinci tip ise onu zorlayan olacak. Liderliğini fazlasıyla sorgulayan, onun himayesine ihtiyaç duymayan, onu, hep de yanlış yaptığını sezdiği yerden vuran kişi. İşte bu kişi X’e voltajı yüksek bir elektrik verecek. Şimdi X hayatta. Bu kişi X’i hedeflerine koşmaya teşvik ediyor aslında. Onu olmak istediği yöne çekiştiriyor. Fakat yüksek cezbe ile geliyor bu teşvik, çünkü X, henüz kendi paradoksuyla kendisi yüzleşmeyi öğrenebilmiş değil. Gözünü kapadıkça çözülmesi gerekenler birikmiş. Ne kadar birikmiş ve yüzleşilmeyi bekleyen dosya varsa, voltaj o kadar artıyor. Evet X yaşama döndü ancak bu sefer de kalp krizi riski ile karşı karşıya. Hedefleri kadar güvenlik krizi de hala orada çünkü. Sonuçta tüm yaşam coşkusuna rağmen X bu kişiden de nefret etmeye başlıyor içten içe, çünkü cana kast var onun açısından.

    Gelelim Y’ye. Y kişisi lider değil, iyi bir kul olmak niyetinde. Y istiyor ki:

    • Biri onun hayatını çekip çevirsin ama onu ezmesin.
    • Hayatta her takıldığı noktada o biri ona yardımcı olabilecek, yol gösterebilecek kapasiteye sahip olsun.
    • Ne kadar verici olsa da bu kisi onu özgürlük bakımından sıkıştırmasın, asla ona olan saygısını da kaybetmesin.
    • Hatta bazen onun yapması gereken eylemleri alması gereken kararları mümkünse başkaları alsın. Sorumluluk da ona kalmasın.

    Y de iki tip insanla karşılaşacak hayatı boyunca. Birinci tip, onun dadılığını yapacak, işini görecek. Ona sesini çıkarmayacak. Ne kadar mantık dışı savrulursa savrulsun hep yanında olacak. Y ona bundan dolayı minnettar olacak, ama bir yandan da bu ilişkiden oldukça sıkılacak çünkü sürekli yardım aldığı için kendisini gerçekleştiremeyecek. Bir yandan kendi ayakları üzerinde durmak isterken bir yandan da bu rahata alışacak. Derken ikinci tip gelecek. İkinci tip onu olduğu gibi kabul etmeyecek. Onu sürekli zorlayacak ve ona yüksek hedefler koyacak. Şimdi de Y hayatta. Ama senaryo aynı. Yine yüksek voltaj enerji, yine kalp krizi riski. Y ne kadar hayat dolu olsa da aşırı yüklenmeyi kaldıramayacak ve aynı X gibi bilinçli veya bilinçsiz olarak ilişkiyi sabote edecek.

    Özetle X ve Y kendilerini fazla güvende hissettiklerinde bunun adı  ” seviyorum ama çekim hissedemiyorum”, hedefleri için fazla zorlandıkları zaman da ” aşığım ama yapamıyorum” olacak. Her yapamadıklarında ise, en son kiminle yapamadılarsa ya da en çok kim zorladıysa o kişiye karşı bir saplantı oluşacak. Durumun esas izahını bilmeyen insan bunu ” unutamadığı gerçek aşk” olarak nitelendirecek.

    Doğru da bir yandan. Tarih boyunca meşhur olmuş aşklarda bir ölüm teması da işlenir. Kişinin ölümüdür bu, fakat fiziki olarak değil. Kalp krizi ile ölmeyi göze almaktır burada esas olan. İnsanların olmak istedikleri iki insan arasında oluşan paradoksu sezmeye başladıkları nokta burasıdır.

    Elbette daha kolay yolları da var. Kendi paradoksunu gören ve onu kabullenen, bir başka insanın aynalaması olmaksızın kendisine bakabilen insan, nerede hangi kendisi olmak istediğini, hangi benliğinin ne noktalarda onu kalp atışı olmayan veya kalp krizi riski olan bir hayata sürükleyeceğini de bilir. Yine örnekler üzerinden gidecek olursak X, eğer zorlama olmaksızın realitede eleştirilebileceğini ve bunun onu daha iyi bir lider yapacağını kabul ederse, birinci tip insanı onu eleştirmese de kendini eleştirerek gelişebilir ya da ikinci tip insanının zorlamalarını kendi içinde frenleyerek, istediği hızda yoluna devam edebilir. Y ise onu çekip çeviren biri olsa da kendi başına başarabileceği eylemlere cesaret edebilir ya da henüz cesaretini toplayamadığı konularda ikinci tip insanının zorlamasıyla uçurumdan atlamayabilir. Burada elzem olan, insanın kendisinin gelişim sürecinde nerede durduğunu bilmesidir.

    Kişisel gelişim, hayattaki yerimizi bulmak,  bize kendi iç huzurumuz için gereken bir çabadır. Eğer biz, bu gelişimi dış dünyaya iyi bir etki vermek ve kendimizi o etkinin bize geri tepkisinden izlemek için kullanırsak, daima  özünde gerçekten farklı yansıyacak bir şeyler olacaktır. Çünkü en nihayetinde kimse de bize kendinden sıyrılıp bakamayacak, herkes kendi beklentileri, korkuları ile bezenmiş bir perde içinden görecektir bizi. Yanlış görünene göre kendisini doğru kılmaya çalışan bir insan ne kadar başarılı olabilir? Kendi paradoksunu insan yalnızca kendisini bilmekle anlayabilir ve bu anlama süreci yalnızca kendinden kendine bir yolculuktur.

    En nihayetinde esas huzur da, insanın kendisini paradokslarıyla sevmesiyle gelir.

    Emine Tülin ERİNÇ

    Profesyonel Koç/ NLP ve Yaşam Koçu

    Kaynak: bulgupilavi.wordpress.com