Kendi Sahnemizde Başrol, Başkalarının Sahnesinde Figüran Olabilmek/ Sosyolog Esma ÇERÇİL

    Kendi Sahnemizde Başrol, Başkalarının Sahnesinde Figüran Olabilmek/ Sosyolog Esma ÇERÇİL
    336x280 Reklam Alanı !

    William Shakespeare’in ünlü bir sözü vardır; “Olmak ya da olmamak! İşte bütün mesele bu!” Şimdi ben de sizlere büyük bir söz söylemek istiyorum; “Kendi sahnemizde başrol, başkalarının sahnesinde figüran olabilmek! İşte bütün mesele bu!

    Sahne ve Rol Farkındalığı

    Her insan ileriye dönük az da olsa bir öngörüye sahip olmak ister çünkü herkes kendisini güvende hissetmek ve yaşamı keyifle sürdürmek ister. Güven ve keyif, insanların kendisini iyi hissetmesinin iki yönüdür. Tüm arayışlar, tüm çabalar, tüm kızgınlıklar ve tüm sevgiler bu iki nedenden dolayıdır. Hissedilen öfke, kıskançlık, değer ve değersizlik gibi tüm olumlu ve olumsuz duygular, bu iki hisin türevleridir. İnsan, güven duymadan ve keyif almadan yaşayamaz. Diğer tüm duygular; ait olmak, sevilmek, değerli hissetmek gibi tüm duygular insanın içinde hissettiği kendisine ve diğerlerine olan güvenden kaynaklanır ve insan bulunduğu ortamda keyifle var olabiliyorsa, işte yaşam o zaman tatlı bir hal alır. Yaşamı tatlı hale getirmenin yolu hissedilen güven ve keyiftir. Bu iki duyguyu sağlayacak olan şeyse öngörüdür. Öngörünün tanımı, hayatı okuyabilmektir. Hayatı okuyabilen kişi engeller henüz kendisini bile bilmezken, zorluklar henüz kendisini bile bilmezken, fırsatlar henüz kendisini bile bilmezken onları hissedebilmektir. İşte bu görüşe sahip olan kişi hayatın evvelini ve ezelini görür ve bu kişi hiçbir engelde yılmaz, hiçbir tehditte yıkılmaz ve hiçbir zorlukta düşmez. Öngörüsüz bir yaşam rüzgârda bir yaprak gibi savrulmaktır. Bu, hayatı akışa bırakmak değildir. Hayatı akışa bırakmak demek, sahne ve rol farkındalığında bilinçli bir yaşam sürmek demektir. İşte bu farkındalık, bize gerekli olan öngörüyü verecek ve hayatı yaşanabilir bir tatlılığa getirecektir. O halde bu öngörü nasıl edinilir?

    Öngörü edinebilmek için önce nerede durduğumuzu fark etmeliyiz

    Yaşam, birbirinden farklı alanların bir arada bulunduğu bir evrendir. Yaşamın eşanlamlısı için ‘evren’ ifadesini kullanabiliriz. Bu evrenin içinde bulunan alanlar bizim yaşam alanlarımızdır. Biz onlara ‘sahne’ diyoruz. Her sahnenin başrol oyuncuları ve figüranları vardır. Onlara da ‘oyuncu’ diyoruz. Her sahne, içinde bulundurduğu oyunculardan bazı davranışları yerine getirmesini bekler. Sahnenin beklentisi olan bu davranışlara da ‘rol’ diyoruz. Şimdi bu üç ifadeyi yaşamın farklı alanlarında inceleyelim:

    1. Sahne: Okul hayatı

    Oyuncuları: Öğretmenler, öğrenciler, veliler, diğer (müdür vb.)

    Roller: Bu örnekte sadece öğrenciyi baz alalım. Buna göre öğrencinin rolleri; derslerini çalışması, ödevlerini vaktinde yapması gibi eylemlerdir. Öğrenci, öğrencilik statüsünün beklediği rolleri yerine getirmelidir. Okul yaşamındaki öğrenci, okul sahnesinin öğrencilik başrolünü oynar. Bazen öğrenciler farklı rollerde de bulunabilir; sınıf başkanı olmak, öğretmen geciktiğinde bir süreliğine sınıfın düzenini sağlamak gibi. O zaman da öğrenci, öğrencilik statüsünün yanında, bu statülerde de başrol oyuncusu olur. Bu statülerde başrol oyuncusunun dışında kalan herkes figürandır.

    2. Sahne: Aile yaşamı

    Oyuncuları: Anne, baba, evlat(lar), varsa büyükanne, dede ve diğer fertleri kapsar.

    Roller: Anneyi örnek alırsak; anne evlatlarına karşı anne, kocasına karşı kadın, kendi anne ve babasına karşı evlat ve kendisi için birey olma davranışlarına uygun hareket etmelidir. Tabi bu roller aile içini kapsar. Annenin dışarıda arkadaşları olabilir ve akrabaları da vardır. O zaman onlara karşı da arkadaş ve akraba olmanın sorumluluklarını taşır.

    3. Sahne: İş hayatı

    Oyuncuları: Burada ana oyuncular olarak işveren ve personeli ele alabiliriz. Ancak bulunduğumuz sahneye göre kişi sayısı artabilir.

    Roller: İçinde bulunduğumuz sahneye göre az ya da çok rolümüz olabilir. Personel ve departman sayısı fazla olan şirketlerde rol dağılımının dengesi şaşabilir. O nedenle burada ‘yetki‘ devreye girer. Bireylerin rolleri yetkiye göre dağıtılmalıdır. Aksi halde çatışma yaşanması kaçınılmaz olur. Yetkilendirilmiş bireyler, diğer bireylerle ne zaman ve nasıl iletişime geçeceğini bilir. Yetki yoksa işler sarpa sarabilir, ilişkiler zedelenebilir, yaşanan stres bireyleri mutsuz edebilir ve kişiler bu keyifsiz ortamdan kaçmak isteyebilir. İş hayatında rol dağılımı ile yetkilendirme arasında bir denge olması gerekir.

    İncelediğimiz bu alanlardan yola çıkarak şunları söyleyebiliriz;

    • Her insana aynı davranışta bulunamayız. Bunu ayıran özellik, rol dağılımıdır.

    • Bulunduğumuz yaşam sahnelerinde, sahnelerin bizden beklediği davranışları sergilemeliyiz.

    • Hangi sahnede bulunucağımız, o sahnenin vakti geldiğinde belli olur.

    • Sahne ve rol dağılımı, sorumluluklarımızı netleştirir.

    • Sorumluluklarımıza uygun yaşamak, yaşam içinde pasif değil aktif, edilgen değil etken bireyler olmamızı sağlar.

    İçinde bulunduğumuz sahnenin bizden beklentilerine göre hareket edebilmemiz için öncelikle hangi sahnelerde yer aldığımızı bilmemiz gerekir. Siz yaşamın hangi sahnelerinde bulunuyorsunuz? Bir anne misiniz? Anneyseniz, o evin annelik boşrolü sizin hakkınız, diğer tüm kadınlar (sizin anneniz, kayınvalideniz vb) figürandır. Bir şirketin bir departmanının müdürü müsünüz? Öyleyseniz müdür olarak başrol oyuncusu sizsiniz, diğerleri figürandır.

    Sahne ve rol farkındalığı bize haklarımızın neler olduğunu da gösterir. Bazen insan neye hakkı olduğunu bilemez ya! İşte bu yaklaşımla bu bilinmezliği ölçülebilir bir somutluğa taşıyabilir. Böylece adalet kavramı yerini bulur. Adalet; eşitlik değildir. Bu ikisi arasında devasa bir fark vardır. Peşinde koşulan şey eşitlik değil, adalet olmalıdır. Zira eşitliğin peşinde koşanın elleri boş kalacak, adaletin peşinde koşanın elleri dolacaktır. Nehrin hangi yönüne kürek sallayacağımızı iyi tespit etmeliyiz. Bu nedenle bir işe kalkışmadan önce her zaman çok iyi bir gözlem yapmak gerekir. Eşitlik yoktur. Yaşam dinamik olduğundan denge her zaman şaşacaktır. Bu nedenle eşitliği sağlamaya çalışmak nehrin ters yönüne doğru kürek çekmektir. Yaşamda hareket vardır ve hareket olduğu sürece eşitlik olmayacaktır. Adalet; hak edene, hak ettiğini, hak ettiği zaman, hak ettiği kadar vermektir; hem kendimize hem de başkalarına.

    Hakkını bilmeyen insan ne kendisine ne de başkalarına karşı adaletli olabilir. İşte bu nedenle kişi, bulunduğu ortamda (sahnede), haklarını (rollerini) bilirse, adaleti sağlar. Kişi burada başrol oyuncusu mudur, yoksa figüran mıdır? Son karar kişiye aitse başrol, değilse figürandır. Kişi, bu bilgiye göre bulunduğu sahneleri düzenleyebilir. Sahnesini ve rollerini düzenleyebilen kişi, hem kendisiyle hem de başkalarıyla sağlıklı bir iletişim kurabilir, korkularından arınabilir ve maharetlerini artırabilir. Böyle bir kişi yaşamda gerçekten var olur.

    Sahne ve rol farkındalığında yaşamak aynı zamanda ‘vicdan özgürlüğü’ de getirir. Vicdan özgürlüğü kişiye kendisini, hem değerlerine göre yaşadığında hem de elinden geleni yaptığında hissettirir. Değerler değişkendir, tecrübeye göre farklılık gösterebilir. Kişinin elinden geleni yapabilmesi için ise haklarını bilmesi gerekir. Haklarını bilen sorumluluklarını bilir. Sorumluluklarını bilen elinden geleni yapabilir. Yaşam, sorumluluk sahibi insanları sever ve destekler.

    Sahne ve rol farkındalığında bir yaşam sürmek ‘özgüven’ de sağlar. Özgüven; düşmekten korkmak, düşmemek için kendini zorlamak değildir. Özgüven, düştüğün zaman tekrar doğrulabilmektir. Yaşamın ivmesi tek yönlü değildir. O zaman durağanlık olurdu. Bu nedenle bazen azalacak, bazen çoğalacağız. Bazen düşecek, bazen kalkacağız. Ama ne zaman, nerede, nasıl eksilip çoğalacağımız bize bağlı. İşte bunu iyi seçmemiz gerekir.

    Özgüven, açlıkla sağlanır. Açsak çırpınırız, değilsek durgun kalırız ve yaşam hareketsiz kalanları eler.

    Sahnesini boş bırakan başrolün yerini figüranlar doldurur.

    İnsanların acı çekmesinin en büyük nedenlerinden bir tanesi, onlara ait olana bir başkasının el uzatıp çalmasıdır. Herkes bu nedenden dolayı acı çeker. Hem de öyle böyle değil; derin bir acı, yakıcı bir acı çeker. Hiçkimse haklarının elinden alınmasını kabullenemez. Peki, bu haklara nasıl sahip çıkılır? Bu haklara; başrolde olduğumuz sahnelerde başrolümüzü koruyarak sahip çıkabiliriz. Örneğin; evli bir iş kadınını düşünelim. Eğer bu kadın işinden dolayı evinden ilgisini, alakasını keserse ve hatta bunu kısa süreli bile yapsa başrolünü bir başka kadına kaptırabilir. O başka kadın, eşinin annesi, kendisinin annesi, yakın bir akraba ya da eşinin aklını çelen bir kadın olabilir. Sonuçta bu diğer kadın figürandır ama başroldeki kadın evini boşladığı için onun yerine geçip başrol oynamaya başlamıştır. İşte bu nedenle insanlar ne ekerse onu biçer. Hayatın çizgileri bellidir. Tüm kayıpları karşımızdakine göre değil, kendimize göre yorumladığımız için yaşıyoruz. Bu kadın şunu söyleyebilir; “Ben olsam böyle yapmazdım. Kısa bir süre için bile olsa eşim dayanamadı. Bu anlayışsızlığa hiç gerek yoktu. Ben yıllarca onunla ilgilendim ama birkaç günlük boşlamamda beni hemen unuttu, terk etti, aldattı vb.” Eğer haklarımızı korumak istiyorsak sorumluluklarımızın denetimini elimizde tutmalıyız. Buna rağmen haksızlık yaşıyorsak, her şeye rağmen yapmamız gerekenleri yaptığımız için vicdanımız rahat olur ve bundan dolayı kendimize olan özgüvenimiz de yüksek olur çünkü biz zorluklara rağmen yılmamışızdır, doğru olanı yapmışızdır. Her zaman şunu aklımızda bulundurmalıyız; sonuç değil, süreçtir önemli olan. İşin sonunda bazen kazanır, bazen kaybederiz ama süreç içinde sorumluluklarımızı yerine getirdiğimiz için kazanan daima biz oluruz; dışarıdan bakıldığında öyle görünmese bile!

    Sahne ve rol farkındalığında yaşamak önemlidir. Bilinçli bir yaşamla insan kendisini kaybetmez, nerede durması ve nerede harekete geçmesi gerektiğini bilir. Şuurlu bir yaşam rahatlıktır. İşte size derin, içsel bir huzur hissettirecek bu farkındalığın aşamaları;

    • Yaşamın hangi sahnelerinde yer alıyorsunuz?

    • Bu sahnelerin hangi karelerinde başrol, hangi karelerinde figüransınız?

    • Başrol olarak hangi sorumluluklara sahipsiniz?

    • Figüran olarak nerede durmanız gerekiyor?

    • Kaptırdığınız bir başrolünüz var mı? Varsa geri kazanmanın tek yolu tekrar başrol davranışlarına geri dönmektir.Beklemeyin! Haklarınızı bir çırpıda elinize alın.

    • Tüm bu aşamalardan önce karar verin; hangi sahnenin, hangi karesinde başrol ve figüran olmak istiyorsunuz?

    Hepimiz için sahne ve rol farkındalığı ile kader kurbanı olmaktan kurtulup, seçim bilinciyle hareket eden insanlar olmayı diliyorum.

    Farkındalıkla kalın.

    Yazar: Sosyolog Esma ÇERÇİL