KENDİNİZİ SEVİYOR MUSUNUZ?

    KENDİNİZİ SEVİYOR MUSUNUZ?

    Her yerde duyarız “kendinizi sevin”, “kendinizle barışık olun”, “kendinizi olduğu gibi kabul edin”, “kendinizi onaylayın”… Peki acaba hiç düşündünüz mü nedir kendini sevmek dedikleri şey? İnsan nasıl kendisini sever? İnsan nasıl kendisi ile barışır? Kendisini nasıl onaylar? Kendisine karşı nasıl yumuşak ve nazik olur?

    Hiç dikkat ettiniz mi kişisel bakımlarınızda kendinize nasıl davrandığınızda? Örneğin saçınızı tararken yumuşak ve nazikçe mi tarıyorsunuz yoksa daha sert ve neredeyse başınıza vurarak mı? Dişinizi fırçalarken, duşta vücudunuzu sabunlarken, krem sürerken… Nasıl, yumuşak ve nazik misiniz yoksa sert ve kaba mı?

    Peki kendinizle konuşmalarınız nasıl? Nazik, onaylayıcı ve olumlu mu yoksa sert, eleştirircesine ve sürekli olumsuz mu? Örneğin bir bardak düşürdünüz ve kırıldı, sınavda düşük not aldınız, iş yerinde başarısız oldunuz, çok istediğiniz bir şeye ulaşamadınız… Gerçekten inanarak ve içten bir şekilde “olsun, canım sağ olsun, bu da ders çıkarıp büyümem için” mi diyorsunuz; yoksa “zaten beceriksizin tekiyim, ben hiçbir şey yapamam, bunlar hep benim başıma geliyor, yine beceremedim/yapamadım” mı diyorsunuz?

    Daha da önemlisi şimdi bir düşünün, bunlar kimin sözleri… Daha önce bu sözleri ya da düşünceleri kimden veya kimlerden duydunuz, nereden ve nasıl öğrendiniz? Değersizsin, yetersizsin, başarısızsın, beceriksizsin, bir işe yaramazsın, çirkinsin, sevilmeye layık değilsin, yeterince iyi değilsin… Çocukluğunuzdan hatta bebekliğinizden itibaren bir düşünün. Hangi olay ya da olaylar, kim veya kimler size bunları hissettirdi, bu şekilde algılamayı öğretti? Anneniz, babanız, kardeşiniz, öğretmeniniz, sevgiliniz, eşiniz…

    Biz neysek hayatımıza da onu çekeriz. Çocukluktan itibaren bu şekilde öğrenerek büyüyen kişiler de hayatlarına bu düşünceleri doğrulayan kişileri ve olayları çeker. Bunlar fark edilip temizlenmediği sürece de bu kişiler ve olayları tekrarlamaya devam ederler. Bunu temizlemenin yolu ise içinizdeki o küskün bebek/çocuk/ergen ile barışıp yola beraber devam etmekten geçer.

    Şimdi aynanın karşısına geçin ve bakın… Ne görüyorsunuz? Karşınızda gördüğünüz kişiye ne diyorsunuz? Ona gülümseyerek ve beğenerek mi bakıyorsunuz yoksa hemen sivilceleriniz, siyah noktalarınız, kırışıklıklarınız, saçınızdaki beyazlıklar, fazla kilolarınız gibi olumsuz bulup memnun olmadığınız yerlerinize mi odaklanıyorsunuz? Onun gözlerine gerçekten korkmadan, tedirgin olmadan bakabiliyor musunuz? Gözlerine baktığınızda size nasıl bir enerji veriyor? Mutlu ve kendinden hoşnut, pozitif bir enerji mi yoksa mutsuz ve değersizlik, yetersizlik duyguları taşıyan negatif bir enerji mi?

    Şimdi bir düşünün… İlk ne zaman bu olumsuz duyguları hissetmeye başladınız? Kaç yaşındaydınız? Bu gerçekten sizin suçunuz muydu? Unutmayın, o sadece küçücük bir bebek/ çocuk/ergendi ve o kadar biliyordu, elinden gelen oydu ve yapabileceğinin en iyisini yapıyordu, kendini o kadar savunabiliyordu. Ama artık büyüdünüz ancak içinizde bir yerlerde hala yarım kaldınız; çünkü o küs ve kırgın… Affedin onu, sarılın ona…

    Gözlerinizi kapayın ve o halinizi düşünün. Nasıl o bebek/çocuk/ergen, nerede, nasıl duruyor, nasıl bakıyor, size ne diyor, size dokunuyor mu yoksa uzak mı? Şimdi konuşun onunla… “Sen sadece küçük bir bebektin/çocuktun/ ergendin, hiçbir şey senin suçun değildi, o kadar biliyordun, elinden o kadar geliyordu. Artık büyüdün, güvendesin, ben senin yanındayım, ben seni korurum” ve sarılın ona sımsıkı… İkna edin, güven verin. Şimdi gözlerinizi açın ve kendinizi onaylayın, takdir edin hatta teşekkür edin. Artık onu fark ettiniz ve o güvende…

    Kendinizi onaylarken şu onay cümlelerini kullanıp bunları kendinize göre değiştirebilirsiniz:

    • Kendimi seviyorum ve onaylıyorum.
    • Görünüşümü seviyorum.
    • Kendimi olduğum gibi kabul ediyorum.
    • Yeterince iyiyim.
    • Sağlıklıyım ve vücudum ile barışığım.
    • Harika bir hayatım var.
    • Hayatım sevgi ile dolu.
    • Sevgiyi ve saygıyı hak ediyorum…

    Aynaya bakınca gülümseyin ona, organlarınıza tek tek teşekkür edin sağlıklı oldukları ve işlevleri için… Yaşadıklarımız ders çıkarıp daha ileriye gidebilmemiz için. Hepimiz insanız; hatalarımız, eksiklerimiz, zaaflarımız, zayıf yönlerimiz tabi ki olacak. Önemli olan olumlu-olumsuz bütün yönlerimizle kendimizi kabul edip, onaylayıp, kucak açmamız…

    Unutmayın, bütün bu kendinizle ilgili olumsuz duygu ve düşünceler size ait değil; hepsi size öğretildi ve siz bunları fark edip düzeltmediğiniz sürece de karşınıza çıkmaya devam edecek. İşte psikolojik danışma seanslarında da danışanlar, bu süreçleri fark ederek ve süreç içlerindeki rollerini görerek bunları nasıl temizleyeceğini öğrenip kendileri ile daha barışık ve daha kaliteli bir yaşam sürerek yollarına devam etmeyi seçerler.

    Yaşadığımız her şey ve hayatımızdaki herkes kendimize ait düşüncelerin dış yansıması. Biz nasılsak, hayatımızda öyle… Daha mutlu ve pozitif bir hayat için önce kendimize karşı pozitif olmalıyız. Kendimizi gerçekten sevip değer verip onaylamalıyız ki karşımızdaki de bize bunları yapabilsin. Önce kendimizle mutlu olmalıyız ki, başkaları da bizimle mutlu olabilsin. Merkez biziz, biz değişirsek her şey değişir.

    Son bir not olarak bu konuda dünyaca ünlü aile terapisti Virginia Satir’in oldukça anlamlı bulduğum ve başucu niteliğindeki “Kendilik Değeri Bildirgem” adlı yazısını okumanızı tavsiye ederim. Her an hatırlamanız dileği ile kendimizden başlayarak sevgi dolu günlere…

    Uzm. Psk. Danışman/Aile Danışmanı

    Sibel Demir SARIOĞLU