Kim Korkar Hain Kurttan? / Psikolojik Danışman Raşide Yılmaz Gövebakan

Kim Korkar Hain Kurttan? / Psikolojik Danışman Raşide Yılmaz Gövebakan

Korkularınız var mı? Cevabınız “Hayır” mı? Galiba değil! Çünkü hepimiz bir şeylerden korkarız. Doğar, dünyanın bir parçası olur, büyür, var olduğumuzun farkına varır, korkarız. Kaybetme korkusu, ayrılık korkusu, hastalık korkusu, kaza korkusu, hız korkusu, yükseklik korkusu, karanlık korkusu, yalnız kalma korkusu, terk edilme korkusu, örümcek korkusu..vb.

Korku nasıl bir duygu ki hayatımızın her an içinde ve onu çok yakınımızda hissedebiliyoruz? Çünkü her yaşta hepimize ait duygularımız vardır. Korku da bunlardan biridir ve normal bir duygudur. Çocuklarımıza, kendimize ya da bir başkasına “Korkman için hiçbir neden yok” “niye korkuyorsun ki” “korkma” deriz bazen. Oysaki korkan kişinin korkması için mutlaka iyi bir niyeti ve nedeni vardır. Yoksa zaten korkmazdı!

Korku, bu somut durumla karşı karşıya kalıp üstesinden gelemeyeceğimizi düşündüğümüzde uyarıcı bir tepki olarak ortaya çıkan yaşamsal bir mekanizmadır. Bu duyguya sebep olan somut bir nesne, obje, kişi, davranış vb. söz konusudur. Korku tüm bedenimize yayılır. Kalbimiz daha hızlı atar, ellerimiz titrer, başımıza ağrı girer, bütün içimizi sarar ve kendimizi kötü hissederiz.

Korkumuz çoğunlukla o “anlık”tır. “O” anda yoğun olarak hissederiz ve bu kötü histen kurtulmaya çalışırız.

Korkumuzun uzun yıllar içimize yerleştiği doğru değildir. Yıllarca süren “korku” diye nitelediğimiz duygulara sebep olan farklı dinamikler mevcuttur. Bunun için bir uzman yardımı almak daha doğrudur.

Peki; korku, korkulacak bir duygu mudur? Hiç korkmamak mı gerekir? Hayatımız korkularımız olmadan nasıl geçer? Aslında korku bir sığınaktır. Kendimizi koruduğumuz, zarar görmekten kaçındığımız, tehlikeden uzaklaştığımız bir sığınak! Çünkü korku, bizi korur. Korku sayesinde tehdit olarak algıladığımız ve zarar görebileceğimiz durumlardan kendimizi koruruz.

Hadi bi cesaret!

Korku, harekete geçmemizi engelleyen, elimizi kolumuzu bağlayan, bizi durdurmaya çalışan bir güç haline dönüşebilir. Oysaki korku duygumuzu yönetebilmemiz mümkündür. Bunun için, önce kendimizi, sonra da korkumuzu iyi tanımamız gerekir. Bu süreçte bize yardımcı olacak güç “cesaret”tir.  Cesaret; korku, acı, risk, belirsizlik veya tehdit ile başa çıkabilmek amacıyla gösterilecek kararlılık, ataklık ve dayanıklılıktır. Cesaret, korkunun bizi durdurmaya çalışan gücünü harekete geçirmemizi sağlayan başka bir güce çevirir. Cesur hissetmek insanı harekete geçirir.

Cesaretin artması, insanın kendisini tanımasıyla mümkündür. Cesurca davranabilmek için risk almak, farkındalığımızı geliştirmek, güçlü ve zayıf yönlerimizi bilmek, güç kaynaklarımızı kullanabilmek, sosyal açıdan dışadönük olabilmek bize yardımcı olacaktır.

 

Çocuklarımız..

Biz yetişkinler korkularımızı dile getirmekte zorlansak da bu duygunun bize ait olabileceğine dair kabulümüz vardır. Peki ya çocuklarımız? Çocuklarımızın korkuları? Onlar da bizim korkularımızın benzerlerini hissederler mi? Kesinlikle hisseder! Çocuklarımız da bizim yaşadığımız gibi korkular yaşar. Anlam yükleme ve ifade etme şekli birbirlerinden farklı olsa da, korkularımızı biz ne kadar gerçek yaşıyorsak çocuklar da o kadar gerçek yaşarlar.

Çocukların korkularını tanımaları ve cesaretlerini arttırmaları için biz yetişkinlerin desteği oldukça önemlidir. Onların içsel güçlerini harekete geçirebilmeleri sağlamak için yapabileceklerimiz vardır:

* Öncelikle korku duygusunun normal olduğunu unutmadan harekete geçmeliyiz. Kendi korkumuzu yönetebiliriz ancak çocuklarımızın duygularını asla yönetemeyiz. Ancak, onlara kendi duygularını yönetebilmeleri için destek verebiliriz. Çocuğumuzun ihtiyacı olan şeyin ne olduğunu bilirsek ona daha çok yardımcı olabiliriz.

* Çocuklarımızın korkusunu “kabul etmemiz” gerekir. Başkası tarafından korkumuzun kabul edilmesi kendimizi güvende ve rahat hissettirir. “Bunda korkacak ne var?” “Koca çocuk oldun!” “Bundan korkulur mu hiç!” gibi sözlerle korkusunu reddetmek, çocuğumuzu bizden uzaklaştırıp, korkusunu arttırabilir.

* Onu anlamaya ve onunla konuşmaya çalışmalıyız. “Korkmanı anlıyorum”,“Korktuğunu biliyorum” “Korkunla ilgili konuşmak sana iyi gelebilir” “Anlatmak ister misin?” “Hepimiz bir şeylerden korkarız” gibi cümlelerle kabul edici tutum ve sözler söylemek çocuğu rahatlatıp, hem özgüvenini arttıracak hem de size olan güven duygusunu tazeleyecektir.

* Çocuğumuz korktuğu için kendisini suçlu hissedebilir. Onunla konuşarak hem suçluluk duygusundan uzaklaşmasına hem de olumlu duygularının artmasına yardımcı olabiliriz. Çocuğumuzun ne düşündüğünü açıkça söylemesine fırsat verelim ki hem saygımızı hissetsin hem özsaygısı gelişsin.

* Küçük bir çocuğu kolayca korkutabiliriz. Doğruyu yanlışı ayırt edemediğinden bize çabuk inanır. Korktuğu için de istediğimiz her şeyi yaptırabiliriz. Bunların olmaması için çocuğumuzu cesaretlendirme yönünde davranışlarda bulunabiliriz.

* Çocuklar korktukları zaman nasıl düşüneceklerini ve ne yapacaklarını bilemezler. Hatta bu duygularını saldırganca davranışlarla bile ifade etmeyi tercih edebilirler. Hırçın davranışları olan çocuklarımızın korkularını anlamaya çalışabiliriz.

*Çocuklar farklı olan, bilmedikleri ve anlam veremedikleri şeylerden daha çok korkarlar. Onları doğru bilgilendirirsek, ne yaşadığını bilmeye ve tanımaya başladıkça korkuları da azalabilir.

*Korku bazen bulaşıcıdır. Başkasının korkusu önümüze engel de oluşturabilir. Bu da özgüveni zedeler. Örneğin karanlıktan korkan ebeveyn, çocuğuna da aynı korkuyu bulaştırabilir. Bu yüzden yetişkin olarak, kendi korkularımızın çocuklarımıza da bulaşabileceğini unutmamalıyız.

*Çocuklarımıza özel zaman ayırmamız gerekir. Bu özel zamanı onların ilgi alanlarına yönelik, bireysel gelişimlerini destekleyici faaliyetler yapmasını sağlayarak değerlendirmek çok etkili olacaktır.

*Evde veya bahçede, çocuklarla oyun oynamak onlarla verimli zaman geçirmemizi sağlayacaktır. Bu oyunlarla, çocuklarımızın sözel olarak ifade edemediği pek çok düşüncesini ve duygusunu öğrenebilmemiz de mümkün olacaktır.

* Yeni keşifler için çocuklara “korkma” demek yerine “cesaret” verici yaklaşımda bulunmak gerekir. Bunun için de çocuklarımızla küçük cesaret alıştırmaları yapabiliriz. Teşvik etmek, fırsat vermek, gayretini takdir etmek, aceleci olmamak, ısrar etmeden ve baskıya dönüştürmeden sabırlı davranabilmek önemlidir. Eğer içindeki cesaret büyürse korkusu küçülür. Cesaret kendini gösterdiği an korku korkak olur ve geri çekilir. Çocukların cesaretini her gün biraz daha güçlendirmek mümkündür.

Harekete geçmeden yaşamak daha kolaydır. Harekete geçmek cesaret ister.

Direnmek, kendimiz kalmayı başarmak cesaret ister.

Cesur olmak bütün “rağmen” lere rağmen harekete geçmektir. Kendimize aynada bakıp, iyi biri olduğumuzu düşünmemizi sağlayan türden bir cesarettir bu!

Öyleyse hep birlikte “Ayna”ya bakmaya ne dersiniz?

 

Raşide YILMAZ GÖVEBAKAN 

Psikolojik Danışman/ Uzm.Aile Danışmanı

Psychological Counselor/ Professional Family Counselor

loading...