Kimi Acımaz, Hayata Dair Sigmund Freud Düşünceleri

    Kimi Acımaz, Hayata Dair Sigmund Freud Düşünceleri
    336x280 Reklam Alanı !

    *Din yaygın bir tür ruh hastalığıdır.

    *Bilgi hazinelerine ulaşabilen insanların sayısı ne kadar artarsa, dini inançlardan kopuş da o kadar yaygınlaşır.

    *Kitleler asla gerçeğin peşinde koşmamıştır. Yanılsamalar isterler ve yanılsamasız yapamazlar. Gerçek olmayanı gerçeklerin üstünde tutarlar; gerçeklerden çok gerçek olmayanın etkisinde kalırlar. Bu ikisi arasında ayrım yapmama eğilimi oldukça yüksektir…

    *İnsanın gelişmesi içeriden dışarıya doğrudur.

    *İfade edilmemiş duygular asla ölmez; sadece diri diri gömülür ve sonradan daha korkunç şekillerde tezahür ederler.

    *Ani bir mutluluk anında aniden mutsuzlaşıyorsanız,
    bilinçaltınızda ya bir korku,
    ya da özlediğiniz biri vardır.

    *Uygarlık, ilk defa bir insanın öfkelenince taş atmak yerine laf atmasıyla başlamıştır.

    *İnsan mutlu olmak ister; bu yüzden berbat haldedir.

    *Tüm kalbimle şuna inanmaktan kendimi alamıyorum: Birkaç istisna dışında, sevgili insan kardeşlerim beş para etmez, değersiz varlıklardır.

    *Hayatın anlamı konusunda kendini sorguluyorsan, hastasın demektir.

    *Din bir yanılgıdır ve gücünü, arzu dolu içgüdülerimize sızabilme yatkınlığından alır.

    *Belli başlı dinsel öğretilerin tarihsel değeri konusundaki bilgimiz, onlara karşı saygımızı artırır, ancak, uygarlık düzeninin nedeni olarak gösterilmesinden vazgeçilmesi konusundaki önerimizi geçersiz kılmaz. Baskının yarattığı etkilerin, aklın rasyonel işleyişinin sonuçlarıyla yer değiştirmesinin artık zamanının geldiğini iddia edebiliriz.

    *Neysek oyuz; çünkü geçmişte de neysek oyduk. Ve insan yaşamının sorunlarını çözmek için ihtiyacımız olan şey, ahlaki değerler değil, daha fazla bilgidir.

    *Ulaşamayacağın kadar yüksekte sandığın kişiler, aslında eğilemeyeceğin kadar alçaktadır !

    *Uzun vadede hiçbir şey akıl ve deneyime direnemez; dinin her ikisiyle de çeliştiği oldukça açıktır.

    *İnsanlığın hangi filizi köreltilmek istenmişse o filiz daha gür büyümüştür.

    *Zihin bir buzdağı gibidir.
    Yalnızca yedide biri suyun üzerinde görüşebilir..

    *İnsanlığa ait dinler, kitlesel sanrılar içinde sınıflandırılmalıdır. Bu sanrıya sahip kişiler, söylemeye bile gerek yok, böyle bir durum olduğunu fark etmezler bile.

    *Dünyayı yaratan hamiyetli bir tanrı var olsaydı ve hem Evren’de hem de ölümden sonraki hayatta ahlaki bir düzen yaşansaydı, kendimize bunun çok iyi bir şey olduğunu söyleyebilirdik; oysa tam da bunları dilemeye mecbur bırakılmamız oldukça can acıtıcı bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor.

    *Zayıflıklarımız gücümüzdür.
    Düşmanlarımızın bizi yıkabileceği tek nokta elbette ki  zayıflıklarımızdır. Bir insan zayıflıklarını kabul eder, benimserse karşısındaki insanın ona karşı kullanabileceği bir koz kalmaz. Güçsüz olduğumuz noktayı kabullenerek kendimizi güçlü kılabiliriz. Buna benzer Nietzsche’nin “Çelişkilerimiz, umutlarımızdır.” sözü de hayatın bir gerçeğidir.

    *Yaşamın amacı ölümdür.
    Bunun farkında olan insan, hiçbir cesaret gösterisinden kaçınmaz. Bu yüzden hayatın en büyük gerçeği ölümdür.

    *Sinir hastalığı belirsizliğe tolerans gösterememektir.

    *İnsan sanılandan çok daha ahlaklıdır ve hayal edilemeyecek derecede ahlaksızdır.

    *Kadınları anlamak için, bir labirenti düz yola çevirmek gerekir.

    *Hem psikolojik hem de biyolojik anlamda, insanlarda ne saf bir erkeksilik ne de saf bir kadınsılık vardır.

    *Yaşamın büyük bir değeri yoktur fakat ondan başka şeyimiz de yoktur.

    *Bedenimizi hasta eden ruhumuzun baskısıdır.

    *Mutluluk pantolona işemek gibidir,
    Islaklığı herkes görür
    ama sıcaklığı yalnız sen hissedersin.

    *Zayıf noktalarınızdan güçlü taraflarınız doğacaktır.

    *Garip değil mi?
    Yüzüne gülecek kadar dost sandığın kişiler,
    aslında arkandan konuşacak kadar yüzsüzler.

    *Mutsuzluğu tatmadan, hep mutlu olmak istersin.
    Oysa nelerin seni mutsuz ettiğini bilmeden,
    nelerle mutlu olacağını bilemezsin.

    *İnsanın sağlığını koruyan iki faktör vardır:
    İşini sevmesi ve hayatı sevmesi.

    *Öleceğiz diye hiç yaşamayacak değiliz. Zaten yaşadığımızı varsayarsak ölebiliriz. Çiçekleri, ağaçları, yağmuru, yağmur sonrası toprak kokusunu sevebiliriz. Hayatta sevilecek şeylerde var elbet. Bardağın ne boş tarafını ne de dolu tarafını görelim, bardağı olduğu gibi görelim. İş meselesi insanı ya köle ya da vezir yapacak konulardan biridir. İstemediğin bir işte çalışmanın acısı serçe parmağı çarpmaktan bile fenadır. Çünkü çarpmanın acısı birkaç dakika,sevmediğin bir işte çalışmanın acısı ömür boyu sürer.

    *Kavga etmek yerine küfretmeyi seçen ilk insan, uygarlığın kurucusuydu.

    *Birinin yalan söylemesine kızmam da yalan söylerken yakalanacak kadar salak bir insanın beni kandırmaya çalışmasına kızarım.

    *İnsanlar sizi eskisi gibi kullanamadıklarında, değiştiğinizi söylerler.

    *Yaşam belirtisinin kökeninde duygulanma; duygulanmanın da temeli aşktır.

    *Herkes doğru insanı bulmak ister, yanılmamak için. Oysa kimse uğraşmaz, doğru insan olmak için.

    *Özür dilemek; sizin haksız, karşı tarafın haklı olduğu manasına gelmez. Karşınızdaki insana verdiğiniz değerin, egonuzdan yüksek olduğunu ifade eder.

    *İnsanlar yavaş yavaş inanmamayı, güvenmemeyi, sevmemeyi ve kronik şüpheci olmayı öğrenir. Bu gerçekleştiğinde artık ne yazık ki çok geçtir. İnsanların “Tecrübe” dediği şey budur. Kalbiyle bağlantısını kaybetmiş bir insana “Tecrübeli” denir.