Kişisel Gelişim: Hangi Amaçla, Hangi Beklenti Uğuruna?

    Kişisel Gelişim: Hangi Amaçla, Hangi Beklenti Uğuruna?

    Hepimiz hayat sahnesinde bir oyuncu olmaya başladığımız yıllarda edindiğimiz tecrübeler sonucuna çok basit bir gerçeği idrak etmek durumunda kalıyoruz: fabrika ayarlarımız bu hayat için yetersiz.

    Hem insan ilişkilerinde, hem iş hayatında herkesin fiziksel görünüş- sağlık- mental yapı- verimlilik- üretkenlik gibi konularda “daha iyi” olmaya çalıştığı, internet ve büyük şehirlerle hayli kalabalıklaşmış yaşam platformunda mükemmel bir daire değil de yamuk yumuk olmak, bize kaybettirdikleri dolayısıyla canımızı sıkıyor ve böylece son yılların en büyük sektörüne dahil oluyoruz: kişisel gelişim.

    Bu sektör oldukça yardımsever, cıvıl cıvıl bir ortam. Hangi dertle gelirseniz gelin, size yardım eli uzatıyor ve insan zihni/bedeni üzerine yapılan çalışmalar sonucunda ulaşılmış işlevsel tüyolarla da işinizi kolaylaştırıyor. Örneğin bir sebepten insanlarla uyumlu olmanız gerekiyorsa ama mizaç olarak buna müsait olmadığınızı düşünüyorsanız, artık onları illa anlamanız, illa hemhal olmanıza gerek yok: bedensel uygulayabileceğiniz ve direkt karşı tarafın bilinçdışına hitap eden tepkiler, davranışlar mevcut; bingo! Beş saniye sonra artık çevrenizle uyumlusunuz.

    Tabi herkeste kimyasal lavabo açıcı yeni keşfedilmiş gibi bir heyecan. Yıllarca türlü pisliğe bulaşarak, bin bir eziyetle saatlerce temizlenen o giderler artık bir ketıl tıkına bakıyor. Suyu kaynat, ilacı dök, suyu dök, bitti!

    Kimse yanlış anlamasın, bu kolaylaştırmayı karalıyor değilim, zaten bu bir NLP ve Yaşam koçu olarak, kendi topuğuma sıkmak olurdu. Fakat her şeyde olduğu gibi, bu işte de, bir izan, esas bir ide olmalı ve bu ide insanın özüyle uyum halinde olmalı.

    Neden?

    Sistem, yani bugün yaşamakta olduğumuz Tüketim sistemi, alışveriş üzerine kurulu bir yapıdır. Sizden bir “norm” olmanızı bekler ve bu norm karşılığında size bazı şeyler vaad eder. Bu vaadlerin içinde mutlaka her birimizi can evinden vuran bir esas vaad vardır ve bu esas vaadler insanların en temel arzularına oynarlar: güven içinde olmak, kabul edilmek ve devamlılık sağlayabilmek için genişlemek/yayılmak.

    Yani kanunlara uyar, toplum düzenini bozmazsanız, huzur dolu bir ortam yani güvenlik.  Sosyal olarak kabul edilen normlara uyarsanız iyi bir sosyal çevre, yani onaylanma. İyi bir çalışan olursanız bol para, yani maddi genişleme ve çocuk yaparak bir açıdan manevi de sürdürülebilirlik.

    Sistem destekleyicidir de, normlara uymayanları cezalandırdığı gibi, uyamayanlara da yardım eli uzatır. İçe dönük bir insansanız sosyalleşme tüyoları, kozmopolit şehirler sizde panik atak yapıyorsa terapiler, yoğun çalışma saatleri ve yükümlülüğü sonucunda oluşan tükenmişlik sendromunu ortadan kaldıracak seanslar, seanslara vaktiniz yoksa geçici olarak sürece uyum sağlamanızı sağlayacak antidepresanlar, bitkisel takviyeler vs vs. Gördüğünüz gibi buradan çıkan sonuç, sorunun sizde olduğu. Yani haftada 6 gün 10 saat mesai normdur, sendromlu olan sizsiniz.

    Buraya kadar iyi hoş gözüküyor, yani en azından 90’ların sonuna kadar öyle gözüküyordu fakat bugünlerde işler biraz karıştı. Sistem, aykırıları sürekli yontmak üzere çalışmalarına tam gaz devam etse de, hatta insanlar kendileri de bu uyumu yakalamak için çaba gösterse de, vaad edilen refah bir türlü gelmiyor.

    Şükür ki.

    Neredeyse insanları “normal” olarak tek tipleştirme çalışması sonuç verecek, herkes bir tek bir doğruya uymak uğruna kendi benliğini, özünü kurban edecekti ki, evrenin yasaları duruma el attılar.

    Evrenin ikilik yasası gereği, esas sistem, yani doğal yaşam dualite üzerine kuruludur. Yani doğada tek tipleşilemez, çok biçimli ve zıtlıkla var olunur. Bizleri oluşturan atomlar dahi pozitif ve negatif kutuplardan oluşmaktadır.

    Şimdi bir dünya insan kitaba uygun hale gelmek ve mükemmel bir daire olmak için kestiği, rötüşlediği uzuvlarına ağlarken vaad edilen refahın gelmiyor oluşuna isyan ediyor. Kendilerini sendromlu, rahatsız, atak kabul ederek özbenliklerine yaptıkları tahribat da cabası.

    Bu durum en çok Y kuşağı sonrasında görülüyor. Çünkü en iyi onlar bir dava adamı olarak değil de bir tüketici olarak yetiştiler ve bir alışverişin nasıl olması gerektiğini iyi biliyorlar. Alışverişinin karşılığını alamadığında en güzel cıngar çıkaracak nesiller yeni nesiller. Yapılan alışverişin olumlu sonuçlanması neticesinde değil tatmin olmak, aksine derin bir mutsuzluk ve amaçsızlık içine düşen kuşak ise X kuşağı. Bu kadar sancılı geçen bir uyumlanma ve kendini yok etmek pahasına senelerce yontma işleminin karşılığının bir miktar para veya mülk ile sahte onay nidalarından ibaret olduğunu görmek en çok onları yıktı. Şimdi onların çoğu, orta yaşlarının ortasında ya istedikleri mesleklere yöneliyor ya da taşraya göç ederek organik domates yetiştiriyorlar.

    Ezcümle,

    Kimse kendisinden başka bir şey olmakla huzur bulamaz. Kimse bu tempoyu envai çeşit “sendrom”a girmeden sürdüremez, dahası bu yönde atıldığımız tüm kişisel gelişim süreçlerinden yalnızca bir an için galip çıkar, sonra bir başka girdaba sürükleniriz. Bunun bir tekerleği daha hızlı dönmeye çalışan, ama hiçbir yere gidemeyen hamster olmaktan farkı yok.

    Sistemin yapay sürekliliği ve vaadleri için kişisel gelişim, kişisel gelişimin ruhuna terstir.  Kişisel gelişim, kişinin kendisinin iyi bir versiyonu olması idesine dayanır. Amacınız freelance bir çalışan yapısına sahipken full-time ofis müdürü olmaksa, duygusal bir insanken acımasız bir lider olmaksa, kendi rahatıyla huzur bulabilirken sosyal ortamların gözdesi olmaksa, sistem kazanır, kişisel gelişim piyasası kazanır siz kaybedersiniz.

    Bizlere bizim davamız gibi verilen o kalın, üstünde “ŞÖYLE OLACAKSIN”, “ANCAK BÖYLE KAZANIRSIN” yazan dosyaların altında, kendi elimizle yazdığımız bir not var. Aslında olmak istediğimiz bir şey var. Aslında vermek istediğimiz bir şey, ortaya çıkarmak istediğimiz bir yetenek, sürdürmek istediğimiz bir hayat var.

    Kişisel gelişim, tam o notu bulduğumuzda kafamızda beliren “e şimdi bunu yaparım ama bu işle geçinebilir miyim, bu hayatı sürdürebilir miyim, böyle olursam beni toplum kabul eder mi” sorularının cevaplarını yine kendinizce bulabilmeniz ve gereken cesareti özünüzden çıkarabilmeniz için kullanılırsa bir anlam kazanır.

    Yoksa gerçekten kendinizi çok da hırpalamayın. Sistem sizi bir biçimde kendine entegre edecektir. Sistem içerisinde erimek değil, her şeye rağmen özümüz olabilmektir gelişmeyi, çabayı gerektiren.

    Emine Tülin ERİNÇ

    Profesyonel Koç/ NLP ve Yaşam Koçu

    Kaynak: bulgupilavi.wordpress.com

    loading...