Kıskançlık ve Kıskançlığı Engellemenin Yolları

    Kıskançlık ve Kıskançlığı Engellemenin Yolları

    Başkalarının sahip olduğu herhangi bir şeye sahip olma arzusu veya sahip olunan şeyleri başkasına kaptırma korkusu, var olan şeyi yitirme korkusudur.

    Kıskançlık, düşük özgüvenin göstergesi diyebiliriz. Çünkü özgüveni yetersiz kimse sürekli kendisini çevresindekilerle kıyas halinde tutacaktır ve herkesin ondan daha iyi, daha nitelikli olduğunu düşünecektir. Bu şekilde de kendisinin size yetersiz olduğu,onu istemediğiniz gibi düşüncelere kapılacaktır. Bu kıskançlık esnasında acı, üzüntü, nefret, öfke, aşağılanmışlık gibi hislere kapılır ve kontrol altına almak nerdeyse imkansız gözükür. Duygularımızı davranışsal olarak sergiliyor olmamızda o esnada kıskançlık yaşadığımızın kanıtıdır. Sürekli soru sormalar, karşındakinden bir güvence beklemek, kendini yorgun hissetmek, titremek, saldırgan davranışlar hatta şiddet. Fakat işler buraya gelince derin bir ”nefes” alıp kendinize 10 sn tanıyın.

    – Var olan durumu, duyguları ve düşünceleri kabul edin.
    – Ben bu duyguyu neden, hangi amaçla hissediyorum?
    – Bu gerçekten olmuş, olmaya hazır yada olacak bir durum mu?
    – Gerçekten tehdit olarak algılayacağım bir durum söz konusu mu? gibi soruları sakince yanıtlayın. Üstelik bunu sesli olarak yapın.

    Olumsuz düşüncelerden sıyrılıp olumluya geçin. Bakış açınızı değiştirin.
    Sahip olduklarımızı koruma isteğimizden dolayı oluşan bir korkudur kıskançlık. Abartılı durumlarda yapılmadığı sürece iyidir, motive edicidir. Rekabet duygusunu geliştirir. Ancak ileri düzeyde bir kıskançlık söz konusuysa kesinlikle uzman yardımı gerekir.

    İleri düzey kıskançlık psikolojide ”Othello Sendromu” olarak anılır. Böyle bir durumda duygular yine aynıdır. ( içerleme,üzüntü, suçlama, kendini rakiple kıyaslama, öfke, kendine acıma,kin. . . ) Fakat davranışsal olarak işler daha farklı boyuttadır. Kaybetme korkusuna karşı sergilenen mantıksız saplantılar ve tepkiler, sürekli tekrarlayan bir türlü irade altına alınamayan söz ve davranışlar, kontrol dışı ve farkındalıkla idare edilemeyen sözel yada davranışsal eylemler gösterirler.

    İleri düzey kıskançlık ilişkilerde yıkıcıdır. Aşkın gölgesidir. Hissedilen duygu , partnerinizle birlikteyken çok mutlusunuz. Onlayken daha güvende , daha inançlı hatta kendinize karşı daha özgüvenlisiniz. Kusursuz hissediyorsunuz. Sonra tehdit eden bir durumla karşı karşıya kalıyorsunuz. Ve olumlu ne kadar duygu varsa hepsinin yerini ürkme, korkma , hırs, öfke, yenilgi, kaybetmişlik, aşağılanma alıyor. Şunun bilincinde olmak gerekiyor. Sadakat , tehditle veya baskıyla sağlanamaz. Aksine sevgi ve saygıyla sağlanır. Olumlu ve sevgiyle yaklaşıldığı taktirde çözülemeyecek sorun yoktur. İletişim çok güçlü ve açık olmalıdır. İma ve kinayelere kesinlikle yer vermemelidir. Bu tarz davranışlar karşınızdakini sizden daha çok uzaklaştırmakla kalmaz, kaybedebilirsiniz bile.

    – Neeeee! Kaybetmek mi? Amacım onu kaybetmek değil sadece tehlike olarak hissettiğim durumu ortadan kaldırmak istiyorum.

    Tehdit olarak algıladığınız durum imalarla, sözel yada fiziksel sataşmalarla, baskıyla halledilmiş olsa zaten kimse kimseyi kıskanmazdı. Sadece öfke ve kaybetmişlik duygunuzu haklı kılacak durum söz konusu mu? Bunun analizini yapın.

    – YAA. Ben çok sahiplenmişim. Ne yapayım çok kıskanıyorum.
    Sahiplenme duygusunun aşkla ilgisi yoktur. Kıskanç kişiler sürekli sevilmek ister buna hep ihtiyaçları olduğunu düşünürler. Geçmişte yaşamış oldukları güvensizlik ve yetersizlik duygularıyla baş edemedikleri için karşısındakinin sevgisini asla başkasıyla paylaşmasına izin vermezler.

    Peki erkekler mi daha kıskanç kadınlar mı? Genel olarak;
    ”Kıskanç kadın acı çeker, kıskanç erkek acı çektirir”
    Olası bir durumda kadınlar kısa sürede mantıklı düşünme evresine geçip, daha kısa sürede olay analizi yapıp çözüme ulaşırlar. Erkeklerde ise öfkenin daha geç dindiği kanısındayım. Bu yüzden kıskançlık süreci daha uzun sürebilir. Durum sözel hatta fiziksel şiddete kadar gidebilir.

    Kıskançlık, doğuştan değil sonradan öğrenilen davranıştır. Dozunda olduğu sürece hastalık değil, davranış bozukluğudur. İyide nerden öğreniyoruz kıskançlığı? Her yerden. Yetiştiğimiz ortam, inançlarımız, çevremizde bulunan insanların davranışları, baskı mekanizmaları, toplum kuralları,geçmişte almış olduğumuz yenilgiler . . . vb. şeyler kıskançlık olgumuzu şekillendirir.

    Son olarak kıskançlık kaynağı tamamen kişinin kendisidir. Hala karşıdakini suçlar biçimde davranmaya devam etmesi büyük hatadır. Bu işleri daha da çıkmaza götürür. Zaten siz ona ”sevgilim” demişsiniz. Güvenmişsiniz ki demişsiniz. Sizi sevdiğini aklınızdan çıkartmayın. Yıkıcı olmak yerine yapıcı yolun.

    Yazar :Müge Özek

    loading...