Özdemir Asaf – Sevmek ya da Sevmemek

    Özdemir Asaf – Sevmek ya da Sevmemek
    336x280 Reklam Alanı !

    Kapıya Vuruyorum adlı yazımda : “Sevilmek için yaşayanlar kampından değilim,” demiştim.
    Sevilmeyi istemek bir insan için olumsuz bir yönelim değildir. Bu, insanın duygusal yaşantısının akümülatörlerinden biridir, sevilmeyi istemesi insanın. Ama duygusal yaşantı da insan hayatının kaçta kaçıdır, o ayrı konu.
    Olsun da nasıl olursa olsun! Ben buna karşı olduğumu belirtmek için örneğimi sevgiden almıştım. O doğurgan sevgiden, o öldüren sevgiden.
    Sevilmek uğruna, her şeyi, ama her şeyi göze alıp didinircesine çabalamak insanı kişilik’inden öteleştirdiğine göre, onun özünü de cılıklaştırır. O kadar ki sevilmede insan, he men hemen, kendini kendine daha da yakınlaştırmaya çabalamalıdır.. Özüne daha da yönelmeye..
    Sevilmede, fazlaca yapılan her davranış, ayrıca katlanılan her yöneliş içdenlikten uzaklaşmak değil de nedir.
    İçtenlik katkısızlıkdır, insanın kendisi olma isteğinin yüce ucudur. Kısacası, insan sevilmek yolunda, öylesine ayrıca hiçbir şey yapmamalıdır.
    Şirin görünmeye çalışmak yalınlık adına ilk yanlış adım dır. Yalınlıktan yoksunluk da ilk yoksunluk yalınlık adınadır ki ötesi uçurumudur sevginin ve her şeyin.
    Ne kadar hiçbir şey yapmadıkça sevilirse insan, o kadar iyidir onun için ve onu seven için. Seven, yapmacıksız bir kişiyi (ki kişi olmak yapmacıksız olmakla gerçekleşir) seviyor demektir. Kendisine yakıştırma yapmacıklar katmamış birini seviyor olur seven.
    Özel olmak, durgunluğunda (statiquc) yatar insanın. Şimdiye değin insanlardan insanlık’a kalmış olanların bu birikimidir sanatımız, kültürümüz ve ahlakımız.
    Burada bir kutu açayım :
    Böyle felsefi görünüşlü yazılar yazmak bana yakışmıyor, biliyorum. Çünkü felsefe yapmak benim harcım ve niyetim değildir. Bir şeyler söylemek için, yaşamak denen o büyük olguya taptığım için şairce amacıma doğru yürüyüşümün izleridir bunlar. Sanat dallarını yaşamak ağacında görmek üzere konuya eğilişimin belirtileridir. Bu paralelde bir iki yazı daha yazdıktan sonra ülkemin ve çağımın edebiyat, sanat alanlarındaki olaylarına değgin yazılar yazmaya gidiyorum. Bu yazılarım için beni bağışlamayanları ben bağışlıyorum.
    Konuya devam :
    Ötelerden berilerden toplanmış derleme düşünce ve davranışları ben yaratım saymıyorum.
    Alacalı-bulacalı, yanardöner, parlar-söner, yapıştırma pul-pul kişileri sanatta yorabileceğime inanmaktayım.
    Gitgide mutsuz bir azınlık lekesi olmaya dönmüş yalınlık’ı sanatta savunmaya devam edeceğim. Bunun için de ilkin yaşamı savunacağım.. Onun içinde olayları, olayların içinde insanları izlemek ve bunları sevilmek önduyu ve öndüşüncesini taşımadan yapabilmek istiyorum.
    Asıl güzeli, kendi dediklerimi kesin ve sert kaleme aldığımı gördüğüm halde, yüzde yüzden çok aşağı ölçülerde ancak yapabildiğimi de bilmemdir, şu ilk adımlarımda.
    Eğer bir gerçek bulacaksam, acaba bunun ne kadarını söyleyebileceğim. Onu ben de merak ediyorum. Bunun için, sevmek ya da sevmemek ölçüsünü kendime koydum önceden. Bu ölçünün zor bir ölçü olduğunu bile bile..
    Bazı iyiliklerin uyuşturuculuğuna karşı, bazı kötülüklerin yaratıcılığına parmak basa basa..
    Sevgisiz beraberliklerin ormanlarında kaybolmuş, sevgi gülümseyişlerinde ışıldayan göz yaşlarını göstere göstere..
    Kişiyi (sanatçıyı) toplumda gururlandırmak için.. Toplumu kişide (sanatçıda) aramak adına.. Küçük’e küçüksün derken küçültmeden ve küçülmeden. Büyük’e büyüklüğünü iletirken onun eteklerine ilişmeden., sokak çocuğuna karşı sokak çocuğu gibi.. Yalancıya duvar gibi.. Ben her işi yaparım değil, ben bu işi yapamam efendim demekle, adam gibi.. Her şeye evet değil, olumsuz oluşlara hayır der gibi..

    ÖZDEMİR ASAF
    Sevmek ya da sevmemek.