Pes Etmekle Akışa Bırakmak Arasındaki Fark

Pes Etmekle Akışa Bırakmak Arasındaki Fark

Bazen hayatımızda, içimizde depremlere sebebiyet veren, uyandırıcı olaylar yaşarız. Bu olayların yaşanma sebebi, tedbir almayı imkansızlaştıran hızımız yahut haddimizi aşmamıza sebep olan hırslarımızdır. Sonuçta aldığımız darbe ile, gözümüzü yaşamakta olduğumuz hayata ve onun zarar vericiliğine kapayamaz olur, değişimin gerekli olduğunu gönlümüzle idrak ederiz.

Sıvarız sonra kolları. Bir de görürüz ki, boyası değişse iyi olur dediğimiz duvarın temeli su almış, su almasının sebebi bozuk su tesisatı. İşler büyür. Bir değişiklikle başlayan dönüşüm, hızla her yanımıza yayılır ve toparlanacak şeyleri gördükçe, tüm gayretimizle çabalarız.

Zaman zaman yorgun düşeriz, zaman zaman bir şevk gelir.  Fakat bir biçimde daha iyi bir hayat için, daha iyi bir yol için çabalarız. Bu çaba birkaç aylık değildir, seneler sürebilir. Dolayısıyla sonlarına gelirken, artık yorgun düşeriz ve sabrımız tükenir.
Böyle zamanlarda öfkeyle etrafımıza bakıp ” işte, hiç de daha iyi, daha doyurucu bir hayat için, benim göze aldıklarımı almayan insanlar ne kadar da huzurlular! Bu kadar çabaladım ama benim elime bir şey geçmedi!” diye düşünebiliriz. “Hiçbir değişiklik olmadı” melankolik düşüncesinin ve uyuşukluğunun ortasında bir anda hareketlenip, “her şeyi tekrar gözden geçirmeliyim, neyi atlıyorum?” diye gaza da gelebiliriz.

Yine de bir şey değişmez. Değişmez çünkü patinaja düşmüşüzdür. Nedir o patinaj?

Duvarı boyarsak, oturup kurumasını bekleriz. Çamaşırı yıkarsak, oturup kurumasını bekleriz.
Yani her eylem sonrasında oturup bekleme safhası vardır.
Ama bizim tavrımız, boya kurumadan duvara mobilya dayayıp, boyayı bozup tekrar boyamak zorunda kalmaya dönmüştür artık.
Peki neden böyle yapıyoruz?
Çünkü durmayı pes etmek sanıyoruz. Sanıyoruz ki bunca yol geldikten sonra durursak, tüm çabalar heba olur. Oysa biz yapmıyor, bozuyorduk, bunu unutuyoruz. Biz daha iyi bir yol için işe koyulmuştuk. Daha iyi bir yol, eski yol üstüne yapılmaz. Daha iyi bir ev, eski evin üstüne kurulmaz. Eşyalarımızı toplar, atılacağı atar, saklanacağı kutular, muhitteki herkesle helalleşir yola koyuluruz.
Yine yola koyulacağız.
Ama bu bizi ürkütüyor. Tamam, her şeyi paketledik ettik, hatta sandala da bindik, akacağız derede yeni kıyılara. Ama ya yeni kıyılar yoksa?
Ölmediysek, insan olarak, bu dünyada rızkımız tükenmez. Ne maddi ne manevi. Ölenin ekmeği yoktur, ölenin yeni dostu olmaz. Çünkü artık etkileşim halinde değildir. Canlı hiçbir varlık ise, bunun için bilinçli çaba bile gösterse etkileşim halinde olmaktan çıkamaz.

İşte bu korku, bizde kendini, pes etmek paradoksu olarak gösteriyor ve biz kendimizi akışa bırakamıyoruz. Akışa bırakmayı pes etmek sanıyoruz, daha fazla direniyoruz. Duvara tekrar tekrar mobilya dayıyoruz. Hırs ve acelecilik tekrar gelecek oluyor, “şimdi şu duvara gömeceğim bu koltuğu” diye sinirleniyoruz, aldığımız ders bize, zaten her şeyin böyle başladığını hatırlatıyor. “Yeni ve güzel duvardan vazgeçeyim” diyoruz, ama zaten eskisiyle kalabilecek olsak, bu yola girmezdik.

Peki ne yapacağız da yola tekrar çıkacağız, bunca metafor, örnekten çıkan anlam ne?
Yeni yolumuza, hayatımıza, daha iyi bir ihtimale gitmek için eşyaları topladık sandala bindik. Geçmişle helalleştik, küslerle barıştık, eski hataları da artık tekrarlamıyoruz.

Fakat orada hala eski ile kalmış bir ufak bağ var. O bağı biz tutuyoruz, akışa bırakamadığımız için kendimizi. Tam sandalla yol alacakken, korkudan dala tutunmak gibi.  Bu bağ çok basit bir bağ. Bunca zaman, çok büyük şeyleri dönüştürürken bundan zarar gelmez diye üstüne bile düşmediğiniz bir bağ. O bağın kopması için, akışa kendinizi bırakmayı kabul etmeniz gerek.
Akışa bırakmayı pes etmek sanmamanız için ise, akışın ne olduğunu ne işe yarayacağını bilmeniz gerek.
Akışta olmak, yeni bir kıyı için yola çıkmak, size yeni yolunuzdaki enerji için gerektir. Çok çabaladınız, çok uğraştınız. Şimdi dinlenmelisiniz. Zihninizin yeni platforma dinlenebilmesi için de, bir şeylerle uğraşmıyor olması gerekir. Örneğin sosyal hayatınızsa sorun, birçok durumu değiştirdiyseniz, hala eski usullere göre ilerleyen son bir ilişkiniz vardır. İşte o ilişki son bağdır. Ama yalnız kalmaktan korktuğunuz için onu da bırakmak istemezsiniz. Oysa o yalnızlığa, güç toplamak için ihtiyacınız var.
Hem siz demiyor muydunuz ” şunca çabadan sonra, yeni ve güzel şeyler olsa bile karşılamaya takatim kalmadı” diye?

İşte o takati size o sandal yolculuğu verecek. Sessiz, dingin, hiçbir uyaran olmadan, gece gibi, uyku gibi geçecek bir süreç. Son etaptır bu. Sonrası yeni kıyılardır.
Bu, bizde yarattığı his gibi ölüm değildir, yeniden doğuş için gerekli bir kuluçka dönemidir yalnızca.
Ve ona teslim olmak, tüm bu yenilenmenin son etabıdır. Çünkü aynı doğa gibi, her yeni bahara gelmeden önce, eski çiçekler ölür, kökleri toprakta uyur, dinlenir, beslenir ve baharda tekrar doğar. Çiçekleri döktünüz, kökünüz toprakta, uyuyacak ve beslenecek, üstünüze örtülmekte olan ve sizi korkutan tabut değil, yorgan.

Bırakın, hayat sizin üstünüzü şefkatle örtsün ve size ” yarın daha güzel bir gün olacak, sen şimdi enerjini toplamak için uyu ve dinlen” desin.
Hepinize akışta iyi uykular, dilerim vardığınız kıyılara güzellik götürürsünüz.

Emine Tülin ERİNÇ

Profesyonel Koç/ NLP ve Yaşam Koçu

Kaynak: bulgupilavi.wordpress.com

loading...