Psikanaliz | Freud’un Gelişim Dönemleri, İçgüdüler, İd, Ego ve Süperego

    Psikanaliz | Freud’un Gelişim Dönemleri, İçgüdüler, İd, Ego ve Süperego

    Freud’un bilincin çeşitli katmanlarından bahsettiği kuramı “Topografik Zihin Modeli” Bilinç Sevyesi (Buzdağının su yüzeyinden görünen kısmı): Bilincinde olduğumuz her türlü düşünce ve algılar bilinç aşamasını oluşturuyor. Bu düşünce ve algılar farkındalık eşiğinin üzerinde kaldıklarından kendilerini açıkça belli ediyorlar.

    Ön Bilinç Sevyesi (Su seviyesinin hemen altı): O anda bilincinde olmasak da hemen bilince aşıyabileceğimiz anılar ve dünya bilgilerini kapsıyor. Bu aşama, bilinçle bilinçaltı arasında bir tür geçiş aşaması görevi üstleniyor. Bilinçaltı (Suyun altında geri kalan kısmı): Bilinçaltında farkında olmadığımız korkular, kabul göremez cinsel arzular, mantık dışı istekler, vahşet yönelimleri, utanç verici deneyimler, bencilce istekler ve ahlak dışı dürtüler bulunuyor. Buzdağı benzetmesinde, buzdağının en büyük alanını oluşturuyor. Freud, insanın doğası gereği şiddet ve cinselliğe yönelik utanç verici dürtüler barındırdığını iddia ederek, bilinçaltımızda bu fikir ve dürtülerin koğuşlandığını belirtiyor.

    Freud, kişiliği bir enerji birimi olarak ele alır. Kişilik dinamik bir yapıdır. Fizikte olduğu gibi insanın tüm fizyolojik yapısı enerji tüketir ve dışarıdan enerji alır.Enerjinin olduğu yerde de hareket vardır. Enerji alıp tüketirken de insan kişiliğinde bir devinim söz konusudur.

    Enerjinin dönüşebilir olması Freud’un kuramında önemli bir yer tutar. Aynı zamanda enerji yön de değiştirebiliyor. Freud kişiliği belli ögelere ayırarak ele alır. Bu ögelerin insan kişiliği içinde gelişebilmeleri için de enerjiye ihtiyaçları vardır. Freud’a göre kişilik; id, ego, süperego’dan oluşur. Her bir ögenin değerleri ve harekete geçme özellikleri vardır. Her bir kişilik ögesi aslında bir bütün olarak çalışırlar. Nadir durumlarda bu ögelerden biri öne geçer. Kişilik uyumu dediğimizde bütün olarak çalışmalarını kastederiz. Öyleyse insan davranışı, bu üç sistemin aralarındaki etkileşimin ortak ürünüdür.

    İD: Temel ögedir. Ego ve süperego id’den ayrışır.İd, bir tür enerji deposudur. Doğuştan gelen içgüdüleri ve fizyolojik ögeleri de içine alır. İd, enerjisini çok yakın olduğu bedensel süreçlerden elde eder. Freud, id’e “ gerçek ruhsal enerji/varlık ” demiştir.Çünkü id, bireyin öznel dünyasını temsil eder. İd, kendisini rahatsız eden enerji birikimine dayanamaz, hemen boşalım elde etmek ister. Enerji boşaltımında kullandığı ilke “ hoşlanım( haz ) ilkesi ”dir. Acıdan kaçınıp, hoşlanım elde etmek için id’in emrinde iki süreç vardır.

    • Refleks Eylemler; doğuştan var olan otomatik eylemlerdir. Gerilimi derhal giderirler. Göz kırpma, hapşırma vs.
    • Birincil süreçler; daha karmaşıktırlar. Gerilimi azaltmak için gereksinme nesnesinin bir imgesini sanrı gibi zihinde oluşturur. Freud bu olgu için “ dilek doyumu ” deyimini kullanmıştır. Gece görülen rüyalar buna en iyi örnektir. Dilek doyumu sağlayan zihinsel imgeler id’in tanıdığı tek gerçektir. Yine de birincil süreç tek başına gerilimi boşaltmaya yetmez. Aç bir insan besin maddesinin imgesiyle doyamaz. Dolayısıyla “ ikincil süreçler ”devreye girmeye başlar. Böylece ego da biçimlenmeye başlar.

    EGO: Organizmanın gereksinimlerinin gerçek, nesnel dünyaya uygun geçişler sağlayabilme ihtiyacından ( varlık bulur ) oluşur.Birey yavaş yavaş zihindeki imge ile gerçek imgeyi ayırt edebilmeyi öğrenmeye başlar. İd ile ego arasındaki temel ayrım; id yalnızca zihnin öznel gerçeğini bilir, ego ise zihinsel imgeyle gerçeğini ayırt eder. Gerçeklik ilkesinin amacı bir gereksinime doyum sağlayacak nesnenin bulunmasına kadar gerilim boşalımını sağlamaktır. Gerçeklik ilkesi, hoşlanım ilkesini geçici olarak askıya alabilir. Gerçeklik ilkesi bir yaşantının doğruluğunu ya da yanlışlığını araştırır. Gereksinme nesnesinin dış dünyada varlığını araştırır. İkincil süreç gerçekçi düşünme sürecidir. Çünkü ikincil süreç plan yapar, test eder, planın çalışıp çalışmadığına bakar. Freud buna “ gerçeğin test edilmesi ” demiştir. Ego, kendi rolünü yürütebilmek için tüm zihinsel işlevleri denetim altında tutmak zorundadır. Kendine doyum sağlayacak nesneleri seçer. Bu işlevleri sürdürürken de id, süperego ve dış dünya gerçekleri arasında bir denge sağlamak zorundadır. Bu da egoyu oldukça zorlar. Ego tüm gücünü id’den alıyor ve ondan bağımsız olamaz. Ego’nun en önemli görevi: organizmanın içgüdüsel istekleriyle çevre olanaklarını dengelemek; en üst düzey amacı ise bireyin yaşamının sürdürülmesi ve türünün devamını sağlamaktır.

    SÜPEREGO: Kişiliğin son sistemi olarak gelişir. Çocuğa ana-baba tarafından aktarılan geleneklerin, toplum görüşlerinin içsel temsilcisidir. Ödül veya cezayla çocuğa kazandırılır. Kişiliğin ahlaksal yönüdür. Gerçekten çok ideale yöneliktir, mükemmeli yakalamaya çalışır. “ Doğru mu, yanlış mı ” , en çok bununla uğraşır. Toplumun ahlak değerleriyle hareket etmeye çalışır.
    Ana-babanın onaylamadığını çocuğu yaparsa cezalandırılır. Cezalandırdığı her şey çocuğun vicdanında yer alır. “ Vicdan ” ve “ ego ideali ”süperegonun alt sistemleridir. Çocuğun yaptıklarının ödüllendirilmesi, ego idealinde yer alır. Bu iki sistemde “ içselleştirme ve özdeşleştirme ” mekanizmaları söz konusudur. Kişinin suçluluk duymasını sağlayarak cezalandıran; vicdan, kendisiyle gurur duymasını sağlayarak ödüllendiren; ego ideali’ dir.

    Süperegonun İşlevleri:

    1. İd’den gelen cinsel ve saldırgan tepileri engellemek.
    2. Ego’yu gerçek amaçlar yerine ahlaki amaçlara yöneltmeye çalışmak.
    3. Mükemmellik için çaba göstermek.

    İd ve egoya karşı çıkar ve dünyayı kendi imgelerine göre kurmak ister. Akılcı ve gerçekçi olmayışıyla id’e benzer. İçgüdüleri denetlemek istediği için de ego’ya benzer.
    Ego’dan farkı: içgüdüsel hoşlanımı ertelemez, tamamen bloke eder.

    • İd-ego-süperego farklı sistem ilkelerine uyan psikolojik süreçlere verilen isimlerdir. Ego denetimi altında bir bütün olarak işlevde bulunurlar. Kabaca denilebilir ki id kişiliğin biyolojik, ego psikolojik ve süperego da toplumsal yönüdür.

    Freud’ a göre İÇGÜDÜ:

    Içsel biyolojik uyarılmadır. Psikolojik anlatımına ise “ Istek ” denir. İçgüdü bedensel bir uyarılmadan kaynaklanırsa “ gereksinim” adını alır. Gereksinim de istek de insanı davranışa iter. “ Tepi ” bir enerji biçimidir. Hem bedensel hem de ruhsal elemanları birlikte içerir. Tüm bunların ( güdü, dürtü, istek…) kişiliğin yönünü belirleyen özellikleri de vardır. Davranış üzerinde seçici bir denetim kurarlar. Organizma hem iç hem de dış uyaranlarla harekete geçebilir. İç uyaranlardan kaçabilmek daha zordur. Tüm bunlar bir araya gelerek kişilik için gerekli olan ruhsal enerjiyi oluştururlar ve id’de yer alırlar.

    Bir içgüdünün dört temel özelliği vardır:

    1. Kaynak: Hiç bitmez, amaç da öyle. Hep vardır.
    2. Amaç: Bedensel uyarılmanın ortadan kaldırılması.
    3. Nesne: Uyarılmaya doyum sağlayacak bir nesne.
    4. İtici Güç: Gereksinimlerin yoğunluğu arttıkça itici güç de artar.

    İçgüdülerin diğer özellikleri:

    Gerileyici Özellik: Doyurulduğu zaman ilk noktaya döner.
    Koruma Özelliği: Rahatsız edici durumları ortadan kaldırır.
    Tekrarlanma Özelliği: Acıkırız, yemek yeriz, sonra yine acıkırız.

    Nesnenin değişmesi ruhsal enerjinin “ yön değiştirme ”sine neden olur. Bir nesneye ulaşmamız engelleniyorsa doyum sağlayacak başka nesnelere yöneliriz. ( enerji yön değiştirir. )
    Bir içgüdünün enerjisi sürekli olarak asıl gereksinim nesnesi yerine geçer, bir nesneye yönelirse bunun sonucu ortaya çıkan davranışa “ içgüdü türevi ” denir.
    Freud iki tür içgüdüden bahsetmiştir. Bunlar:

    v YAŞAM İÇGÜDÜLERİ: Bireyin yaşamın ve türünü sürdürmesini sağlarlar.
    Açlık, susuzluk, cinsellik vs. Yaşam içgüdülerini çalıştıran enerjiye de “ libido ” demiştir. Cinsellik içgüdüsünün devinimiyle insan davranışlarını açıklamaya çalışmıştır. Freud’ a göre cinsel içgüdü bir içgüdüler toplamıdır. Her bir isteğin kaynaklandığı bedensel bölgeler farklıdır Bu bölgelere “ erojen bölgeler ” adını vermiştir. Erojen bölgeler dokunulduğunda hoşlanım duygusu veren, bedenin duyarlı deri ve mukosa kısımlarıdır. Emme; oral hoşlanım, dışkılama; anal hoşlanım, dokunma, ovma , sürtme; cinsel hoşlanım yaratır.

    Çocuklukta cinsel içgüdüler bağımsızken, ergenlikte üremeye yönelik birlikte hareket ederler. İnsanı canlı kılan, yaşama bağlayan içgüdülerdir.

    v ÖLÜM İÇGÜDÜLERİ: Yıkıcı güçlerdir. Ölüm içgüdüleri daha gizil, daha
    derindedir. Ölüm içgüdüleri hakkında bilinenler daha azdır. Her insan ölümlü olduğunu bilir. Yaşam, ölüme giden dolaylı bir yoldur. Her insanda gizil olarak bir ölme isteği vardır.
    Freud ölüm içgüdüsünü Fechner’in “ tüm yaşayan süreçler sonuçta madensel dünyanın sürekliliğine dönüşürler ” ilkesi üzerine kurmuştur.
    Saldırganlık ölüm içgüdüsünün önemli bir türevidir. Ölüm içgüdüsünün iç noktası bireyin bu yıkıcı güçleri kendine yöneltmesi ve kendini yok etmek istemesidir. Yaşam içgüdüleri bireyin yıkıcı gücünü dış çevreye yöneltmesine neden olurlar. Yaşam içgüdüleri, ölüm içgüdüleri ya da bunların türevleri birbirlerinin yerine geçebilir, birbirlerini etkisiz de kılabilirler. Sevginin yerini şiddetin alması gibi.

    Ruhsal Enerjinin Dağılımı ve Kullanımı

    Enerji, kişilik ögeleri arasında paylaşılarak kullanılır. Bazen sistemlerden biri tüm enerjiyi ele geçirip, diğer sistemlerin güçsüz kalmasına neden olabiliyor. Aslında enerjinin tüm kaynağı iddir. İd, refleks eylemler ve birincil süreçler sayesinde bu enerjiyi doyum elde etmek için kullanıyor. Enerjinin bir içgüdüye doyum sağlayacak bir eyleme ya da imgeye yönelmesine “ Içgüdüsel nesne seçimi ” denir. Bir imgeden diğerine kolyca kayabilir. Farklı olan bu nesneler id için aynıymış gibi işlev görür. Aç olan bebeğin parmağını, emziğini ya da biberonunu emmek arasındaki farkı ayırt etmemesi gibi.

    Egonun böyle bir enerji kaynağı yoktur. Enerjisini id’den “ özdeşleşme ” yoluyla alır. İd, öznel imgeleme ile nesnel gerçek arasında bir ayrım yapamaz, bir nesnenin imgesini yakalayınca bunu nesnenin gerçeğini yakalamış gibi yaşar. Ancak zihinsel imge bir gereksinime gerçek bir doyum sağlayamadığı için kişi zihinsel dünya ile dış dünyayı birbirinden ayırmada zorlanmaya başlar. Böyle bir gereksinmeye doyum sağlayabilmek için nesnenin zihindeki imgesiyle dış dünyadaki halini ikincil süreç aracılığıyla eşleştirmek gerekir.
    Zihindeki imgeyle dış dünyadaki halinin eşleştirilme “ özdeşleştirme ”denir. Birincil sürecin kaldırılıp, onun yerini ikincil sürecin almasına olanak sağlar. İkincil süreç gerilimi azaltmada daha başarılıdır. Egonun gerçekleştirdiği nesne seçimleri böylece biçimlenmeye başlar. Egonun nesneleri daha gerçekçidir. Ego, daha fazla yeterlilik sağladığı için id’in enerji deposu üzerinde tekel kurmaya başlar. Tekel kurmak göreceli bir kavramdır aslında, çünkü ego içgüdülere doyum sağlamakta başarısız olursa id enerjisini geri çekmeye başlar. Ego bir kez enerji elde ettiğinde bunu çeşitli amaçlar için
    kullanır.

    • İkincil süreçlerle içgüdülerin doyurulmasında.
    • Çeşitli psikolojik süreçler için ( algılama, ayırt etme, genelleme… ) .
    • İd’in içgüdüsel ve akıldışı isteklerini engellemek için. Bu alıkoyucu güçler “karşıt obje seçimi ”olarak adlandırılır.
    • İd egoyu daha fazla tehdit ederse savunma mekanizmalarını kullanmak için. ( Bunlar süperegoya karşı da kullanılır. )
    • Yeni nesne arayışları için.
    • Ego, kişiliğin yürütme organı olarak üç sistemin dengelenmesi için de enerji harcar. Bu denge sağlanırsa egonun dış dünyayala olan ilişkileri sağlıklı olarak yürür.

    Özdeşleşme süperegonun da enerji sağlamasına yarar. Çocuk anne-babasının gücüne sahip olabilmek için onlarla özdeşleşir ve süperegonun oluşmasını sağlar. Süperego bu enerjiyi kullanarak id’in içgüdüsel isteklerine karşı koyar. Enerji egoya ve süperegoya bir kez geçince karmaşık içgüdülerin, güdülerin, karmaşık güçlerin alıkoyucu, engelleyici etkileşimi devam eder.

    Ego, kişiliği akıllıca yönetebilmek için hem id’I hem süperegoyıu gözetmeli, hem de dış dünya ile bağlantı kurmalıdır.
    Eğer id enerjinin büyük bir kısmını ele geçirmişse insan davranışları tepkisel ve ilkeldir. Eğer süperegoda ise kişinin davranışları ahlaki görüşün denetimindedir.

    20 yaşına kadar bu kişilik akışı ani değişimler gösterir. 20’den sonra ise daha tutarlı ve düzenli bir enerji akışı gerçekleşir. Enerjinin yer değiştirmesi kişiliği dinamik kılar. Kişilik dinamiği, daha çok bireyin gereksinimleriin karşılanması için dış dünyadaki nesnelere geçiş sağlaması yoluyla gerçekleşir. Dış dünyada doyum nesneleri kadar tehdit edici nesneler de vardır. Eğer dış çevrede bireyin başa çıkamayavağı tehditler varsa birey korkar.

    Ego denetimi altında tutamayacağı yoğun uyarılmalar karşısında kaldığında “anksiyete ” duygusunun saldırısına uğrar. Freud 3 tür anksiyeteden söz eder:

    1. Gerçeklik Anksiyetesi: En temel türüdür. Dış dünyadaki gerçek tehlikelerle karşılaştığımızda duyulan korkudur. Diğer anksiyeteler bü gerçeklik anksiyetesinden doğar.
    2. Nevrotik Anksiyete: İçgüdülerin denetim altından çıkıp, kişinin daha sonra cezalandırılabileceği davranışlarda bulunabilmesine sebep olabileceğinden duyulan korkudur. Birey, içgüdünün kendisinden değil, doyum sağlamasından ve bunun sonucunda da cezalandırılmaktan korkuyor. Gerçekle bir ilişkisi de var aslında. Geçmişte içgüdüler denetimi kaybedip, doyum sağladıklarında ana-baba ya da dış dünya tarafından cezalandırılmıştır.
    3. Törel Anksiyete: Kişinin kendi vicdanından korkmasıdır. İyi gelişmiş süperegosu olan kişi yetiştirildiği ahlak davranışlarına aykırı bir davranışta bulunduğunda ya da bulunmayı düşündüğünde, hayal ettiğinde suçluluk duyar. Törel anksiyetenin de gerçekle bağlantısı vardır. Çünkü geçmişte aykırı davranışları cezalandırılmıştır ve şimdi de vicdanı, suçluluk duygularıyla onu cezalandırmaya devam eder.

    Anksiyetelerin işlevi; yaklaşmakta olan tehlikeye karşı bireyi uyarmaktır. Ego tamamen alt edilmeden önce tehlikeye karşı uygun tedbirler alması için uyarılır. Anksiyete açlık, susuzluk gibi bir gerilim durumudur., ancak onlardan farklı olarak genellikle dış nedenlerden kaynaklanır. Birey çok fazla tehdit hissediyorsa ondan kaçabilir, tehlikeli tepileri bastırabilir ya da vicdanın gösterdiği yolda ilerler. Anksiyete etkili tedbirlwerle denetim altında tutulamazsa son dewrece sarsıcı, travmatik olabilir. Freud2a göre insan yaşamında sonradan ortaya çıkan travmaların temeli, doğum travmasıdır. Bu nedenle bebek, egosu gelişinceye kadar korunma gereksinmesi duyar.

    Ego, akılcı yöntemlerle anksiyete ile başa çıkamazsa bu kez gerçek dışı çözümler bulmaya çalışır. Bunlara “ ego savunma mekanizmaları ” denir.

    Freud, kişiliği gelişim açısından inceleyen ilk kuramcıdır. Freud’a göre kişilik ilk 5 yılda gelişir ve sonraki gelişim bu temel yapının işlenmesinden ibarettir. Freud, kendisine psikanaliz için başvuran hastalarını gözlediğinde nörotik davranışlarının temelinde çocukluk yaşantılarının çok önemli olduğunu görüyor. Kişilik, gerilim yaratan 4 ana kaynağa tepki olarak gelişir:

    1. Fizyolojik büyüme süreçleri
    2. Engellenmeler
    3. Çatışmalar
    4. Tehdit edici güçler

    Freud’un Gelişim Dönemleri

    Freud’a göre; kişilik ilk 5 yılda oluşur ve daha sonraki yıllarda işlenir. 6. yaşta bir durgunluk başlar, kişilik dinamikleri daha dingin hale gelir. Ergenlikle kişilik dinamikleri yeniden canlanır ve yetişkinliğe doğru tekrar durulur.

    1. Oral Dönem: ( 0-2 ) yaş
    Haz kaynağı ağızdır. ( Besin almak ) Dudaklar, ağız boşluğu, yutma şeklinde işler. Eğer besin maddesinden hoşlanılmazsa tükürülür. Diş çıkarmaya başlayınca ısırma ve tükürme işin içine girer. Bu yapılar daha sonra kişiliğin karakterini belirler. Ağzın dolmasından hoşlanım bilgi edinme, eşya depolama ve bunlardan haz almaya dönüşebilir ya da kolayca aldatılabilir, her şakaya kanabilir. Yani, “ oral saplanım ” görülebilir.
    Bu dönemde anneye bağlılık çok ön plandadır. Bağımlılık duyguları bu dönemde oluşur ve yaşam boyu da sürer. En zor giderilen duygudur. Egonun gelişmesinden sonra bile bireyin kaygılı, korkulu, güvenini yitirdiği dönemlerde bu bağımlılık duyguları tekrar görülür. En aşırısı ana rahmine dönme isteğidir.

    2. Anal Dönem: ( 2-3 ) yaş
    Besin maddeleri sindirildikten sonra kalan artıklar bağırsağın son bölgesinde birikir ve anüs bölgesindeki kaslar üzerine basınç yapar. Bunun sonucunda dışkılama yapılır ve rahatlama sağlanır.
    İki yaş civarında başlayan tuvalet eğitimi bu dönemde büyük önem kazanır, çocuğun kişiliği üzerinde kalıcı izler bırakır. Çocuğun içgüdüsel olan bu dürtüsünün bazı kurallarla kontrol edilmesi istenir. Böylece çocuk boşaltımdan duyacağı hazzı ertelemeyi öğrenir. Annenin tutumları tuvalet eğitiminde ve çocuğun kişiliğinde bırakacağı etkilerde önemlidir.

    Anne Tutumları:

    • Anne kuralcı, titiz, katı ise çocuk dışkısını tutmaktan kabız olabilir. Tüm davranışlarını etkilerse çocuk tutucu bir kişilik geliştirir. İnatçı, cimri, sinirli olur.
    • Anne baskıcı ise çocuk olur olmaz yerlerde anneyi cezalandırmak için dışkısını boşaltır. İlerde ise eziyet etmeyi seven, dağınık kimlik özelliği geliştirir.
    • Anne teşvik edici ise çocuk dışkılama olayının önemli olduğunu anlar. İleride üretken ve yaratıcı olur.

    3. Fallik Dönem: ( 3-6 ) yaş
    Bu dönemde cinsel organların işlevleriyle ilgili, cinsel ve saldırgan duygular önem kazanır. Mastürbasyon dönemin en egemen işlevidir.
     Oedipus Karmaşası: Farklı cinsten ebeveyne karşı cinsel içerikli duyguların olmasıdır. Bu duygular mastürbasyon yaparken çocuğun fantezileriyle ve ana-babaya karşı birbirini izleyen sevgi, başkaldırıcı hareketlerle anlatım bulur.
    3-5 yaşındaki çocuklar bu karmaşanın etkisi altındadır. 5. Yaştan sonra ya ortadan kalkar ya da bastırılır. Ama yaşam boyu kişiliği etkilemeye devam eder. Karşı cinsle ve otorite figürleriyle olan ilişkiler Oedipus karmaşasının yaşanış biçiminden etkilenir. Oedipus karmaşası kız ve erkek çocuklar tarafından farklı yaşanır:
    • Önceleri her iki çocuk için de anne önemlidir. Çünkü anne, besleyen,
    büyütendir. Erkek çocuğun bu duygusu daha sonra da sürerken kız çocuğun duyguları değişir.
    • Erkek ( Oedipus ) : Erkek çocuğun annesine beslediği cinsel
    içerikliduyguları ve babasına karşı duyduğu öfke çocuğun ana-babasıyla çatışmasına neden olur. Başat düşmanın ( babanın ) kendisine zarar vereceğini düşünür. Bu bir bakıma doğrudur çünkü baba cezalandırıcıdır. Babanın kendisini cinsel organından yoksun bırakacağından korkar. Freud bu korkuya “ kastrasyon anksiyetesi ” demiştir. Bu korkku, anneye duyulan cinsel içerikli isteğin, babaya duyulan öfkenin bastırılmasına ve baba ile özdeşleşmeye yardımcı olur. Babayla özdeşleştiği an aynı zamanda annasinme karşı olan duygularına da doyum sağlayacaktır. Bu bastırma süperegodaki en son gelişimdir. Freud’a göre süperego erkek Oedipus karmaşasının mirasçısıdır. Çünkü süperego ensest ilişkilere ve saldırganlığa karşı koyan bir siperdir.
    • Kızlar ( Electra ) : Kızlar, erkeklerden farklı bir cinsel organa sahip
    olduklarını görünce, anlayınca düş kırıklığına uğrarlar. Bu durumdan annesini sorumlu tutar. Bu nedenle de annesi bir sevgi nesnesi olmaktan çıkar, tüm sevgisini babaya yöneltir. Çünkü baba değerli bir organa sahiptir. Babasına ve diğer erkeklere bir kıskançlık duyar. Freud buna “ penise imrenme ” diyor. Kız çocuk erkek doğurursa bu korku büyük ölçüde giderilir.

    Kadın-erkek psikolojisi ararsındaki en önemli fark budur.

    4. Latent Dönem: ( 6-12 ) yaş
    Bu dönemde cinsel içgüdüler uykudadır. 5. yaştan sonra çocuk yoğun bir dinginlik içine girer. Bu da erinlik dönemine kadar sürer.

    5. Genital Dönem: ( 12-+) yaş
    Bu dönem öncesinin nesne seçimleri doğaları itibariyle narsistiktir. Birey kendi bedenini uyararak doyum sağlar. Bireyeler sadece kendi bedeninden aldığı doyuma bazı hoşlanımlar katabilirler. Ergenlik döneminde özseverci duyguların bir kısmı gerçek nesne seçimlerine yönelir. Ergen diğer insanları yalnızca özseverci araçlar diye değil, onları düşünerek sevmeye başlar.
    Cinsel çekicilik, toplumsallaşma, grup etkinlikleri, meslek planlaması ve yuva kurma isteği belirir.
    Ergenliğin sonuna doğru toplumsallaşmış ve diğer insanları düşünerek yapılan nesne seçimleri oldukça tutarlılık göstermeye başlar. Artık birey hoşlanım arayan özseverci çocuktan, gerçeklere yönelik toplumsallaşmış yetişkine dönüşür.
    Genital öncesi tepiler, genital dönem tepileriyle yer değiştirmemiştir. Oral, anal, fallik dönem tepileri genital dönem tepileriyle birleşmiş, kaynaşmıştır.
    Genital dönemin en önemli ve belirgin işlevi üremeye yöneliktir. Psikolojik süreçler ise bu işlevin başarılmasına yardım eder.

    cafrande.org

    loading...