Ruhsal Açlık Narsizm (Kendini Sevmek)

    Ruhsal Açlık Narsizm (Kendini Sevmek)
    336x280 Reklam Alanı !

    Narsist birey, ağır bir duygusal yoksunluk ve durmaksızın performans gösterme kaygısı yaşar. Bu durum, kendisine sevgisini yalnızca belli koşullarda, yani ancak belli bir başarı elde ettiğinde gösteren ve öte yandan sınır koymayı aklına bile getirmeyip şımartan bir anne-baba ilişkisinde ortaya çıkar. Söz konusu ilişki deneyimleri, anne-babanın birbiriyle çelişen tepkileri sonucunda, birbirine zıt duygusal eğilimlerin ortaya çıkmasıyla oluşur. Onların talep ettiği özellik ve performansı gösterebildiği müddetçe gurur, üstünlük, güç ve özel olma gibi hoş duygular yaşar. Bu özellikler ve performans gösterilmediğinde, bireyin bütün benliğini utanç, yetersizlik ve haset duyguları kaplar. Kişi kendini derin bir yetersizlik duygusu içinde, kabul edilmiyor ve sevilmiyor hisseder.

    Bunun sonucunda muazzam bir öfke duyar ama bunu bastırmak zorundadır. Çünkü bu öfke, o an çaresizlik hisseden çocuğun, kendisi için varoluşsal bir öneme sahip ilişkilerini zedeleyebilir. Bu duygulara zamanla kronik bir tek başınalık, boşluk ve can sıkıntısı gibi duygular da eşlik etmeye başlar. Olumsuz yaşantılar ve buna bağlı duygular ne kadar çok deneyimlenirse, sürekli bir varoluşsal tehdit algısı da o kadar kalıcı hale gelir.
    Birey bu birbiriyle çelişen anne-baba tutumları nedeniyle hayatı boyunca birbiriyle çelişen duygu ve inançlar arasında bocalayıp durur. Belli bir başarı elde ettiğinde “Ben herkesten farklı ve biriciğim”, “Herkes benim arzularıma boyun eğmeli” gibi inançlar ön plana çıkar. Gururlu bir ergen gibi etrafta dolaşırken, bir hayran kitlesinin durmaksızın kendisini alkışlamasını arzular.

    Öte yandan belli bir başarısızlık ya da reddedilme durumunda yetersizlik ve aşağılık duyguları, bırakılmış olmakla ilgili hayal kırıklıkları ortaya çıkıverir. Bu durumda da “Ben sevilmeye layık değilim”, “Ben bir hiçim, bir başarısızlık abidesiyim” gibi inançlar çok kısa bir süre içinde tüm benliğini kaplar. Utanç içinde çevresinden kaçan, kendisini varolmuyor gibi hisseden birine dönüşür.
    Bu, bir uçtan öteki uca savrulma durumu bireyi belli bir boyun eğmeye zorlar. “Benimle ilgilenen anne-babam benden ne talep etmişlerse, ben de kendimden aynılarını talep edecek ve kimliğimi buna göre şekillendireceğim”. Bir yanda özel olduğuyla, öbür yanda yetersizlik ve varolmamayla ilgili zıt deneyimler belirler kendiliğini. Bireyin kişiliğinin tümüne yönelik sahici ve samimi ilişkilerin eksikliği nedeniyle, bu birbiriyle çelişik şemalar entegre edilemez ve birbirleriyle yan yana varolmaya devam ederler.

    Özel olmakla ilgili duygular kişinin kendini iyi hissetmesini sağlayan tek kaynak olduğu için sürekli olarak var edilmeye çalışılır. Ama kendini özel hissetmesi de sürekli bir doyuma yol açmaz çünkü en derininde, bir ilişki içinde bütün bir kişilik olarak algılanma, sahici bir şekilde sevilme arzusu doyurulmadan kalır. Onaylanmayı, bireyin yalnızca ‘özel olan’ yanı deneyimler. Bu durumda özel olma durumunun sürekli sahnelenmesi bir zorunluluk olur ve eksiklik, tek başınalık duyguları aşılamadan kalır.

    Narsizmin kıskacındaki birey, erişkinlik hayatında bir bağımlı gibi kendini özel yaptığına inandığı şeylerin peşinden sürüklenir. Maddi refaha, mesleki başarıya, iktidara ve insanları etkileme gücüne ulaşmak için çırpınır durur. Empatik bir bağlanmadan yoksun olduğu için de, bu hedeflerine ulaşmaya çalışırken karşısındakine özen göstermek aklından bile geçmez. Başarısızlığı ve sıradanlığı temsil eden her şeyden kaçınmak için nafile bir çaba içine girer. Gittikçe ıssızlaşan bir dünyanın kapıları açılır önünde. O sıkıldıkça insanlar da ondan sıkılır. Yalnızca koskocaman bir boşluk duygusu ve can sıkıntısı kalır geriye.

    loading...