Sağlıklı yaşam nerede başlar?

    Sağlık dediğimizde ilk akla gelen genelde bedensel sağlık oluyor. Ancak sağlık, sadece bedenin sağlıklı olması anlamına gelmez. Zaten bedenin tek başına sağlıklı olması da mümkün değildir. Zihin ve beden bir bütündür. Zihnimizde olup biten her şey, bedenlerimizde duygu olarak hissedilir. Bu da düşüncelerin yarattığı frekansın bedende hissedilmesidir. Olumsuz duygu yaratan düşünceler bedenimizde acı, ağırlık olarak hissedilir. Her biri bedeni yaralayan küçük-büyük dokunuşlardır. Uzun süren bu acı dokunuşlar, hem bedeni hasta eder, hem de zihni. Huzursuzluk, mutsuzluk, depresif haller, öfkelenmeler, içe dönük sessiz şiddetler olarak kendini belli ettiği gibi fiziksel hastalıklar olarak da gözle görülür duruma gelir.

    Bedenimizi sağlıklı gıdalarla yeteri kadar beslemek, egzersiz yapmak ne kadar önemliyse zihnimizi olumlu düşüncelerle beslemek, bedenimize güzel, yüksek frekanslı pozitif duygular yüklemek de çok çok önemlidir. Hasta olduklarında ilaç kullanıp ya da tıbbi tedavi görüp iyileşen insanların aynı veya benzer hastalıkları tekrar yaşamalarının sebebi düşüncelerini dolayısıyla duygu ve davranışlarını değiştirmemelerinden kaynaklanır.

    Bu konuyla ilgili yıllardır yazıyorum ve yazmaya devam edeceğim çünkü dünyadaki hasta ve mutsuz insan sayısı artmakta. Hastalık insanın içsel durumunun dışa yansımasıdır. Bir yerleriniz kronik olarak ağrıyorsa, önemli bir hastalığınız varsa bir yandan tıbbi tedavi görürken bir yandan da içinize bakın. Bu hastalık bende neyin yansıması diye sorun. Üç yıl önce Milliyet’teki köşemde kabızlıkla ilgili bir yazı yazmıştım ve bu yazı dört yılın en çok okunmasını alan yazım oldu. Demek ki toplumumuzda çok ciddi bir problem. Kabızlık bağırsakların düzgün çalışmamasıdır. Vücutta işe yaramayanların, bedene hizmet etmeyen maddelerin atılması işleminin tamamlanamaması böylelikle de toksit madde birikiminin artmasıdır. Zihinle bağlantısı ne mi? Şöyle ki, zihninizden sizin işinize yaramayan düşünceleri, olayları, artık size hizmet etmeyen, fayda sağlamayan kişileri atamamanızın yansımasıdır. Zihin işe yaramayan düşünceleri hapsettikçe beden de ona uyum sağlıyor, o da işe yaramayan maddeleri atmıyor. Ayrıca serotonin mutluluk hormonu da bu bölgede yeteri kadar üretilemediği için ikinci bir sorun başlıyor. Üçüncüsü de bağırsaklarda faydalı bakteriler azalıyor, zararlı bakteriler, mantarlar yuvalanmaya başlıyor. Siz bunların farkında olmadan sürekli kabız hapı, kabız çayı vs. gibi arayışlara girip her gün kendinizle ve yakınlarınızla kabızlığınızı konuştukça kabızlığınıza daha da güç veriyorsunuz. Çünkü odağınızı nereye koyarsanız onu çoğaltmaya devam ediyorsunuz. Eğer kabızlık sorununuz varsa önce evdeki fazlalıkları, işe yaramayan her şeyi atın gitsin. Çekmeceleri sandıkları, yatak altını, dolapları, birikmiş kutuları, eski işe yaramaz ıvır kıvır hepsini atın. Vedalaşın, rahatlayın. Sonra bir düşünün bakalım tedavülden kalkmış, olmuş bitmiş artık geri dönüşü olmayan neleri hâlâ içinizde tutuyorsunuz. Artık sizin için hiçbir faydası olmayan, hatta size zarar veren kimleri, neleri bırakamıyorsunuz onları bulun. Atın, çıkarın kafanızdan. Nasıl mı? Atmayı kafaya koyarsanız bir yolunu mutlaka bulursunuz. Ama önce bunu fark edip kafaya koymak lazım. “Evet artık şunları bunları taşımak istemiyorum, yükümü boşaltmak istiyorum” diyebilmelisiniz. Yoksa işe yaramayan olayları ve kişileri zihninizde taşıdıkça kabızlığınız devam edecektir.

    İşte bunun gibi kendini bedende olumsuz duygu olarak hissettiren geçmişin düşünceleri, bir zaman sonra bedende hastalık olarak fizik dünyaya doğuyor. Tedavi, ilaç, çözüm dışarıda değil, içeride, herkesin kendi içinde. Güzel düşünebilmeyi, güzel hissedebilmeyi öğrenebilirsiniz. Tabii ki üzülüp ağladığımız, kızdığımız zamanlar da olacak. Hepimiz insanız; duygu da düşünce de doğamızda var. Önemli olan yaşadığımız duygular değil, o duyguları ne kadar süre hissettiğimiz ve o duyguların tüm hayatımızı kontrol etmesine izin verip vermeyişimizdir…

    Sevgi ve sağlıkla ilerleyin…

    Arzu Bıyıklıoğlu

    NLP Uzmanı ve Yaşam Koçu