Savunma Mekanizmalarınızın Farkına Vararak Stresinizi Yönetin, Stressiz Yaşayın/ Sosyolog Esma ÇERÇİL

    Savunma Mekanizmalarınızın Farkına Vararak Stresinizi Yönetin, Stressiz Yaşayın/ Sosyolog Esma ÇERÇİL
    336x280 Reklam Alanı !

    Stres, öyle sıradan bir kavrammış gibi kısaca değinilebilecek bir konu değil. Yine de sizleri sıkmak istemediğimden mümkün mertebe kısa tutmaya çalışacağım ancak değinmeden geçemeyeceğim bazı bölümler olduğundan bir nebze uzun bir yazı olacak. Buna rağmen sonuna kadar okuyabilmenizi diliyorum. Zira stres, yaşamımızı yöneten ciddi bir hastalıktır ve muhakkak denetim altına alınmalıdır.

    Stres sıradan, basit bir kavram gibi görünse de bugün artık hem pozitif hem de alternatif tıp uzmanları tarafından, yaşamsal faaliyetleri yerine getirmemizi engelleyen bir hastalık olarak tanımlanıyor. Hepimizin bildiği gibi stres yaşamı zorlayan ve hatta durdurabilen bir güçtür. Bir insanın yaşamını sürdürebilmesi için sağlık, elzem bir ihtiyaçtır ve bunun en başında stresi yönetebilmek geliyor. Düzenli ve yeterli bir uyku, sağlıklı beslenme, hareketli bir yaşam gibi eylemler elbette sağlıklı bir yaşamı etkileyen unsurlardır ancak eğer stres varsa bu eylemler ne kadar dengeli ve uzun süreli yapılırsa yapılsın yine de yeterli olmaz. Bu nedenle stresle ilgili derin bir inceleme yapmalıyız. Yaşamımızın hangi alanlarında stres olduğunu gözlemlemeli ve en önemlisi de var olan stresi yokmuş gibi göz ardı etmemeliyiz. Bu sebepten stresi yönetebilmemiz gerekiyor ancak önce onun gerçekten ne demek olduğunu bilmeliyiz. Stresin hayati önemini kavrayıp özümsediğimizde strese rağmen stressiz bir yaşam sürebiliriz. Bunu yapabilmek için bize ‘can’ kavramı yardımcı olur. O halde ‘can’ nedir?

    Bir insan yaşamı söz konusu olduğunda ‘can’ kavramı gündeme gelir. İnsan yalnız et ve kemikten oluşan bir materyal değildir. İnsan, ‘can’ taşımazsa nefes alamaz, hayati fonksiyonları durur ve yaşama gözlerini kapatır. O nedenle insan dediğimiz varlık önem verilmesi, kıymeti bilinmesi ve korunması gereken bir can(lı)dır. Bunun için de stresi yönetebiliyor olması kaçınılmaz bir gerekliliktir Stres, ‘can’ dediğimiz kavramın bozulmasından, teklemesinden dolayı meydana gelir. İnsan yalnız çok para kazanarak, yüksek bir statü elde ederek ya da son model bir arabaya binerek gerçekten huzurlu ve mutlu bir yaşam süremez. Bu bir yanılgıdır. Bu yanılgıdan çıkmanın gereği, taşıdığımız ‘can’dan gelir. İnsan, ‘can’ kavramına uygun bir yaşam sürdüğünde ancak o zaman gerçekten huzuru bulur, zihni sakinleşir, metabolizması güçlenir ve anlamlı bir yaşam sürer. Peki, o halde stres nedir ve onu nasıl yönetebiliriz?

    Basit bir örnekle başlayalım.

    Diyelim ki çok açsınız ve açlıktan mideniz ağrıyor, bu ağrıdan dolayı da mide bulantınız var. Acilen bir şeyler yemeli ve açlığın verdiği bu acı hissini bir an önce gidermelisiniz; yani yaşamsal olan bu ihtiyacınızı bir an önce karşılamalısınız. Aksi halde bayılabilir, tansiyonunuz oynayabilir ve yaşamsal fonksiyonlarınız zayıflayabilir. Bu durumda bir arayışa başlarsınız; yiyecek bir şeyler bulmanın derdiyle belki de o anda elinizde bitirmeniz gereken acil bir işinizi bir kenara koyup yiyecek bir şeyler bulabilmenin peşine düşebilirsiniz. Eğer yiyeceği bulursanız açlığınızı, sizi idare edebilecek kadar giderebilirsiniz. Buraya kadar her şey yolunda. Sıkıntı, yiyeceği bulamadığınızda başlıyor. Eğer bu ihtiyacınızı gideremezseniz stres ortaya çıkar. Böylece açlığın verdiği bir şeyler yeme isteği olan motivasyon enerjisi, açlığı gidermek üzere performans enerjisine dönüşüp yiyecek bulamadığınızda stres yaşamaya başlarsınız. İşte stresin tanımı budur. Dolayısıyla stres; motivasyon enerjisi performans enerjisine dönüşemediğinde hissedilen bir baskıdır.

    Devam etmeden önce bir anti parantez açmak istiyorum;

    Bizler bilgili insanlarız; araştıran, inceleyen, sorgulayan ve öğrenen ancak ne var ki bir o kadar uygulamayan!  Bilgili olmak cehaleti önler ancak iyi ve sağlıklı bir yaşam getirmez, sadece entelektüel yanımızı geliştirir. Eğer gerçekten bir dönüşüm yapmak istiyorsak öğrendiklerimizi uygulamalıyız. Fakat burada bir paradoks ortaya çıkıyor: İnsan en çok kendisine değer vermesine rağmen en büyük değersizliği yine kendisine yapıyor. Bunun rahatlık tuzağı, polüler olma arzusu ve kaybetmekten korkmak gibi birçok nedeni var. İnsan istiyor ki kaybetmeyeceğini bilsin, kazanmasa da en azından elindekini kaybetmesin. İşte bu nedenden dolayı ne yazık ki harekete geçemiyoruz. İşte burada durup bir dakika düşünün: Bize hareket değil, hareketsizlik kaybettirir. Tıpkı atan bir kalp ve durmuş bir kalbin ekg çizgileri gibi. Ekranda görünen o çizgiler hareketliyse yaşam devam ediyor, değilse bitmiştir. İşte bildiklerimizi uygulamanın önemi budur. Çünkü yaşam, hareket halinde olanları destekler.

    Bu anti parantezden sonra stresi incelemeye devam edebiliriz.

    Stres iki enerjiden oluşur. Bir tanesi motivasyon, diğeri performans enerjisidir. Motivasyon enerjisi; bir eylemi yapma isteği olan güdülenmeden gelir. Performans enerjisi; yapılmak istenen eylemin bizzat kendisinin yapılmasıdır. Tüm tıkanıklığın yaşandığı yer performans enerjisinin gerçekleştirilememesidir. Konunun başında verdiğim örnek bunu anlatır. Dolayısıyla bizler motivasyon enerjisinde değil, performans enerjisinde sorun yaşıyoruz. Bir düşünün; ne zaman bir isteğimiz olmadı? İsteklerimizin muhakkak spesifik bir hedef olması gerekmiyor. Uyumayı, uyanmayı, yemeyi, içmeyi, işe gitmeyi, dinlenmeyi, arkadaşlarımızla eğlenmeyi, tek başımıza biraz vakit geçirmeyi vb. ne zaman istemedik? İşte bu nedenle biz motivasyon enerjisini yaşamın her anında yaşıyoruz zira eğer istersek yaşam var, istemezsek yok! Ama iş performans enerjisine geldiğinde istemede olduğu kadar başarılı olamıyoruz. İşte tam bu noktada stres, bir canavar gibi karşımıza çıkıyor ve ya canavar bizi yiyor ya da biz canavarı yeniyoruz. Bu nedenle ben her zaman şunu söylerim; kendimize verdiğimiz sözleri yerine getirmeliyiz zira gerçekleştiremediğimiz her söz sırtımızı büken bir yük olur ve stres yaratır. Eğer yerine getiremeyeceksek söz vermemeliyiz. Bu, kendimize verdiğimiz değerin bir göstergesidir. Dolayısıyla stresin giderileceği yer işte burasıdır; performans enerjisini yönetebilmek! Böylece stresin tanımını yapabiliriz. Stres; yapmak istediklerimizi yapamadığımızda yaşadığımız gerginliktir. İstenen faaliyetin bizzat kendisi gerçekleştiril(e)mediğinde ortaya çıkar. Ortaya çıkmasının en önemli nedeni, hissedilen ihtiyacın karşılanamamasıdır. Stres; bir ihtiyaç giderilemediğinde yaşanır. O halde burada ihtiyaç analizi de yapmak gerekir. Bunun için faydalanabileceğimiz en iyi kaynak Abraham Maslow’un ‘İhtiyaçlar Hiyerarşisi’dir ancak ben size başka bir yöntem daha sunmak istiyorum. Bu da şudur; bazen sahte ihtiyaçları gerçek ihtiyaç zannedip onları bir an önce gidermenin peşine düşebiliriz. Gerçek ihtiyaçlar; fizyolojik, psikolojik, ruhsal ve zihinsel olanlardır. Sahte ihtiyaçlar için, yeteri kadar sağlanmasına rağmen egonun bitmek tükenmek bilmeyen arzularıdır, diyebiliriz. Ör; yeteri kadar para kazanıyorken daha fazlasını arzulamak gibi. Maslow’un hiyerarşisiyle birlikte bu yöntemi de göz önünde bulundurursanız size çok faydası olacaktır. (Maslow’un Hiyerarşisi’ne internetten ulaşabilirsiniz. Bu, uzun bir konu olduğundan bir başka yazıda paylaşacağım).

    Performans Enerjisini Yönetmek

    Motivasyon enerjisi istek, performans enerjisi eylem isteğidir. Performans enerjisini doğru ve faydalı olarak yönetebilmek için iki konudan bahsetmek gerekiyor.

    • Stresin Nedenleri
    • Savunma Mekanizmaları

    Stresin Nedenleri

    • Değişim: Değişime direnç göstermektir. Biz buna ‘rahatlık tuzağı’ deriz. Güvenli limanı terk etmeye gösterilen dirençtir. Kişi burada mutsuzdur ancak dışarıda güven bulamadığında bildiği mutsuzluğu yaşamaya devam etmeyi seçer. Ancak her an değişen ve gelişen bir dünyada olduğumuzu düşündüğümüzde değişime gösterilen direncin yüklü bir stres kaynağı olduğunu görebiliriz. Bazı kişiler için bu bilgiye rağmen adım atmak yine de kolay olmaz. Onlara güven hissi gerekir. O halde yapmaları gereken şey cesaretli olabilmeleri için gereken kaynakları sağlamaktır. Burada da stres kendisini gösterir ama kişinin bu strese duygusal dayanıklılığının olması gerekir. Bu da öngörüyle gerçekleşir.
    • Çatışma: En çok kararsızlık yaşanan durumda meydana gelir. Kişi kendi içinde bir karar veremiyordur. Bu durum kişiyi arafta bırakır; ne bir adım ileri ne de bir adım geri gidebilir. Bu, cennette ya da cehennemde olmaktan daha da kötüdür. Bilinmezlik, insanı esir eder. Bu nedenle karar verebilmek için kaynakların olmasının yanında (bazen gerekmez), kendimize şu dört soruyu sorabiliriz;
      • Bunu yaparsam ne olur?
      • Bunu yaparsam ne olmaz?
      • Bunu yapmazsam ne olur?
      • Bunu yapmazsam ne olmaz?

    Bu sorular ‘karar stratejisi’ içinde yer alır. Ancak kişi kendisine sorduğunda tarafsız cevap veremeyebilir. O nedenle güvendiği birisine sordurabilir. Burada önemli olan düşünmeden cevap vermektir; akıl değil, kalp konuşmalıdır. Karar stratejisi, bize öngörü sağlar.

    • Engellenme: Bu tam olarak istek enerjisinin eylem enerjisine dönüşemediği durumu anlatır. Ör; açım ama yemek yok, uykusuzum ama çok işim var vb. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, isteğin ihtiyaç olup olmadığıdır. Açsak ortada bir tehlike var, uykusuzsak yine bir tehlike var ama sadece yalnızlığımızı gidermek için daha dün görüştüğümüz arkadaşımızla bugün de görüşmek istememize rağmen o müsait değilse, burada bir tehlike yok. Bu sadece egonun isteğidir, ihtiyaç değildir. O nedenle stres yoktur, varsa da sahtedir.
    • Finansal Durum: Bu ciddi bir problemdir. İşsizlik, ödenemeyen borçlar gibi toplumsal sorunları içerebilir ya da kişinin kendisini mali anlamda yönetememesinden de kaynaklanabilir. Burada bir analiz yapılması gerekir; toplumsal yönden mi zor durumdayız (iş bulamıyoruz vb.) yoksa bütçemizi mi yönetemiyoruz? Eğer bütçemizi yönetemiyorsak yapılması gereken tek şey düze çıkıncaya kadar bir süreliğine masrafları kısmaktır yani tüketim diyeti yapmaktır.
    • Yaşam Şekli: İnsan doğası gereği sadece çalışmaz, aynı zamanda dinlenir ve eğlenir. Tek düze bir yaşam ‘can’ alıcıdır. İnsanın keyiflenmesi de gerekir. Sosyal çevre ve hobiler bunu sağlar. Bu nedenle her bireyin ilgi ve yeteneklerinin olması ona ‘can’ katar.
    • Aile: Aile nefestir. Tüm sorunların başladığı ve giderildiği yerdir. Yetişkin bir bireyin yaşayacağı hayatın netlik kazandığı ortamdır. Aile, bir insan hayatını şekillendiren yer olduğu için kendisini geliştiren, öğrenen ve uygulayan, demokratik, sevgi, saygı ve hoşgörüyle dolu olmalıdır. Aile, insan hayatını muhakkak yakından tanımalıdır. Çocuğuna ‘ona ait bir çocuk’ gibi değil, önce ‘bir insan’ gözüyle bakmalıdır. Bunu başarabilen aileler sağlıklı bir bireyin yetişmesini sağlar. Çocuk, onun çocuğu olduğu için değil, her şeyden önce içinde ‘can’ taşıyan bir insan olduğu için kıymetli olmalıdır. Bunu başarabilen aile, çocuğunu başka çocuklarla kıyaslamaz, sırf kendi çocuğu olduğu için hatalarını örterek çocuğuna zulmetmez.
    • Bireysel: Sabırsızlık, inat, beklenti, suçluluk duygusu gibi tutumlar kişiyi strese sokar. Burada kişinin kendisiyle yapacağı iç diyaloglar olumlu olmalıdır. Bakılması gereken yerler başarılı olunan durumlar, yetenekli olunan uğraşlar olmalıdır.

    Savunma Mekanizmaları

    İki tür savunma yolu vardır; ya kaçarız ya da savaşırız.

    Nasıl kaçarız?

    Stresi yaratan durumu çarpıtıp bastırarak, yokmuş gibi kabullenip inkâr ederek, başkalarını suçlayarak, baskı kurarak, saldırgan davranarak, ajitasyon yaparak, baskının yönünü değiştirerek ya da hissettiğimizin tersinde abartılı davranarak kaçarız. Tüm bunlar problemi çözmez, aksine daha da içinden çıkılamaz bir hale getirir. Savunma mekanizmalarının bu sahte olanlarının dozajı arttıkça yaşam artık içinden çıkılamaz bir hal alır. Keyif gider, acı gelir ve acıyla sürecek bir yaşam istenmez. Bu durum kişiyi (eğer şanslıysa!) anti depresan kullanımına götürür. Değilse, kişi yaşamından vazgeçer. Kaçmak hiçbir zaman çözüm değildir. Savaşmak da doğru değildir ancak biz buradaki savaşmayı, çözüm üretmek üzerine kullandığımızı hatırlayalım.

    Nasıl savaşırız? (Nasıl çözeriz?)

    Ya yüzleşiriz, ya geri çekiliriz ya da uzlaşırız. Burada en zoru yüzleşmektir. Çünkü bizler en çok yüzleşmekten kaçarız. Yüzleşebilmek için bize güç veren değneklerimiz olmalı, yani tutunabildiğimiz dallarımız. Eğer bu dallar yoksa yüzleşemeyiz. Bu nedenle kendimizi önce güvende hissetmeliyiz ve bu hissiyatı yaşamak için gerekli olan bedelleri ödemeliyiz yani o kaynakları sağlamalıyız. Bunu da kendi potansiyelimize odaklanarak yapmalıyız. Yani beklentiyi dışarıdan çekip, kendimize çevirmeliyiz. Kısacası tutunacağımız dal, kendi yetenek, başarı, bilgi ve gücümüz olmalı.

    Geri çekilerek ise yenilgiyi kabullendiğimizi bildirmiş oluruz. Bu, bazı durumlarda doğru, bazı durumlarda yanlış bir savunma tepkisi olur. Eğer haklı olduğumuz bir durumda geri çekilirsek bu durum bize kendimizi kurban gibi hissettirir. Ama bazen bazı durumlarda süre tanımak gerekir. O zaman bir süreliğine geri çekilebiliriz. Geri çekilmenin ne zaman yapılacağı iyi belirlenmelidir. Zira bu bize kendimizi ya güçlü ya da güçsüz hissettirir ve performans motivasyonumuzu etkiler. Dolayısıyla geri çekileceğimiz durumlar bilhassa savunma mekanizmalarının kaçan davranışlarından olmalı, yoksa bize kendimizi aciz hissettirecek durumlardan değil.

    Aslında her zaman uzlaşma en iyisidir. Ancak ne yazık ki insanlar bu kadar basit bir yapıya sahip değil. Durumlara verdiğimiz tepkiler bu savunma mekanizmalarından bazılarını kapsar ve kişiliğe göre değişir. Zayıf bir kişilik yaşadığı baskıcı bir durumu inkâr ederek kendisini korumaya çalışırken, kuvvetli bir kişilik sabır ve azimle, yumuşak bir şekilde olayın üstüne gidip sorunu çözmeye çalışabilir. Savunma mekanizmalarından hangilerini, ne zaman kullandığımızın farkına varmak, yaşamdaki duruşumuzu gösterir. Her insanın bir duruşu olmalıdır ve en güzel duruş uzlaşmadır, bir sonraki ise yüzleşmedir. Özellikle ilişkilerde uzlaşma yönlü, kendimizi geliştirmek istediğimiz durumlarda yüzleşme odaklı olmak, doğru savunma tepkileridir. Ama her zaman hayata karşı duruşumuz değiştiremeyeceğimiz şeyleri kabullenip hayatı gerçeğiyle, olduğu haliyle, çarpıtmadan, saptırmadan yaşamaktır. Bunu yaparken de kendimizi pozitif ve negatif duyguların yoğunluğuna tutsak etmemeliyiz. Özgürlük ve denge, hem içimizde hem de dışımızda ömür boyu sağlamamız gereken en önemli iki değer olarak yaşamalı.

    Mutlu yaşamın sırrı stresi yönetebilmektir. Stresi yönetebilen kişi hem sağlıklı hem de keyifli bir yaşam sürer. Ne dersiniz? Taşıdığınız ‘can’ için buna değmez mi? ‘Değer’ diyorsanız haydi o zaman, performans enerjisini doğru yere harcamak için kolları sıvayalım ve yaşadığımız bir stres durumu için bu yazıyı en baştan okumaya başlayalım.

    Her anı stresle dolu bir yaşamda dingin bir zihin, kuvvetli bir fizyoloji ve sağlıklı bir duygusal yaşam dileğiyle.

    Stresi yönetin, stressiz yaşayın…

    Yazar: Sosyolog Esma ÇERÇİL