Şizofreni Nedir ve Stres İlişkisi Nasıldır?/ Dr. Fatoş BARAN

    Şizofreni Nedir ve Stres İlişkisi Nasıldır?/ Dr. Fatoş BARAN
    336x280 Reklam Alanı !

    “ Nerede okursanız okuyun, ya da kim söylerse söylesin hatta ben söylemiş olsam bile, sizin kendi mantığınız ve sağduyunuz ile örtüşmüyorsa hiçbir şeye inanmayın”. ​​​​​​​​​

    BUDDHA

    -Halk arasında genellikle kişilik bölünmesi ya da çoklu kişilik olarak bilinse de tam manasıyla ‘bölünmüş-akıl’ anlamına gelir ve bir beyin hastalığıdır.

    Şizofreni Nedir;

    -Kişinin olağan alışıla gelmiş düşünme ve algılama biçimlerine yabancılaşması ,

    – toplumdan soyutlanarak, kendi iç dünyasına kapanması,

    – Yorum yapan sesler,

    – Kendi düşüncelerini yüksek sesle duyma,

    – Düşünce sokulması,

    – Düşünce çekilmesi,

    – Düşünce yayınlanması,

    – Bedensel edilgenlik,

    – Duygularının bir dış güç tarafından yönlendirildiğini düşünme,

    Örneğin algılarda değişim, geçmiş anılarla birleştirme gibi, bellek yaşantılarına yönelme gibi, güdülenme, pozitif düşüncelerde bozulma, gerçeği çarpıtma, sosyal izolasyon kendini ihmal etme, uzun süre tepkisiz kalma, düşünce akışında bozulma, kısa süreli hafıza, bunların tamamını anlayabilmek için belirtiler en az altı ay olmalıdır, der uzmanlar.

    Şizoaffektif bozukluğun ve duygu durum bozukluğunun dışlanması madde kullanımının dışlanması da söz konusu tabi.

    Daha çok kimlerde görülür; her on şizofreni hastasının ailesinden birinde birinci derece yakın akrabalarında görülebilir.

    “Araştırmalar bize gösteriyor ki, genetik yatkınlık olmasına rağmen şizofreninin tetiklenmesi için çevresel faktörler son derece önemlidir”. Aynı zamanda bilim adamları doğumdan önce fetusun yeterli beslenememesi ya da belirli virüslere maruz kalması, doğumda gelişen problemler, ya da bazı psikolojik faktörler gibi çevresel faktörler ile genler arasındaki arasındaki ilişkinin şizofreninin gelişmesinde etkili olduğunu düşünmektedir.

    Stres ve Şizofreni İlişkisi

    *Şizofreniyi tetikleyen başlıca nedenler çoğunlukla sevilen birinin kaybedilmesi, iş ya da evi kaybetmek, boşanma ya da bir ilişkinin sona ermesi, fiziksel, cinsel, duygusal ya da ırksal suistimal gibi stresli olaylardır.

    Bu tarz deneyimler sağlıklı kişilerde şizofreniye doğrudan sebep olmazlar ama hastalığa yatkınlığı olan kişilerde şizofreninin ortaya çıkmasına sebep olabilirler.

    Marijuana, kokain, LSD ya da amfetamin gibi belirli uyuşturucular şizofreni yatkınlığı olan kişilerde belirtileri tetikleyebilir. Amfetamin ya da kokain kullanımı psikoza sebep olabilir ve bu da erken dönemdeki bir hastada atakların tekrarlamasına yol açabilir.

    *Yapılan 3 önemli çalışmada, 15 yaşın altındaki ergenlerde düzenli marijuana kullanımının 26 yaşına kadar şizofreni görülme olasılığını kullanmayan insanlara göre 4 kat artırdığı gösterilmiş. Aslına bakarsanız, hepimiz bir nebze de olsa bir şeylere takıntılıyızdır ya hani, işte bunun tıptaki ismi Obsesyon. Her şeyi sorun edenler, kafaya taktı mı takanlar..

    Obsesyon, karar verme mekanizmasının bir şekilde bozulmasından kaynaklı olarak ortaya çıkıyor. Motivasyon sağlayıcı, iletim hormonu’ da diyebileceğimiz dopamin hormonunun artması insanın gerçekle olan ilişkisini minimuma çeker, zamanlama sorunu doğurur ve sanrı nöbetleri, diğer deyişle halüsinasyonlar görmesine neden olur.

    Şizofreni hastaları asla şizofreni olduklarını kabullenmezler, aksine diğer insanlardan daha üstün olduklarına, gördükleri şeylerin somut olarak var olduklarına inanırlar. Rahatsızlığının farkında olmama yahut kabullenmeme gibi durumlardan dolayı tedavi edilmekte geç kalınırsa eğer, şizofreni daha da şiddetleniyor ve kurtulma şansı neredeyse yok oluyor.

    Şizofreni hastaları ile ilgili bilinen yanlışlardan birisi de bu insanların çevrelerine karşı saldırgan yahut insanlara zarar verme eğiliminde olmalarıdır. Aksine bu insanlar, çevrelerine karşı, normal insanlara göre daha az zarar verme eğilimindedir. Çünkü, içinde bulundukları telaş ve tedirginlik durumları, bu hastaların çevrelerinden çekinmelerine neden olur. Kısaca, kendi dertlerindedirler diyebiliriz.. Özellikle paranoyak şizofreni denilen hastalar genellikle toplum içerisinde sorun yaşamıyorlar. Bu hastaların zararları genellikle çevrelerine değil, kendilerinedir..

    Peki bu hastalıkta bizler nasıl davranmalıyız; Çok gerçekçi olmak gerekirse sevgi ile başlayabiliriz, değersizlik duygusu, ve yok sayılmak zaten bir çok şeye sebep olabiliyor. Bir çoğumuz birine sinirlenince sen şizofren’misin? diye söyleniriz öyle değil mi? Anlamını bile bilmeden.. Ama sanırım bilinçlenmemiz artık çok gerekli. Özellikle kriz dönemlerinde çok dikkatli davranmak gerekir.

    –Kişinin gerçekle ilgili algısı bozulmuştur

    – Olayları ve kişileri olduğundan farklı görür ve yorumlar,

    – Kendisine yönelik düşmanlık yapıldığını düşünebilir,

    – İnsanların kendi düşüncelerini etkilediklerini ileri sürebilir,

    – Yakınları ve sevdikleri tarafından ihanete uğradığını,

    –insanüstü güçleri olduğuna inanıyordur,

    Bu sebeple Şizofreni ciddiye alınması gereken, öyle her ağızda kolaylıkla dolanmaması gereken hastalıklardan biridir. Hem hasta için hem de yakın çevresi için fazlasıyla zor, fazlasıyla yıkıcı etkenleri vardır.Her ne yaparsak yapalım anlamaya çalışmak için çabalamamız gerekli, oldukça zor olan bu süreçte tedavi desteği ve sevgimizi verebilmemiz ciddi önem taşıyor. Biliyorum ki bazen anlamak çok zor olabiliyor, bizler de yorgun düşebiliyoruz, bakış açımızda onların bu durumlarını önce bizler kabul edebilmeliyiz, eğer kabullenme sürecini atlatabilirsek yaptıkları anlamsızca davranışlar özellikle kriz dönemlerini daha kolayca atlatmamızda faydası olacaktır.

    “Bir güzel muhabbet ederiz” diye düşündüm. Mutfak işinden de anlarım, donattım sofrayı, bayağı uğraştım. Hepsinin, ayrı ayrı ne yemekten, ne içmekten hoşlandığını iyi bilirim. Bayağı da para gitti. Birinin yediğini öteki yemez. Ötekinin içtiğini beriki içmez… Dört kişilik sofra kurdum. Mumları da yaktım. Hatırladım… hepsi eric satie severdi. Müziği de ayarladım. Geldiler. Yirmi yaşımı, otuz beş yaşımın karşısına oturttum. Kırk yaşımın karşısına da ben geçtim. Yirmi yaşım, otuz beş yaşımı tutucu buldu. Kırk yaşım ikisinin de salak olduğunu söyledi. Yatıştırayım dedim, “sen karışma moruk” dediler. Büyük hır çıktı. Komşular alttan üsten duvarlara vurdular.. Yirmi yaşım kırk yaşıma bardak attı.. Evin içine de ettiler.. Bende kabahat. Ne çağırıyorsun tanımadığın adamları evine.

    Can Yücel

    Sevgiyle..

    Fatoş Baran Solmaz

    drfatosbaran@gmail.com