SÖMESTR SONRASI SENDROMU- Röportaj

    SÖMESTR SONRASI SENDROMU- Röportaj

    ÖZNUR SİMAV’a sorduk

    Tatil bizler için olduğu kadar çocuklar için de büyük önem taşıyor. Çocuklar heyecanla sömestr tatilini beklerken sömestr geldi de geçti bile. Uzun bir tatilin ardından tam da tatile alışmışken okulların açılması, deyim yerindeyse çocuklarda sömestr sonrası sendromu yarattı.
    Peki ya çocukların tatil sonrası okula, derslere adapte olabilmesi içi ne yapılmalı, ailelere düşen görevler neler?
    Sömestr tatili sonrası yapılması gerekenleri Çocuk Gelişimi, Eğitimi ve Psikolojisi Uzmanı Öznur Simav’a sorduk. Simav’a göre, sömestr sonrası çocukların okula ve derslerine adapte olmasında en büyük görev ailelere düşüyor. Ve bu görevlerin başında ise çocuğun bu geçiş dönemlerinde ailelerin onları hazırlayıcı ve destekleyici olması gerekiyor.
    Çocukların tatil sonrası sendromunu yenmek için ne yapmalı?
    Çocuklarda tatil sonrası genellikle bir gevşeme oluyor. Bu, olması gereken bir durum. Yeni bir eğitim dönemine, dinlenmiş ve kendini yenilemiş olarak başlamak önemli. Tatil bir ihtiyaç, zihnin, bedenin yenilenme sürecidir. Okul süresince çocuklar, başarılı olmak için çaba sarf ediyorlar. Çaba sarf etmeyen çocuk bile, başarı stresini ve başarısızlığın kendinde yarattığı rahatsızlık hissini duyuyor. Tatil, tamamen programsız bir yaşantı demek değil. Yazılı program yapılmasa bile geçirilen günler çocuk tarafından planlanmalıdır. Çocukların ve ebeveynlerin tutumları, çocuğun yaş grubu, istekler, yaşamdan beklentiler, programın nasıl olacağını belirler. Programda eğlence ve dinlenmeye okul dönemi içinden daha fazla yer verilmelidir. Tatil sonrası kavramı, anaokulu çocuğu ve ortaöğretim öğrencisi için farklıdır. Tatil sonrası sendromu oluşturmamak önemlidir. İkinci dönemin başlamasına çok fazla anlam yüklememek ve bunu çocuğa hissettirmemek gerekir. Bu durum yalnızca çocuğun stres yaşamaması için gereklidir. Yoksa başarılı olmaya önem vermemek anlamında değil. Eğer çocuk sendrom yaşıyorsa, yine abartılı olmadan onu sakinleştirecek ve güven verecek cümleler kurulmalı, yalnız olmadığı, kendisi gibi pek çok arkadaşının ikinci döneme başlayacağı anlatılmalı, arkadaşlarını özlemiş olacağı hissettirilmelidir. Burada ebeveyn tutumları ve model olmaları önemlidir. Ebeveyn, pazartesi sendromu yaşadığını çocuğuna hissettiriyorsa ve kendisi yaşıyorsa, çocuğundan ikinci döneme başlama sendromunu beklemelidir.
    “Aileler kendi stres ve kaygılarını çocuklarına yansıtmamalı”
    Tatil sonrası okula gitmek istemeyen çocuğun ailesi ne yapmalı?
    Aile, tatil sonrası okula gitmek istemeyen çocuk için önceden bu durumun meydana gelmemesi adına çaba sarfetmelidir. 15 gün geçirilen tatilin ardından, “Okulun başlıyor, yarın okula gideceksin” tarzında bir tutum içinde olunmamalı, okula gitmeyi tehdit edici bir durum olarak yansıtmamalıdırlar. Zaman zaman okulun açılmasına 5 gün kaldı, 4 gün kaldı gibi hatırlatmalar yapılmalıdır. Bu hatırlatmalar, aile içinde sanki başkaları ile konuşuyor şeklinde yapılmalı ve çocuğa hissettirilmelidir. Beden dili olarak da çok önemli bir şey yapıyormuş yaklaşımında bulunmamalıdırlar. Aileler, kendi stres ve kaygılarını çocuklarına yansıtmasalar aslında böyle bir durumda yaşamayacaklar.
    Peki anaokuluna giden çocuklarda bu kaygı durumunu gidermek için neler yapılmalı?
    Çocukları eğer anaokuluna gidiyorsa ve eğer mümkünse uykusunu almış olmasına dikkat edilmelidir. Uyku, gerginliği azaltır, güne daha uyumlu başlamasına yardımcı olur. Ortaöğretim öğrencileri için de çok geç olmadan günlük ihtiyacını karşılayacak yeterlilikte uyumaları, gerginlik yaratan bilgisayar oyunlarını akşam saatlerine gelmeden sona erdirmiş olmaları önemlidir. Rahatlatıcı bitki çaylarından yararlanılabilir. Lise öğrencilerinin daha bilinçli olmaları beklenir. Güne mutlaka kahvaltı yaparak başlanmalıdır. Gece bitki çaylarından rahatlatıcı olarak yararlanılması; ancak güne açılmış olarak başlamak için de siyah ve yeşil çay gibi bitkilerden yararlanılması gerekir.
    “Çocuklar, anlaşılmak ve duyarlılık ister”
    Tatil sonrası çocuğun okula motivasyonu
    Tatil sonrasında çocuğun okula motivasyonunda arkadaşları ile kurduğu yakın ilişkiler, ailenin tutumları, öğretmenlerin tutumları, okulun idari yaklaşımları önemlidir. Çocuklar, anlaşılmak ve duyarlılık ister. Bunu çocuğu içine alan çevre gerçekleştirmelidir. Ders programı okulun dönem sonrası ilk haftasında genellikle rahat olur. Bu da çocukların derslere adaptasyonunda destekleyici bir faktördür. Öğretmenlerin sıcak; ancak belli mesafedeki tutumları öğrencilerin güven duygularını ve okula istekli gelmelerini destekler. Okul idaresinin anlamlı, öğrenci merkezli, öğrenciye değer veren ve belli disiplindeki tutumları da motivasyonu yükseltecektir.
    Bu noktada öğretmenler nasıl bir tutum sergilemeli?
    Çocuklara eğitim veren kişilerin de mesleklerini severek yapmaları ve çocuğa bu enerjiyi hissettirmeleri önemlidir. Yemek çıkan okullarda çocukların genel beğenilerine hitap eden yemeklerin sunulması da motivasyonu olumlu yönde etkiler. İkinci döneme hazırlık da motivasyonu etkiler. Çocuk, 2. dönem için belli hazırlıklarını yapmalıdır. Örneğin, kalemi, silgisi yoksa alma eylemini bizzat kendisi yapabilir. Çalışma masasındaki düzenlemelerini yapabilir -yaş grubuna göre- odasında yeni dönem için farklı bir düzenlemeye gidebilir. Okul giysileri için eksikler tamamlanabilir. Anne-baba sözel olarak “şöyle olmalısın, böyle yapmalısın” gibi konu ile ilgili çok fazla sözel ifade kullanmamalıdır. Çocuk, başka çocuklarla kıyaslanmamalı ve itici hale gelinmemelidir.
    “İlk dönem zayıf karne ile gelen çocuğa 2. dönem için özgüven verilmelidir”
    Çocukla iletişim çok önemlidir. Aile zayıf karneyi çocuğu ile değerlendirmiş olmalıdır. Her bir dersin üzerinde durarak nedenler çocukla birlikte tartışılmalıdır. Hatta, nedenleri çocuğun bulmasına destek verecek şekilde konuşma planlanmalıdır. Nedenler net şekilde belirlenmelidir ki çözüm rahatlıkla bulunabilsin. Aile çocuğa her şeye yeniden başlayabileceği şeklinde bir ifade kullanmalıdır. Bu özgüveni çocuğa hissettirmelidir. İlk dönem karnenin zayıf gelmesine neden olan durumlar değerlendirilip, yeni ve birinci dönemin dışında başka yaklaşımla bir düzenlemeye gidilmeli, plan bu şekilde uygulanmalıdır. Çocuğa ilk dönemdeki yaklaşımın kendisine yarar getirmediğini gördüğünü, biraz daha çaba ile durumunu iyi hale getirebileceğini anlatmalıdır. Bunu başarabilecek gücün kendinde var olduğuna inandıklarını ve ihtiyaç halinde kendisine destek olacaklarını anlatmalıdırlar. 1. dönemde başarılamayan dersler için eksikleri tamamlayıcı bir program içine girilmelidir. Dersin tekrarı ve yeniden gözden geçirme yapılabilir. Kavrama düzeyinde dersler öğretmen desteği ile genel hatlarıyla anlatılmalı, alıştırmaların yapılması sağlanmalıdır. Eğer başarısızlık çocuğun kendi çalışma ve öğrenme eksiğinden kaynaklanıyorsa uygun bir ödüllendirme 2. dönem için planlanabilir.
    Tatil döneminde ailesi ile zaman geçirmeye alışan çocukta okula karşı isteksizlik halinde ne yapılmalı?
    Çocuğun yaşı ve gelişim seviyesi bu durumu etkiler. Çocuğun yaşı küçükse ailesi ile daha fazla bir zamanı paylaştığını düşünebiliriz. Ailenin çocukla olumlu paylaşımlar yapması önemli olup, bu güzel birlikteliğin devamlı olabilmesi üzerinde durulabilir. İlköğretim çağı için bu şekilde ifade edebiliriz. Herkesin bir işi olduğu ve bunun yaşamın bir parçası olduğu ve kişilerin gelişimi ve çevremiz için bir katılımda bulunduğumuzu anlatabiliriz. Bu paylaşımlarında insanları mutlu ettiğini anlatabiliriz. Diğer kişilerin mutluluk ve huzuru ile bizimde mutlu olabileceğimiz hususu üzerinde konuşmamızı inşa edebiliriz. Bu nedenle herkesin üzerine düşen görevi olduğunu ve kendisininde okula gitmek ve derslerine hazırlanmak gibi bir görevi olduğunu kavratmamız gerekir. Önümüzdeki günlerde yine birlikte güzel tatil planları yapılabileceğinden söz edilebilir. Bunun dışında tatillerin çalışma sonunda elde edilince tatlı ve zevkli olduğu; eğer her zaman tatil durumunda olsak tatil yapmanın bu kadar anlamlı ve güzel olmayacağı fikri benimsetilip, çalışmanında kıymeti bilinecek bir durum olduğu kavratılmalıdır. İleri yaş grubunda ise gençler daha çok arkadaşları ile paylaşım içinde oldukları için aileden ayrılıp, okula başlama bu anlamda fazla sorun oluşturmayacaktır.

    Röportaj: Meliha ÜÇEL
    Kaynak: anneboyutu.com

    loading...