Stres; Onsuz da Zor, Onunla da

    Stres; Onsuz da Zor, Onunla da
    336x280 Reklam Alanı !

    Kimine göre, stres, varlığımız için dışardan gelen bir tehdittir. Yaşamımızın sıkıntıları, dertleri, çilesidir. Bu anlamda stres, pasif bir kavramdır ve bizim etki alanımızdaki bir durum değildir. Çoğumuzun iş yaşamındaki zorluklar, finansal sorunlar, çocuklarımız hakkındaki endişelerimiz, streslerimizden birkaçıdır. Bazıları ise stres derken, zaman zaman sıkıntı ile gelen nefes darlığını, kalp çarpıntısını, mide ağrısını ya da mide kasılmasını, yorgunluk durumunu, bütün bunların sonucunda demoralize ruh halini kastetmektedir. Stresin bugünkü tanımı ise daha fazlasını içermektedir.

    Yaşamımızı bir oranda tehdit eden dış olaylar, bizim için bir fizik yüklenmedir ve organizmamız bu zorlanmaya bir biçimde yanıt vermeye çalışır. Ancak organizmamızın verdiği yanıt da ayrı bir sorun oluşturur. Organizmanın, kendini zorlayan durumla baş etmeye çalışırken gücünün nihayet bir sınırı vardır ve güç tükenebilir. Bu durumda organizma inişe geçmiştir, daha açık söyleyişle muhtemelen bir hastalık ortaya çıkaracak demektir .

    Karlı dağ yamacındaki kaloriferli evimizde oturduğumuzu düşünelim. Nasılsa kalorifer bozulur, başka ısınma aracımız da yoktur. Oda sıcaklığı eksi 10 dereceye düşer ve elbette üşürüz. Ya üst üste battaniyelere sarılır, bir köşeye sineriz ya da sürekli hareket ederek bedenimizi ısıtmaya çalışırız. Hangi yöntemle olursa olsun, stresle baş etmeye çalışırken yorgun düşeriz, sinirli oluruz. Bu durum organizmamız için bir stres, bir zorlanmadır. Bedenimiz gene de 36,5 santigrat olan sıcaklığını muhafaza etmeye çalışır. Dışarıdaki soğuk zorladıkça, organizmamız, sırası ile bütün rezervlerini devreye sokar. Üşümeye, titremeye, ısınmak için salonda koşmaya, hoplayıp zıplamaya başlarız. Sonunda bedenimiz yorulur, vücut ısımız düşmeye başlar. Artık hastalandık demektir. Başka çaremiz kalmadıysa donarak ölürüz. Elbette her stres böyle acıklı bir biçimde sonlanmaz; organizma, zorlayıcı nedene karşı bütün gücüyle savaşır. Savaşma gücü yoksa stresten kaçmayı dener. “Savaş veya kaç” canlının strese verdiği ilk yanıttır ve amacı canlılığı korumaktır.

    Daha kötüsü, stres karşısında canlının ne savaşacak ne de kaçacak gücü bulamamasıdır. Bu canlı için tehlike demektir. Bir ordu düşmanla karşılaşırsa savaşır, eğer gücüne güvenemezse geri çekilir veya kaçar. Eğer kaçamıyorsa mutlaka savaşır; kazanır veya kaybeder. Kaybetmeye yöneldiyse, bütün yedek kuvvetlerini savaşa sürer; bu da yetmezse düşman tarafından esir alınır. Stres karşısında canlının durumu da böyledir. Stresten kaçabilirse kaçar. Kaçamazsa savaşır, yener veya yenilir. Yenilmesi hastalık demektir.

    Çevremizdeki dünyanın giderek artan hızı içinde, karşımıza çıkan her türlü sorunla başa çıkmaya çalışırız. Ancak tüm gayretlerimize rağmen sıkıntılarımız bitmez, sıkıntılarımızın birini çözerken başka bir sıkıntı ortaya çıkar. Bu koşturmaca içinde, aile fertlerimizin, iş arkadaşlarımızın ihtiyaçlarını ya da taleplerini karşılamaya çalışırken bir yetersizlik, güvensizlik duygusuna kapılırız. Böyle bir durumda stres altındayız demektir. Gücümüz tükendiğinde ise streslenmişiz demektir.

    Bu durumda içinde bulunduğumuz stres, ne savaşabileceğimiz ne de kaçabileceğimiz düşmanımız olmuştur. Dış olaylar kontrolümüz altında değildir ve bedenimizin içgüdüsel, irade dışı yanıtlarının üstesinden gelemeyiz.

    Ancak stresi böyle görmemeliyiz. Stres, yöntemini bilmek koşuluyla korunabileceğimiz bir düşmandır. Ancak bu bakış açısına sahip olursak, stres ile baş etme gücüne sahip olabiliriz. Örnekleyecek olursak, bir zorlanma karşısında, kalbimiz rahatsız edici bir hızla çarpmaya başladığında, bedenimizin bir yerlerindeki şalteri indirip çarpıntımızı giderme şansına sahip değiliz. Ancak gene de yapabileceğimiz, uygulayabileceğimiz, üstelik birden çok çare vardır ve ararsak bu çareleri buluruz ve öğreniriz. Bu, stresle baş etmeyi öğrenerek sağlığımızı koruma ve daha iyi sağlığa ulaşma yöntemidir.

    Yaşam olaylarının, ruhsal bozukluk ortaya çıkardığı ya da geçirilmiş ruhsal bozuklukları alevlendirdiği; ruhsal bozukluk konusunda yatkınlığı olan kişilerde de ruhsal bozukluğun ortaya çıkışını tetiklediği, tıp tarihinden bu yana bilinir. Aynı biçimde, stres, genel başlık olarak adına “psikosomatik bozukluk” dediğimiz hastalıkları ortaya çıkarmakta ya da belirtilerinin artmasına yol açmaktadır. Örneklemek gerekirse, hipertansiyon, mide ülseri, çoğu cilt bozuklukları gibi hastalıklar, bedensel bir hastalık olmakla birlikte, oluşumunda ruhsal nedenlerin, streslerin etkili olduğu bilinmektedir. Kişinin ruhsal sağlığını etkileyen yaşam olayları, genelde olumsuz niteliktedir. Eşten ayrılma, işten atılma, işsizlik, yakınların rahatsızlığı ya da ölümü, iflas etme, haksızlığa uğrama, hastalık geçirme gibi yaşam olayları örnek verilebilir. Çok daha az olasılıkla, ilk bakışta kişi için olumlu görünen bir olay, mesela piyangodan yüklü bir para çıkması da bir hastalığı tetikleyebilir.

    Stresle baş edebilmek için öneriler

    Tekrar vurgulamak gerekirse, stres durumunda organizma gerginlik içine girmektedir. Böyle bir durum ise organizma için yorucudur ve sonucu hastalık olur. Bir ordunun sürekli alarmda kalması nasıl ki olmaması gereken bir durumsa, organizmanın da bu alarm durumundan en kısa zamanda kurtulması gerekir. Organizma ya savaşacak ya da stressör etkeninden kaçacaktır. Ama kaçmak çoğu zaman mümkün değildir; o halde organizma başka çareler üretmek zorundadır

    Stres konusunda hepimizin başvurabileceği, birden çok fazla çare, koruyucu ve tedavi edici teknikler mevcuttur. Bunlardan başlıcaları,

    Hayata karşı olumlu bir tutum benimseyin,

    Her şeyi kontrol edemeyebileceğinizi kabul edin,

    Gevşeme tekniklerini öğrenin ve uygulayın.

    Düzenli olarak egzersiz yapın,

    Sağlıklı ve dengeli beslenin,

    Yeterince uyuyun ve dinlenin,

    Stresinizi azaltmak için alkol ve/veya sigaradan yardım beklemeyin; sigara ve/veya alkole sığınmayın.

    Sosyal bir çevre edinin,

    Zamanınızı etkili şekilde kullanmaya çalışın.

    www.celikkol.org

    loading...