Utangaçlık – Utanmazlık – Çekingenlik

    Utangaçlık – Utanmazlık – Çekingenlik

    Başlığımda kullandığım terimler günlük hayatımızda sıkça karşımıza çıkıyor. Çocuk,ergen ve yetişkin yaşantısında olmazsa olmaz kadar da etkili olup, hayatımıza yön veriyorlar. Hepimiz toplumun birer parçası olduğumuz için hem biz; hem de diğer bireyler birbirimizi etkiliyoruz. Bu etkiler, yukarıdaki terimlerin kendini ifade etmeleri ile olumlu ve olumsuz olabiliyorlar.

    Toplumun kabul ettiği davranışlar, insanlarda rahatlık duygusu vererek, onları stressiz şekilde yaşamamıza olanak sağlıyor. Toplum tarafından kabul görmeyeceğine inandığımız duygularda, davranış haline gelmeden, eylemsiz olarak sadece düşüncede kalabiliyor. Düşünce halinde kalan duygularda, çevreye çok olumsuz olarak yansımayabiliyor. Belki kişinin kendisinde davranış haline gelmeden ölçme ve tartma durumu yaratabiliyor.Bu da kişinin hep idinin ya da egosunun isteklerini yapmaktan alıkoyuyor. Burada süperego devreye giriyor.”Davranışlarını gözden geçirmelisin,uygularsan yanlış yaparsın, toplum hoş karşılamaz” gibi.
    Utanma eylemi kararında olursa, çok insansı bir davranıştır. Kişinin kendi duygu ve düşüncelerini gözden geçirdiği, kontrol edebildiği duygusunu yansıtır. Toplumu ve toplum kurallarını hiçe saymadığını gösterir. Kurallar, toplumda huzurlu yaşayabilmenin uyulmazsa uyulmazıdırlar. Bunun yanında yaptırımı fazla ya da çok fazla etkin olmayan örf, adet, gelenek ve görenekler de vardır. Toplumdan topluma etki ve önem dereceleri farklı olabilir. Zamana göre değişiklik gösterebilirler.

    Utanmazlık kavramını ele aldığımızda, toplum tarafından hoş karşılanmamasının ötesinde artık kişinin karakterini de ifade eden bir biçime dönüştüğünü görürüz. Utanmazlık, artık, birçok şeyin aşıldığı, kişi ile bütünleşmiş, artık ondan olumlu bir davranışın beklenmediği bir karakter yapısını çizer. Bu yapı ,kişinin kendisi ve çevresi ile hiç bir şekilde olumlu iletişim kurulamayacağının göstergesi haline gelmiştir. Çünkü bu tip insanlar için ilkel benlikleri önemlidir. İnsani özellik göstermezler. Kendilerini dünyanın merkezinde görürler. 3 yaşlarındaki ben merkezci eğilimden çıkamamışlar, bu gelişim döneminde takılıp kalmışlardır. Bu kişiler ruhsal açıdan mutlaka değerlendirilmelidir.

    Dengesiz ruh halleri, küçük yaşlarda farkedilmeli ve gereken önlemler alınmalıdır. Çünkü, erken yaşlarda önlem alınmazsa; minik birey büyüyecek, aile kuracak; eşini ve çocuklarını mutsuz edecek, çok hayatlar karartacaktır. Denize atılan taş gibi, halka halka her bir bireyİ ve toplumun diğer bireylerini de; toplumsal hayatta, iş hayatında, aile hayatında etkileyecektir. Utanmaz kişiler için diğer kişilerin hiç bir önemi yoktur. Onlar için ahlaki değerler sistemi çökmüştür. Diğer kişilerin hakları, hukukları yoktur. Bu anlayış içinde oldukları için diğer kişilere gerçek bir bağlılık gösteremezler. Kendileri içinde çatışma yaşarlar. Hayatı anlamlandıramazlar. Hayat ve yaşanan hayattan zevk alma, başkalarını da düşünerek mümkün olur. Yaşam etki ve tepkiler üzerine kurulmuştur. İyi ve pozitif enerji verme kişinin karşısındakini mutlu ettiği kadar kendisini de mutlu eder. Normal şartlarda olan ve olması gereken de budur, zaten. Olumlu yaklaşım, karşınızdaki kişi tarafından negatif değer buluyorsa; bu durum o kişiden kaynaklanmaktadır. Mutlaka ruh sağlığı açısından değerlendirilmelidir.
    Utanma ve utanmama durumu kişinin kendisini nasıl hissettiği ile de alakalıdır. Bireyin kendisini normal ölçülerde değerli görmesi de önemlidir. Kendisini değersiz görüp; karşısındaki kişi ve olaylara da aşırı değer biçiyorsa bu durum da rahatsız edicidir. Kişiyi pasifize eder. Herbir girişimsel davranışından alıkoyar. Kendisini ifade edemez. Günümüz kendini iyi ifade edebilen insanların dünyası… Birçok bilgi, beceri ve birikimi olsa da kendini ortaya çıkarmayan insanlar, geri planda kalmakta; maddi ve manevi anlamda mutsuz olmaktadırlar. Ayrıca, bilgi ve beceriler paylaşıldıkça güzeldir. Topluma destek olmak, çalışma isteği ve zevki yaratır. Her birey, topluma kendi ölçüsünde hizmet sunarsa hep birlikte dayanışma olur. Bireyler değişik yeteneklerle toplum hayatında yerlerini almakta ve potansiyellerini yeteri kadar kullanamamaktadırlar.
    Çekingenlik durumu, aile yaşantısının etkilerinden, karakter özelliklerinden, olumsuz deneyimlerden olabilir. Çocuk eğitiminde, baskıcı tutum özellikleri,çocuğun yanlış yapmasından korkmalarla yerleşik hale gelebilir. Çocuk eğitiminde anne-babanın karakter özelliklerini çocuğa yansıtmaları ile her şeyden çekinen, arkadaşlarının yanında konuşamayan, sınıfta parmak kaldırıp, söz isteyemeyen çocuklar görürüz.
    Eski çocuk eğitiminde çocuklara hiç söz hakkı tanınmazken, modern eğitimde de anne-baba eğitiminin yetersiz olduğunu, birçok yanlışlarla dolu olduğunu görebiliyoruz. Çocuğa karşı olan davranışlarda her bir çocuğun farklı özellik taşıdığını ve homojen özellikler taşımadığını bilmek ve farkında olmak gerekiyor.

    Çocuk eğitimi ayrı bir bilim dalı; mimar, mühendis olunabilir. Ancak, çocuk gelişimi ve eğitiminde uzmanlık başka bir olaydır. Bazen aileler, çocuk girişimci olsun, çekingen olmasın diye aşırı aktiviteye yöneltebiliyorlar. Ruh hali ve çocuğun fikirleri nelerdir? neler hissediyor? sorgulamak ihtiyacı duymuyorlar. Her çocuğun farklı bir dünyası vardır ve her çocuğa aynı programı uygulayamazsınız. Çocuğa uygulanan davranışlarla ilgili olarak hep gözlemci olunmalı ve ara sıra küçük notlar bile alınmalı, gerektiğinde uzmanlarla paylaşılmalıdır.

    Çekingenlik, iletişimde engeldir ve çözülmelidir. Sosyal becerilerin kazanılması ve buna dayalı psikolojik olarak kendini iyi hissetme durumu insan hayatını her bakımdan etkiler. Yaşamda başarılı olma, iş hayatında sorunlara çözüm bulabilme, çekingenlik duygusunun giderilmesi ile doğru orantılıdır.

    Çekingen olan çocuklara uygulanan programlar değişik kademelerden oluşmalı, aşamalar başarı ile sonuçlandıktan sonra diğer aşamaya geçilmelidir. Çekingenlik, erken yaşlarda olabildiğince çözülmeli ve ergenlik çağının stresli dönemine mümkün olduğunca bırakılmamaya çalışılmalıdır. Ergenlik çağında kendini beğenmeme, arkadaşlarına fazla önem vererek, kendini değersiz bulma durumları yaşandığı için çocuklar kendilerini en erken şekilde rahat hisseder duruma gelmelidir.
    Anaokullarında, ilköğretimde, liselerde sessiz, sakin, öğretmene hiçbir sorun yansıtmayan çocuk ve gençler kabul görmekte; ilgilenilmeye ihtiyaç duyulmadığı düşünülmekte; haşarı ve problem yaratan çocuklarla ilgilenilmektedir. Ancak, bu sakin çocukların da ilgi gösterilmeye ihtiyaçları vardır. Sessiz, çekingen çocuklar sınıfta sorun yaratmasalarda kendi içlerinde duygularının anlaşılmaya ihtiyaçları vardır. Öğretmen fırsat yaratarak,çekingen çocukları yüreklendirmeli, özel olarak ilgilendiğini hissettirmelidir. Onları önemsediğini, sınıf içinde kaybolup, gitmediklerini ve değerli olduklarını hissettirmelidir. Aile, mutlaka sınıf öğretmeni, danışman öğretmenle sıkı ilişkiler içinde olmalı; çocuklarının özel durumunu paylaşmalıdır.
    Çekingenlik, kişinin özgüven duyguları ile ilgilidir. Özgüven kazandırma çalışmaları yapılmalıdır. Bu çalışmalar, çocuğun kaldıramayacağı ağırlıkta ya da yetersiz olmamalıdır.

    Özgüven, yanlış aile tutumları ile farkında olmadan yok edilebilir. Her aile çocuğu için elinden geleni yapmalı, geleceğini iyi bir şekilde planlamalı, kendi tutumlarında yanlışa yer vermemeye çalışmalıdır.

    ÖZNUR SİMAV

    loading...